Antalya
27.05.2021
A
ARŞİV , RÖPORTAJ , SEKTÖR
Antalyalı Ece, Düzce’de kendi markasını oluşturdu / Nandu doğal ürünlere ilgi
Antalyalı Ece, Düzce’de kendi markasını oluşturdu / Nandu doğal  ürünlere ilgi

Üniversite eğitimi için gittiği İstanbul’da bambaşka bir hayata atılan Antalyalı Ece Rahat, eşi Anıl Rahat ile birlikte Düzce’de Nandu Doğal Ürünler markasını oluşturdu. Rahat çifti, kendi markaları ile tamamen doğal peynir, acıka(kahvaltılık sos), yayık ayranı, tereyağı ve fındık ezmesi üretiyor

 

DOĞAL VE YÖRESEL ÜRÜN

Antalyalı Ece Rahat, üniversite eğitimi için gittiği İstanbul’da bambaşka bir hayata atıldı. İstanbul’da şahit olduğu gezi olayları, mülteci krizi, bombalı eylemlerden sonra başka bir hayata atılmak isteyen Ece Rahat, üniversitede tanıştığı eşi Anıl Rahat ile hayalini kurduğu hayatın temelini attı ve köye yerleşerek kendi ürünü olan yöresel ürünler yetiştirmeye başladı.

KAPIMIZ HERKESE AÇIK

Kapya biber yetiştirerek başladığı yeni hayatında Abaza kültürüne ait Abaza peyniri, füme Abaza peyniri, acıka, yayık tereyağı ve fındık ezmesi yapımını öğrenen Ece Rahat, kendi tariflerine göre yetiştirdiği ürünleri isteyenlere ulaştırıyor. Geride kalan hayatına baktığında, yeni bir makine icat edememiş olsalar da, bu dünyaya faydalı bir şeyler bırakmış olmanın mutluluğunu yaşadığını belirten Ece Rahat, “Devamını getirmek isteyenlere kapımız açık” dedi.

 

Ece Rahat ve eşi Anıl’ı tanıyabilir miyiz?

1987 doğumluyum, Antalya’da büyüdüm. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. 9 yıl fuar ve organizasyon sektöründe çalıştım. Anıl Rahat da 1983 doğumlu. İstanbul’da büyüdü. Eczacıbaşı ile başlayan iş hayatı, gıda sektöründeki Koza Gıda ve Ekol Food gibi kurumsal firmalar ile 20 yıl sürdü. Anıl ile 2015 yılında tanıştık. İstanbul’da çok merkezi bir konumda olan Cihangir’de yaşıyorduk. İkimizde sabah 9, akşam 6 çalışıyorduk. Hafta sonlarımızı ve tatillerimizi ise hep şehirden kaçarak doğada geçiriyorduk. Ben de Anıl da toprakla uğraşmayı oldum olası seviyorduk. Öyle ki; mesela ben, İstanbul’daki ofisimizin arka balkonunda eski ayaklı bir küvet duruyordu. İçine toprak doldurup domates biber yetiştirmiştim. Her sabah işe başlamadan önce gidip minik bahçemle ilgilenip kendimi motive ediyordum.

Köye yerleşme fikri nasıl ortaya çıktı?

Anıl’ın hayaliydi. Biz tanışmadan önce de bu hayale sahipti; hep günün birinde köye yerleşeceğinden bahsediyordu. Sonra o köye bir hafta sonu beni de götürdü. Annesinin doğup büyüdüğü Düzce’ye bağlı Sazköy’dü geldiğimiz yer. İstanbul ve Ankara’nın tam ortasında, Karadeniz’in yeşiline hakim Abaza Köyü. 600 rakımda yer alan Sazköy, evlerin iç içe olmadığı sakin bir köy. Sanırım beni de bu özelliği en çok cezbetti.  Daha sonraki her hafta sonlarımızda sabahın 5’inde kalkıp köye kaçmaya başladık. Her şeyden, herkesten uzakta tüm haftanın stresini atıp ayaklarımızı yere sürüyerek dönüyorduk.

Beyninizde bu düşünce nasıl olgunlaştı? Sizi bu sürece götüren etkenler neydi?

Son 10 yılda Gezi olayları, mülteci (Suriyeliler)sorunu, sürekli bombaların patlaması ve darbe gibi yaşadığımız olağanüstü durumlar bizi yaşadığımız hayatı sorgulamaya itti. Hatırlıyorum; işe giderken Taksim Meydanı’ndan geçiyordum ve etrafıma bakıp insanların hangisinin canlı bomba olabileceğini düşünerek endişe ve stres içerisinde gidiyordum işe. Bir süre sonra, o kadar stres altında yaşayıp, çalışıp kazandığımız paranın da nasıl eridiğini ve İstanbul’da hiçbir şey yapamaz hale dönüştüğümüzü farkettik. Ve tünelin sonunda bir ışık göründü bizim için. Şu an üzerine hayatımızı sıfırdan inşa ettiğimiz araziyi aldık.

Bu süreç ne zaman başladı, şu ana kadar neler yaptınız?

2016 yılından 2019 yılına kadar kazandığımız her parayı burada bir hayat kurabilmek için harcadık. Bu 3 yıl çok zordu bizim için ama yılmadık. Kendimize, hayallerimize, isteklerimize olan inancımız ve heyecanımız asla azalmadı. En güzel kısmı da bunu hissedebilmek sanırım. Bu hayata 1 kere geliyoruz. Yaşımızın kaç olduğunun, hayallerimizin nasıl olacağı ile hiçbir ilgisi olmamalı. Toprakla ilgilenip karşılığını alabildiğimiz gerçek bir hayat yaşamak, tek hayalimiz buydu. Kışın karı, sonbaharda kızıllaşan yaprakları, baharda çiçek açan meyve ağaçlarını, yazın bol güneşi görerek, kuş seslerini duyarak, toprağa dokunarak yaşamak istedik.

Köy hayatı, ruh halinizi nasıl etkiledi?

İstanbul’daki son yıllarımızda, her geçen gün kendini daha fazla hissettiren şeylerden biri de; insanlardaki bitmek tükenmek bilmeyen mutsuzluk durumu; insanları bencil, saygısız, umursamaz, daha içe kapanık, daha telefonuna bağlı, hayal dünyasında yaşayan, gerçeklik duygusundan yoksun ve sürekli –mış- gibi yapan bir karaktere bürünmesiydi. Dolayısıyla bu yapaylığın içinde var olmak istemedik. Daha gerçek bir hayat yaşamak istedik. Arkadaşlarımızla buluştuğumuzda hastalıklardan bahsetmek istemediğimiz için gerçek ve sağlıklı besinler tüketmemiz gerektiğini düşündük. Birkaç farklı kanaldan ürünler denedik ama güvensizlik duygusu yaşadık. Günün sonunda dedik ki; kendi yetiştirmediğimiz, kendi yapmadığımız bir şeyi yemiyorsak bu işi çözemeyeceğiz.

Peki, burada bugüne kadar neler yaptınız?

3 yıldır köydeyiz. Köye taşındıktan sonra ilk 1 sene inşaat ve çevre düzeni ile uğraşmaya devam ederken bir yandan da 1 dönümlük arazimizde kapya biber yetiştirdik. Neden kapya biber yetiştirdik? Düzce bölgesinde gerçekleştirilen ve kadın çiftçileri yeniliklerle buluşturmayı hedefleyerek bölgede yetiştirilmeyen Kapya biber yetiştirme projesine dahil oldum. Her ilçeden 1 kadın çiftçi katılabiliyordu ve ben de Kaynaşlı İlçesini temsil ettim. İlk çiftçilik tecrübemizdi. Çok zorlandık fiziken ama heyecanımız vardı. Ve projeye katılan 7 kadın çiftçi içerisinde ikinci oldum. Bu bizim için gurur verici bir sonuç oldu. Kapya biberlerimizi hiçbir ilaç ve gübre kullanmadan yetiştirdik. Ve bu biberleri işleyerek acıka yapımında kullandık. Daha sonra acıka gibi bu yöreye özgü tatları bir marka altında satma fikri oluştu. Geçen sene ise Nandu Doğal Ürünler markasıyla bu yöreye özgü tatların üretim ve satışını yapmaya başladık. Önce isimden başlamak gerekirse; Nandu Abazaca anneanne/büyükanne demek. Logomuzda yer alan fotoğrafta anneanneme ait. Mottomuz; Doğal yaşamın, bilge köylünün ve ata tohumlarının izindeyiz! Biz, kendi yemeyeceğimiz şeyi başkasına da yediremeyiz düşüncesiyle yola çıktık. Son 2 yıldır, 2 dönüme yakın tarlamızda fasulye/barbunya ve mısır yetiştiriyoruz ve hepsi ata tohumu. Nandumuzdan bize miras kalan tohumları yaşatmaya çalışıyoruz. Tarlada ekip biçtiğimiz ürünleri markamız altından isteyenlere ulaştırmaya çalışıyoruz.

Nandu markası olarak hangi ürünleri üretiyorsunuz?

Abaza kültürüne ait Abaza peyniri, füme Abaza peyniri, acıka, yayık tereyağı ve fındık ezmesi yapımını öğrendik. İçlerinde bizi en zorlayan Abaza peyniri oldu. Gece 12’lerde 1’lerde peynir yapmaya çalıştığımız zamanlarımız oldu. Sonunda tüm tariflerimizi oturttuk ve ürünleri haftalık kısıtlı sayıda üreterek isteyenlere ulaştırıyoruz.

Marka ve ticaret dışında, kültür anlamında nasıl bir değişim yaşadınız?

Şimdi düşünüyorum da 3 yılın sonunda; sütü işleyip peynir ve tereyağı yapabiliyor, kendi bahçemizde sebzemizi yetiştirebiliyor, tavuklarımızdan taze yumurtamızı alabiliyor ve kendi ekmeğimizi yapabiliyoruz. Bu muhteşem bir duygu.

Birçok insanın hayalini kurduğu organik hayattan bahsediyorsunuz. Bundan sonrası için neler söyleyeceksiniz?

Dönüp baktığımızda geriye, yeni bir makine icat edememiş olsak da, bu dünyaya faydalı bir şeyler bırakmış olmak istedik. Devamını getirmek isteyenlere veya geliştirmek isteyenlere kapısının her zaman açık olduğu bir yaşam alanı yapmış olmak istedik ve bu yolda, gücümüz yettiği sürece hiçbir zaman desteğini esirgemeyen ailelerimiz ile birlikte yürümeye devam edeceğiz. Bizimle irtibata geçmek isteyen ve fikir almak isteyenler, @nandudogalurunler instagram adresimizden bize ulaşabilir.

Memet DOĞAN

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: