Antalya
22.04.2022
A

Önceki yazımızda Türkiye’de ana akım müziklerin 60’ların ikinci yarısından itibaren yaşadığı evrime bir pencere aralamıştık. Şarkıların 80’li yıllarda geçirdiği büyük değişimin ilk durağı ise 12 Eylül 1980 olmuştu. Darbenin yalnız politik ve ekonomik değil, kültürel bağlamda da büyük kırılmalara neden olduğu bir dönemin müziği, bugünleri anlamamız için önemli ipuçları içeriyordu.

Arabeskten Tavernaya

Erken 80’lerdeki ilk büyük dönüşüm arabeskte yaşandı. Bu, birkaç yıl önce “yoz” olarak nitelendirilen müziği TRT’den içeri sokmayan devlette de önemli bir değişim anlamına geliyordu. Dönemin Başbakanının (Özal) eşine, “Semra, koy bir İbrahim Tatlıses kaseti de neşemizi bulalım” söylemi eşliğinde otoriteyi arkasına alan arabesk müzik, 70’lerdeki -belli ölçülerde- “itiraz eden” yaklaşımını “kadercilikle” değiş tokuş etti. Hızlı göçe eklenen ve kapitalist restorasyonu 24 Ocak kararlarıyla çabuklaştıran devlet aklı, arabeskle uzlaşmayı tercih etmişti. “Yakarsa dünyayı mazlumlar yakar” diyen Müslümcüler dışında, türün önemli isimlerinin tamamı hızla ehlileşti, yeni dönemin nimetlerinden faydalanmaya başladı. Dünün “yoz müzikçileri”, kendilerine yakın buldukları tavernayı da kollarına takıp büyük gazinoların vitrinine şekil vermeye başladı: Ferdi Özbeğen, Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu, Nejat Alp, Arif Susam...

Kentleşmeye Çalışan Köy

Ülkenin 80’ler serüveninin kültürel kodları, neredeyse bütünüyle “kentleşme” mücadelesinden izler taşımaktaydı. Arabesk ve tavernanın yeni krallarının Yeşilçam’da çektikleri tüm filmlerde İstanbul’a ayak uydurma çabası işlenirken, madalyonun öteki yüzünde, bu uyumlanma sürecini kendi kültürel kodlarıyla (sözgelimi köylülüğü ile) gerçekleştirme arzusu bulunuyordu. Annesi ya da sevgilisi “kirletilmiş” Küçük Emrah bir gün meşhur olacak ve “kentli” Eray Özbal’dan intikamını bildiği yollardan alacaktı!

Dünün hafif müzik kraliçelerinin (Ajda, Nilüfer vb) arabesk furyaya katıldığı yılların sessiz sedasız gelen en önemli albümlerinden biri 2 Nisan 1983 yılında yayınlanan, Yeni Türkü imzalı “Akdeniz Akdeniz” albümü idi. Ortaçgil’in “Benimle Oynar mısın” adlı eseriyle birlikte müziğimizde bir dönüm noktası olan çalışmaya, Livaneli’nin yeni sürece adaptasyonuna işaret eden “Ada”, Sezen Aksu’nun “Sen Ağlama” ve “Git” gibi albümleri de eklenebilir.

Arabesk Etkisi

Türkiye’de 80 sonrası müziği anlamak için başvurulacak ilk tür arabesk olmuştur. Yalnızca tematik özellikleri ile değil (kadercilik, yılgınlık, belli ölçülerde isyan vs) müzikal formlarıyla da tanımlanması gereken arabesk; yıllar içinde taverna, fantezi gibi başlıklara da ayrılmıştır. 90’lı yıllarla birlikte adım adım diğer türlerin içine dağılan, onları da başkalaşıma uğratan, vokal tekniğini yeniden dizayn eden bu müzik, günümüzde de varlığını benzer bir mantıkla sürdürmektedir. “Arabesk pop”, “protest (özgün arabesk) müzik”, “arabesk türkü”, hatta “rap arabesk” benzer bir yaklaşımın geldiği noktayı özetlemektedir.

2000’lerde, özellikle erkek vokalistlerin damgasını vurduğu pop / rock topluluklarının söyleme biçiminde de, “techno müzik” olarak adlandırılan türde de bu eğilimlerin izini sürebilirsiniz. Bu noktada Avrupa ve ABD merkezli pop ve rock eğilimlerini folk (geleneksel, türkü vb) yaklaşımla şekillendiren yaklaşımın bizde arabesk ile vücut bulduğunu söylemek sanırız yanlış olmaz.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok