Gelin bugün biraz Antalya CHP siyasetinden uzaklaşalım. Orada süreç mecrasında akıyor zaten. Merkez ilçelerde Ümit UysalSemih Esen rekabeti tam gaz devam ediyor. Muhittin Böcek de oyuna dahil olmak için en doğru zamanı, muhtemelen de il kongresi, bekliyor.

Antalya için, şimdilik, bu kadar bilgi yeter. Ayrıntılarını daha sonra konuşuruz.

CHP içerisinde başlayan ‘değişim’ tartışması, dünkü Ekrem İmamoğlu’nun açtığı iktidaricindegisim.org sitesi üzerinden açıkladığı manifesto ile yeni bir evreye girdi. Bu açıklama ile İmamoğlu, ‘değişim’ sözcüğünün altını doldurmaya başladı.

Özet olarak İmamoğlu; 2018 sonrası yaşanan ‘birleşe birleşe kazanacağız’ söyleminin kazanımlarını önemli bir tecrübe olarak görüyor. Sonrasında ise bu sürecin kazanımlarının bir ‘iktidar’ başarısına dönüştürülemediğini ifade ediyor ve ‘değişim fırsatı kaçırıldı’ diyor. Toplumun muhalefetten değişim beklediğini, bu değişimin adresinin de CHP olduğu vurgusunu yaparak, insanları değişim ile ilgili görüş ve önerilerini kendilerine iletmeye davet ediyor.

İmamoğlu’nun manifestosunun ardından, siyasi birikim ve siyaset felsefesi yaklaşımına çok değer verdiğim bir dostum ile bir değerlendirme sohbeti yaptık. Dostumun ana ve etkilendiği konu, İmamoğlu’nun partili partisiz tüm insanları, değişim konusundaki düşüncelerini yazmalarını isteyerek, sürece dahil etme stratejisiydi. Kendisi bunu ‘makro siyasetten, ‘mikro’ siyasete geçiş olarak tanımlıyordu ve -tahminimce de- olumluyordu.

Cidden siyaset bilimi açısından oldukça önemli bir çıkarım bu makro siyasetten mikro siyasete geçiş. Hatta ilk etapta kulağa da çok hoş geliyor, zira hepimizin çoğulcu katılımı teşvik eden bir yaklaşım var.

Dostum bu açıklamayı yaptıktan sonra ona şu soruyu sordum: “Bu aynı zamanda siyaseti ortalamaya indirgemek değil mi? Çünkü gelecek olan cevaplarda en az sayıda ifade edilenler elenecek, en çok kabul görenler işlev kazanacaktır.” Bu soruyu sordum, çünkü şayet değişimin dinamikleri siteye gelen değişim önerileri üzerinden biçimlenecekse bu bir anlamda toplum ortalamasını almak anlamına da geliyor. Dostum da haklı olarak, “Kılıçdaroğlu da bunu yapmadı mı? Ortalamayı yakalamaya çalışmadı mı?” diye sordu.

Evet, Kılıçdaroğlu da bunu yapmıştı. Önce parti içi kadroları ortalama bir düzeye çekmiş, ardından da ortalama isimlerin ürettiği ortalama siyasetlerle CHP’nin rotasını sağa döndürmüştü. Bu rotanın sağa çevrilmesi altılı masa ile sonuçlanmış, somut sonucunu da Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en gerici Meclisinin oluşması ile vermişti.

Diyeceksiniz ki sol da Kılıçdaroğlu’na destek vermişti. Haklısınız. Sol da Kılıçdaroğlu’na destek verdi. Ama verdiği desteğin tek motivasyon kaynağı Saray rejiminin bitmesiydi. Oysa sağ, Kılıçdaroğlu ile aynı masada siyasal bir program üretmişti. Şayet Saray rejimi motivasyonu olmasaydı sol, bu CHP ve Kılıçdaroğlu’na, bu programla destek vermezdi.

Yukarıdaki iki paragraf, ortalamanın ülkemiz siyasetinde son 5 yılda üretilen pratik sonucu. Bunun bir de düşünsel boyutu var.

Siyaset de, bilim ve sanat gibi toplumun bir adım önünde gitmesi gereken bir kurum. Bu siyasetin doğası gereği var olan bir durum. Çünkü toplumsal ilerlemeler, sanat ve bilim eli ile üretilen değerlerin siyaset kurumu aracılığıyla, topluma yayılması ile gerçekleşiyor. Siyaset kurumu, kültürel gelişimi, değişim değil, ne kadar topluma aktarabilirse, toplumsal gelişim de o kadar başarılı oluyor. Bu da siyaset kurumunun ve onun doğal kurumları olan patilerin toplumun ortalamasında değil, toplum ortalamasını yükseltecek bir pozisyonda olmasını zorunlu kılıyor. Zira toplum ortalamasında kalan bir parti, gelişimi yakalayamayacağı için son tahlilde gericileşmek zorunda kalıyor. Avrupa sosyalist ve komünist partileri bu konuda en iyi örneklerdir.

İmamoğlu’nun yapmaya çalıştığı şey, değişimi tanımlamaktan öte, değişimi topluma tanımlatarak demokratik bir kılıf içerisinde değişimi ‘ortalamaya’ oturtma çabası. Söz konusu sözcük gelişim değil de değişim olunca bu da anlaşılabilir bir durum. Ama atlanan bir nokta var. Türkiye toplumunun en iyi ortalaması Recep Tayyip Erdoğan’dır ve kendisi de bunun farkında olduğu için 20 yıldır her seçimde ortalamaya oynayarak seçim kazanıyor.

Daha önce de yazmıştım. Demokrasi sadece sandığa indirgenemez. Sadece sandığı demokrasi sayarsanız, ortalamaya mahkum olursunuz.

Tahminimce İmamoğlu hem CHP’yi hem de Türkiye’yi ortalamaya mahkum etmeye hazırlanıyor.