Antalya
09.06.2022
A

Sonda söylenecek sözü girişte ifade ederek girelim yazıya. Sanatın başat ölçütü, ne söylediğinden çok nasıl söylendiğidir.

 

Antalya Musiki Derneği’nin Sezon Sonu Konseri 02 Haziran 2022’de Atatürk Kültür Merkezi’nin Perge salonunda gerçekleşti. Şef Volkan Kırımlıoğlu’nun yönetimindeki koro birinci bölümde Ferahfeza makamında ikinci bölümde ise Hicazkâr makamında eserler ve köçekçelerle musiki sevenlerle buluştu. 

 

Birinci bölüm: Ferahfeza

Günümüz bestecileri tarafından kullanılmayan bir makam olduğu için kısaca Ferahfeza makamından söz etmemiz gerekir.

 

Terkibi, Hammamizâde İsmail Dede Efendi’ye dayandırılan Ferahfeza makamı, aslında Dede Efendi’den önce III. Selim döneminde Vardakosta Ahmet Ağa (Ölümü 1794) tarafındanibdâ edilen bir makamdır. Ancak Dede Efendi son şeklini vermiş başka bir ifade ile yeniden ibdâ etmiştir.

(İbda: özgün eser;  meydana getirmek, üretmek, ortaya çıkarmak; ibda etmek, eşi benzeri bulunmayan, tamamen yeni ve farklı bir eser meydana getirmek demektir.)

 

Ferahfeza makamı, Türkiye’nin modernleşme macerasının en başarılı olduğu alan olan musikideki modernleşme çabalarının mükemmel bir örneğidir. Bu çalışmada, Dede’nin musiki anlayışının ve başlı başına bu makamı ibdaının Türk musikisinin modernliğinin entelektüel temellerini oluşturmaya muktedir olabileceği fikri savunulmaktadır kaynaklarda.

 

Ruhuna kulak verip özünü duymak, kendinde kaybolarak kendini bulmak isteyenlerin makamıdır Ferahfeza. Ruhsal dinginlik yahut bir tür arayış seremonisinin değişmez musikisidir Ferahfeza.

 

İşbu sebeple Mevlevi ayinlerinde genellikle bu makam üzre sema edilir. Çileye çekilen tefekkür ehlinin daim kulağındadır bu ezgiler.

 

Ferahfeza, içerisinde birkaç farklı geçiş barındıran sihirli bir terkiptir. Onda ne Hüzzam'ın sitemkâr hüznünü ne de Kürdili Hicazkâr’ıncoşkulu ritmini duyumsarsınız. İnce bir ip üzerinde yürümek gibidir Ferahfeza. Bir an düşecekken aniden göğe yükselmeye başlar, akabinde derin bir boşlukta salınırken bulursunuz kendinizi; sonra çiçekler açar ve yıldırımlar çakar...

Konser Dede Efendi’nin üç eseriyle başladı. “Ey kaşı keman tir-i müjenin canıma yetti” (Beste), “Bir dilber-i nadide, bir kamet-i müstesna” (Ağır Semai), “Bu gece ben yine bülbülleri hamuş ettim”(Yürük Semai)

 

Ferahfeza Takımın hikâyesi:

1249 Hicret yılının Ramazan ayının ilk günü, 1834 Miladi sene Ocak ayının on birinci gününe rastlamıştı. Bu kış ramazanının bir gecesinde Hammamîzade

İsmail Dede ile arkadaşları, Topkapı Sarayı’nın arkasındaki Serdap Kasrı’nda (bu

Kasır Rumeli demiryolu yapılırken yıktırılmıştır.) toplanmışlar, Padişah Sultan

Mahmut’un huzurunda Arazbar-Bûselik faslı yapmışlardı. Fasıl bittikten sonra

 

Sultan Mahmut, sazende ve hanendeleri şu sözlerle tebrik ve teşvik etmişti. “Bu gece pek tatlı bir vakit geçirdim kendimi âdeta Cennet’te sandım… Arazbar-

Bûselik faslı şimdiye kadar bu derece parlak okunup çalınmamıştır ancak,

Mevsim-i Nevrûz erişti geldi eyyam-ı bahar sözleriyle başlayan kâr, amcam

Sultan Selim’in tahta çıktığı yılın baharında, Çağlayan Kasrı’na gittiği gün okunmak üzere bestelenmiş bir eser olduğundan böyle kış ortalarında okunması bana biraz mevsimsiz gibi geldi. Dedem Ferahfeza makamında bu

kasr için kâr’ı ile beraber senden mükemmel bir fasıl isterim. Haydi, göreyim seni Bayram ertesine kadar hazır olsun İnşallah yine burada dinlerim…”der.

 

“Ramazan’ın yarısı geçmiş, kaybedilecek vakit yoktur. Dede bayram ertesi istenileceği şüphesiz olan Ferahfeza kâr için önce bir güfte hazırlar. Bunu besteledikten sonra, “Ey kaşı keman tir-i müjencânıma geçti” mısrası ile başlayan Beste’yi ,”Bir dilber-i nâdide, bir kamet-i müstesna” ve “Bu gece ben yine bülbülleri hâmuş ettim” sözleri ile başlayan ağır ve yürük semaileri besteler. Tanburî Musahip Zeki Mehmed Ağa da güzel bir peşrev ile saz semaisi yapmış ve bestelenen bu eserler geceli gündüzlü çalışılarak hanende ve sazendelere geçilmiştir.

 

Nihayet beklenen gece gelir. Serdap Kasrı o gece rengârenk fenerlerle, kandillerle donatılmıştır. Sultan Mahmut, yanında Damat Said Paşa olduğu halde memnun, sevinçli, heyecanlı kasra gelir. Musahip Said Efendi’nin bazı güzel fıkra ve hikâyeleri padişahı bir kat daha neşelendirmiştir. Nihayet adet olduğu üzere serilen ehramlar üzerinde hanende ve sazendeler yerlerini aldılar ve o gece Ferahfeza faslı peşrevi ile ağır ve yürük semailer, şarkılar ve saz semaisiyle en güzel, en mükemmel şekilde çalınır ve söylenir.

 

Sultan Mahmut bundan son derece memnun olmuştur. Dede’yi yanına çağırarak göğsüne kendi eli ile Murassa İftihar Nişanı’nı takar.

 

Birinci bölüm klasik musikimizin seçin örneği altı şarkıyla devam etti. “Endamına ram oldu gönül düştü belaya” güfte Nedim Güntel, beste İsmail Baha Sürelsan; “Bugün ey meh senin ile gidelim” (LeonHancıyan); Mehtapta güzel olur Boğaziçi âlemi (Muallim İsmail Hakkı Bey); “Dinlendi başın dün gece bir parça dizinde (Lemi Atlı); “Bülbülü hoş neva lütfunu tut reva” (Dede Efendi); “Bir verd-i rana ettim temaşa”  (Dede Efendi).

 

Bölümün Dede Efendi’nin klasik formda üç eseriyle başlayıp iki şarkısıyla bitmesi ise hoş bir sürprizdi dinleyiciler için. Malum Dede Efendi kendisinden sonra gelecek olan şarkı bestecilerinin müjdecisidir.

 

Girişte bir ifademiz vardı, ‘Sanatın başat ölçütü, ne söylediğinden çok nasıl söylendiğidir.’ Birinci bölümün klasik eserlerin gerek saz gerekse koro icrasındaki üslup musiki sevenlere tadı gönülde kalan vakitler yaşattı.

 

İkinci bölüm: Hicazkâr

Bu bölüm koronun seslendirdiği dört şarkıyla başladı. “Gel seninle yarın ey serv-i revan (Güfte: Enderunlu Vasıf, beste: Sadullah Ağa), N’olur bir an bana olsan vefakâr”(Mildan Niyazi Ayomak), “Her dilber için sinede bir yâre mi olsun” (Beste: Hasan Fehmi Mutel).

İki solist:

Konserin ilk solisti Erdem Seven güftesi Vecdi Bingöl’e bestesi Selahattin Pınar’a bir eseri seslendirdi. “Gönül derdi çekenleri gizlice yaş dökenleri”. Diğer solist Hidayet Ceylan ise güftesi Vecdi Bingöl’e bestesi Sadettin Kaynak’a ait bir şarkıyı seslendirdi. “Leyla acep neden ses vermiyor feryadıma”.

Ve koro Şevki Bey’in bir şarkısını seslendirdi. “Gönlümü duçar eden bu hâle hep”.

Köçekçeler:

Köçekçe, musikimizdeki sözlü oyun havalarına verilen addır. Köçekler ise erkek dansçılara verilen ad.

Konser birbirine bağlı olarak seslendirilen bestesi Muallim İsmail Hakkı Bey’e ait köçekçelerle sona erdi.

“Bekliyorum salınarak çık raksa hemen”, “Gece gündüz hep hayalim gözlerin”, “Melûl mahzun şu yerlerde dururum”, “Ay mı doğmuş gün mü doğmuş?”, “Yabandan geldim yabandan”, “Niçin sevdim ben seni?”, “Dağ başında ağlarım”.

Konserdeki eserlerin klasik bestelerdeki okuyuş ve saz icrası ile köçekçelerde saz icrasındaki farkları has musiki dinleyicileri anlamışlardır elbet. Günümüzde TRT’de Türk musikisi icralarında kullanılan üslup ise eski kayıtların karşılaştırması ne demek istediğimizin delilidir şüphesiz. Bu icra farkını amatör bir koronun kısıtlı imkânlarıyla bize sunan Antalya Musiki Derneği’ne ve şef Volkan Kırımlıoğlu’nane denli teşekkür etsek azdır.

 

 

Volkan Kırımlıoğlu Öz Geçmiş: 

13.07,1983 yılında Antalyada doğdu.8 yaşında kanun çalmaya başladı ve ensturuman çalışmalarına başladığı ilk aylarda İsmail Baha Sürelsan’ın yönettiği Akdeniz Üniversitesi Türk Müziği korosuna katıldı. İlerleyen yıllarda’ İsmail Baha Sürelsan Müzik Evi’nin icra heyetine İsmail Baha Sürelsan tarafından yapılmış sınavla kabul edildi ve bu yıldan vefatına kadar İsmail Baha Sürelsan’ın öğrencisi oldu.

Lise eğitimini Antalya Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde yapması nedeniyle burada Batı Müziği ağırlıklı müzik eğitimi aldı.2001 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Kompozisyon bölümünü kazandı.

Öğrenciliği sırasında Prof. Mutlu Torun’dan Türk Müziği Formları ve Analiz, Prof. Dr. Selahittin İçli’den Türk Müziği Kompozisyon ve Repertuar, Yavuz Özüstün’den Türk Müziği Nazariyat ve Solfeji, Kompozisyon, Erol Sayan’dan Türk Müziği Kompozisyon, Faris Akarsu’dan Piano, Batı Müziği Formları ve Analizi, Nail Yavuzoğlu’ndan  Armoni Konturpuan Füg, Solfej ve Orkestrasyon, Mehru Ensari’den Piano, Ferudun Öney’den Türk Müziği Nazariyatı, Solfej, Müzik Litaretürü, Oğuzhan Balcı’dan Armoni Solfej, Ayhan Gunca’dan armoni solfej, Ali Eral’dan Batı Müziği Analiz ve Kompozisyon dersleri aldı.

Lisans dersleri haricinde bu süreç içerisinde ve sonrasında Prof. Dr. Nevzat Atlığ’dan çok istifade eden Kırımlıoğlu iki sene boyunca girdiği bütün ders ve çalışmalarda repetitörü olarak bulundu.

2005-2006 bahar döneminde İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Kompozisyon bölümünden mezun oldu. Yüksek Lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesinde tamamlayıp doktora eğitimine Necmettin Erbakan Üniversitesinde devam etmektedir.

2009 yılında Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarında Öğretim Görevlisi olarak göreve başladı. Antalya’da göreve başladığı tarih itibari ile amatör ve profesyonel müzik çalışmalarında aktif görev alan Kırımlıoğlu 2009 da Antalya Tabip Odası Türk Sanat Müziği topluluğu Şefliği, 2010-2014 yılları arasında Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürelsan İcra Heyeti Şefliği ve T.S.M Bölüm Başkanlığı, 2014 yılında Antalya Mevlana ve Kültür Vakfı Tasavvuf Müziği Topluluğu Şefliğini yürütmüş, 2015 yılı itibari ile Akdeniz Üniversite Türk Sanat Müziği Topluluğu Akademik Danışmanlığı ve Şefliği, 2016 yılından itibaren Antalya Musiki Derneği Şefliğini yürütmekte olup bu topluluklar ile gerek Şef olarak gerekse Kanun icracısı olarak bireysel çok sayıda konser vermiş bulunmaktadır.

Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı görevi süresince Bölüm Başkan Yardımcılığı ve Ana Sanat Dalı Başkanlığı gibi çeşitli idari görevler de yürüten Kırımlıoğlu halen Akdeniz Üniversite Antalya Devlet Konservatuvarı Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı Başkanlığını yürütmektedir.

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok