Antalya
23.10.2016
A
RÖPORTAJ
Umudu boşa çıkarmayacağız
Umudu boşa çıkarmayacağız

Antalya Barosu’nun çiçeği burnunda başkanı Polat Balkan, avukatlık yapmanın hiç bu günlerdeki kadar zor olmadığını söyledi. Baroda bir umudun yeşerdiğini belirten Polat, “Bu umudu boşa çıkarmayacağız” dedi. Antalya Barosu’nun çiçeği burnunda başkanı Polat Balkan’la baro seçimini, avukatların mesleki sorunları ve Türkiye’nin hukuk problemlerini konuştuk. Cumhuriyet tarihi boyunca avukatlık yapmanın en zor olduğu sürecin yaşandığını vurgulayan Balkan, “Bu ağır koşullarda barolara düşen görev neyse onu yaptık, onu yapacağız. Bir umudun yeşerdiğinin de farkındayız. Bu umudu boşa çıkarmayacağız” dedi.  Türkiye’de hiçbir zaman hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının istenen düzeyde yerleştirilemediğini dile getiren Balkan, “Yine de iyi kötü, kör topal ilerleyen bir sistem vardı. Son yıllarda ne yazık ki kör topal ilerleyen bu sistemden de uzaklaştığımız görülüyor. Bu manzara benim içimi çok acıtıyor. Ülkem adına, halkımız adına içim acıyor” diye konuştu.    Röportaj: Mustafa Koç Yeni göreviniz hayırlı olsun. Seçimi epey bir oy farkıyla kazandınız. Nasıl oldu bu? Biz bir araya ilk gelen, seçim çalışmalarına ilk başlayan ekibiz. Öncelikle bizi bir araya getiren değerleri, ilkeleri meslektaşlarımızla paylaştık. Yine de bu süreçte 15 Temmuz kanlı darbe girişimiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Hepimiz ülkemiz adına çok üzüldük. Enerjimiz düştü, ama bir yandan da yaşam sürüyordu. Avukat arkadaşlarımıza verdiğimiz sözler vardı. Çalışmalarımızı kaldığımız yerden yeniden başlattık. Bu arada toplu avukat gözaltılarıyla karşılaştık. Aday olan tüm arkadaşlarım Antalya Barosu başkanlığını hak eden, bu işi de gereği gibi yapabilecek niteliğe, donanıma sahip arkadaşlarımdı. Oy farkı demiştik… Birlikte yola çıktığımız arkadaşlarımız baronun mutfağından gelen arkadaşlardı. Oy farkına belki bir şekilde yıllardır Antalya Barosu’nun kurullarında esaslı ve samimi bir şekilde çalışıyor olmamız etkili olmuş olabilir. Hiçbir hesap kitap gütmeden, hiç bir siyasi ayrım gözetmeden, içtenlikle sorunlara çözüm arayışında olmamız da ikinci bir etken teşkil edebilir. Bir de belki iyi çalışmışızdır. Yeni yönetim olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Yaşama bakış açımız, yaşam felsefemiz belli. Atatürk ilke ve devrimleri, Cumhuriyetin temel kazanımları, hukukun üstünlüğü, insan hakları için mücadele, bizim temel değerlerimiz. Avukatların içinde bulunduğu koşullar çok zor, can yakıcı. Bunlarla boğuşuyoruz, saygınlığımız her geçen gün daha da törpüleniyor. Çalışmalarınızda neye ağırlık vereceksiniz? Avukatlık yasasındaki son değişiklik ciddi bir değişiklik. Bu değişikliğin yapıldığı 2001 yılından bu yana avukatların günlük yaşamda karşılaştıkları problemlerin, boğuştukları ekonomik sorunların, mesleğin diğer sorunlarının çözümüne ilişkin hiçbir çözüm üretilmedi. Emeğimizin ve enerjimizin odaklanacağı yer öncelikle buraya, meslek sorunlarımızın çözümüne yönelik olacaktır. Mevcut yargılamalar konusunda neler düşünüyorsunuz? Bizim temel çıkış noktamız kim olursa olsun bir hak ihlalinin yaşanmaması. FETÖ ya da PKK davalarına giren avukatlara psikolojik baskı yapılıyor, avukatlar davalara girmeye korkuyor deniyor. Doğru mu? Diğer kentlerdeki durumu bilmemiz, avukatların içinde bulunduğu psikolojiyi yakından gözlemlememiz mümkün değil. Ancak, Antalya Barosu avukatları özel avukatlardır. Temel değer yargılarında ortaklaşabilen cesur avukatlardır. O anlamda mağdurun kimliğine, aidiyetine vesaire bakmadan, “Hiç kimse avukatsız kalmamalı” şiarıyla, soruşturma konusu ne olursa olsun hukuka uygun yürütülmesi için avukat yardımından herkesin yararlanması düşüncesinde birleşmiş cesur avukatlardır. O nedenle Antalya’da çok özel bir durum olduğunu düşünmüyorum. Avukatlar görev yaparken ne kadar özgürler? Bu konuda sıkıntılar var mı? Türkiye geneli için konuşursak, Türkiye Cumhuriyeti’nde avukatlık tarihinin en zor döneminden geçiyoruz. Ama biz Antalya özelinde elimizden geldiğince olmamız gereken yerde olmaya çalışıyoruz, yapmamız gerekenleri yapmaya çalışıyoruz. Antalya’da bu tür bir dayanışma oluşmuş durumda. Türkiye’de yargı bağımsızlığının tehdit altında olduğundan söz ediliyor. Bu doğru mu? Yargı nereye gidiyor? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde klasik anlamda hiçbir zaman hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı istenen düzeyde yerleştirilemedi. Yine de iyi kötü, kör topal ilerleyen bir sistem vardı. Son yıllarda ne yazık ki kör topal ilerleyen bu sistemden de uzaklaştığımız görülüyor. Bu manzara benim içimi çok acıtıyor. Ülkem adına, halkımız adına içim acıyor. OHAL ve KHK’lar, darbe tehlikesi, terör olgusu gibi nedenlerle gerekçelendiriliyor. Darbelerle hesaplaşmanın yolu hukuka uygun olmalıdır. Bugüne kadar zaten hukuka uygun hesaplaşamadığımız için, her 10 yılda bir darbe girişimine alıştık. Burada da benzer kaygıları taşıyoruz. Fetullah Gülen örgütünün ne kadar tehlikeli bir örgüt olduğunu anlamak için 15 Temmuz’u beklemek gerekmiyordu. Bu tehlikeyi İlhan Selçuk yazdı, Uğur Mumcu yazdı. Belki de FETÖ’nün terör örgütü olduğuna ilk dikkat çeken Necip Hablemitoğlu oldu. Bunlar, FETÖ’yü görmek isteyenin kolaylıkla görebileceği, ona göre de önlem alabileceği uyarılardı. Önlem alınsaydı bu kanlı darbe girişimi yaşanmazdı. Ama bu madalyonun bir yüzü. Madalyonun diğer yüzünde ne var? Madalyonun diğer yüzünde soruşturma konusu ne olursa olsun, soruşturmaların evrensel hukuka uygun şekilde yapılması gerekliliği var. Soruşturmalarda hukuka uygunluğu atlarsanız yeni mağduriyetler yaratırsınız. Şu ana kadar gözlemlediklerimiz son derece üzücü şeyler. Antalya özelinde bu tür “üzücü” şeyler yaşanıyor mu? “Twitter’de filan kişiyi neden takip ediyorsun?”, “Bu twiti neden paylaştın?”, “Filan bankada neden hesabın var?”, “Bu derneğe niye üyesin?” benzeri sorular, ifadelerde, sorgu tutanaklarında çok sık karşımıza çıkıyor. Bu tür uygulamalara çok sık tanık oluyoruz. Buralardan hukuka uygun, doğru şeyler çıkmaz. Bu uygulamanın perde arkasındaki akıl umarım bir an evvel hukuka uygun davranılması gerektiği noktasına varır ve buna uygun adımlar atılır. Aksi halde etkili hukuk yolları ortada kalmadığı için doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurular gündeme gelecek, ülke olarak altından kalkılması çok zor olan tazminatlar ve başka siyasal yaptırımlarla yüz yüze geleceğiz. Geçtiğimiz günlerde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkan Yardımcısı Münip Ermiş, ÖDP il eski başkanı Zeynel Abidin Ergen FETÖ soruşturması kapsamında, yine geçtiğimiz günlerde ÇHD üyesi Özden Saldıran PKK’ya kuryelik yaptığı iddiasıyla gözaltına alındı. Bu gözaltılar tuhaf değil mi? Sözünü ettiğiniz meslektaşlarımızın dışında bu soruşturma içinde geçmemesi gereken başka arkadaşlarımız da var. Soruşturmaların daha özenli, daha titiz yapılması gerekirken böyle olmuyor, bu tür tuhaflıklar ortaya çıkabiliyor. 15 Temmuz’da gerçekten büyük tehlike atlattık. Ama bu kadar tehlikeli bir örgütle hesaplaşırken yeni mağduriyetler yaratılmamalı. FETÖ’yle ilgisi olmayan insanların o soruşturmaya dahil edilmesi kabul edilemez. Baro olarak bu tür konularda neler yapıyorsunuz? Antalya Barosu başından sonuna süreci takip etti. Özden Saldıran arkadaşımızı geçtiğimiz gün ziyaret edip, ilaçlarını götürdük. Diğer arkadaşlarımızı da yalnız, avukatsız bırakmadık. Sabahın ilk saatlerine kadar sorgularda görevimizi yerine getirdik. Kamuoyuyla bu bilgileri paylaştık. Tek istediğimiz şu: Bu soruşturmalar hukuka uygun şekilde yapılsın, iddianame ortaya konulsun. İddianame ortaya konulsun ki kim neyle, hangi kanıtlarla suçlanıyor belli olsun. Herkes ona göre savunmasını geliştirebilsin. Avukatların dışında diğer insanların da mağduriyetleri söz konusu. SGK kaydı olduğu için tutuklanan gazeteciler var… Elbette. Hatta simgesel bir örnektir; Tunceli Üniversitesi öğretim görevlilerinden Canan Badem, “Marksist ya da ateist olmak Türkiye’de ilk kez işe yaradı” dedi. FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan Badem, ifadesinden sonra serbest bırakıldı; ne var ki ihraç edildi. Benzeri yüzlerce, binlerce örnek oluşmaya başladı. Okuma yazması bile olmayan yaşlı amcaların, teyzelerin ByLock kaydı bulunduğu gerekçesiyle ifadeye çağrıldığını öğreniyoruz. Cezaevlerinde neler olup bitiyor? Baro yönetimi olarak Antalya L Tipi Cezaevi’ne gittik. Cezaevinde yaşanan sorunlar, özellikle avukat-müvekkil görüşmelerinin hem ortam, hem de bekleme süresiyle ilgili temel bazı sorunlar var. Bunu cezaevi müdürüyle konuştuk. Karşılıklı notlarımızı aldık. Önümüzdeki günlerde bunların çözümüyle ilgili adımlar atmaya başlayacağız. Hemen ardından Antalya Cezaevi’nde tutuklu bulunan 10 meslektaşımızla bire bir görüştük. Tutuklulardan işkence şikayetleri var mı? Avukat meslektaşlarımızdan bu yönde bize verilen bir bilgi olmadı. Diğer tutuklulardan da bize yansıyan bir şey yok. Ancak daha önceki dönemde insan hakları kurulumuzun bir çalışması vardı. Onlar bildiğim kadarıyla bir cezaevi raporu hazırlamışlardı ya da bu raporu bitirmek üzereler. O raporu henüz inceleme fırsatım olmadı. Vurgulamak istediğiniz bir şey var mı? Üzerimize yüklenen sorumluluğun, ateşten gömleği giydiğimizin farkındayız. Önce de söylemiştim; Cumhuriyet tarihi boyunca avukatlık yapmanın en zor olduğu süreci yaşıyoruz. Bu ağır koşullarda barolara düşen görev neyse onu yaptık, onu yapacağız. Bir umudun yeşerdiğinin de farkındayız. Bu umudu boşa çıkarmayacağız.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: