Antalya
12.11.2021
A

Biz ne zaman başımızı eğeceğimizi biliriz. Bugün, 20. yüzyılın sömürgeciliğe karşı direnen ve kazanan ilk büyük komutanının ve asırlar boyunca tebaa sayılan bir milleti özgürlüğüne kavuşturan devrimci bir önderin anısı önünde saygıyla eğilme vakti…

Onun önemini daha iyi algılamak için 1910’ların son çeyreğine doğru bir yolculuk yapmak gerekir. Çanakkale’de, modern dönemlerin en büyük kıyımlarından birini gerçekleştirmek üzere yedi düveli bir araya getiren İngiliz emperyalizmi, mazlum halklardan ilk büyük tokadı yiyecekti. Bu ilk değildi, Hindistan’dan Güney Afrika’ya, 20. Yüzyılın kanlı tarihini yazan ezilenler, majestelerinden hesap sormayı akıllarından bile geçirdiyse bu, Çanakkale’nin sonucuydu. Nitekim Gandhi, boşuna, “Mustafa Kemal İngilizleri yenene dek Tanrıyı da İngiliz sanıyordum” diye boşuna dememişti.

Bu büyük zafere rağmen içinde yer aldığımız derme çatma cephenin çürük olması ve işbirlikçi padişah hükümetinin basiretsiz tutumu, savaşı kaybetmemize yol açtı. Genç Mustafa Kemal; Trablus’tan Suriye’ye, Adana’dan Çanakkale ve İstanbul’a bir çıkış yolu ararken, Vahdettin ve damadı Ferit, İngilizleri çiçeklerle karşılıyor, düşmana methiyeler düzüyordu. Geldikleri gibi giderler sözü, sadece düşmana değil, içeridekilere de söylenmiş tarihi bir sözdür.

Ordunun terhis edildiği ve silahlarına el konulduğu bir dönemde, Adana’da “silahlarınızı asla teslim etmeyin” diye olağanüstü bir emir veren Mustafa Kemal, İstanbul’daki arayışların boşuna olduğunu anlayıp Anadolu’ya, halkın bağrına doğru bir yolculuğa çıktı. Gerisini biliyorsunuz. Yurdun dört bir yanında İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan çizmeleri kol gezerken, saray ve çevresi kraliçenin bayrağına selam dururken o, emperyalizmle kavgayı seçti.

20’lerin başında Ankara’ya gelen bir İngiliz gazeteci, onunla yaptığı özel bir röportajda, “bir hayalin peşinde koştuğunuzun ve kazanmanızın mucize olduğunun farkında değil misiniz?” diye sorduğunda tebessüm etmiş ve bir tutsak gibi yaşamaktansa yok olmayı göze aldıklarını söylemişti. Son sözü direnenler söyledi, tarihi güçlüler değil haklılar yazdı.

O ve arkadaşları Anadolu’nun her karış toprağında düşmana kafa tutarken, saray ve ona bağlı şeyhülislam, haklarında idam fermanı yayınladılar. Bu savaş sadece işgale yeltenen yabancı kuvvetlere karşı değil, bugün kimi kesimlerce göklere çıkarılan padişah ile etrafındaki hainlere karşı da verildi. Mustafa Kemal’in başarısı yalnız bizim değil, Asya’da yüzlerce yıldan beri sömürülen mazlumların da kavgası oldu.

Benzer şeyler Cumhuriyet devrimi için de söylenebilir. Dünyada eşine rastlanmayacak bir lider olan Atatürk, bir yandan Anadolu’nun içli türkülerini ezbere söyler ve zeybek oynarken, diğer yandan da çok sesli müziğin temellerini attı. Resim, heykel ve mimaride başarıya kavuşmanın yolunun Anadolu’dan geçtiğini savundu. Halkevleri kurdu, onlarca tiyatrocu yetiştirilmesine ön ayak oldu, köylerde dahi açılan sergilerin sonucunda sanatın ayıp ya da günah sayılamayacağını halka gösterdi.

Hakkında ne söylesek bir yanı hep eksik kalacaktır. Bu ülkenin duyarlı insanları olarak bize düşen görev, öğretisini, ideallerini çok iyi algılamak ve bunu halka anlatmaktır. Yolu Mustafa Kemal Atatürk sevgisinden ve kimsesizlerin sesi olan Cumhuriyet’ten geçen tüm yüreklere bin selam olsun.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok