Antalya
21.05.2021
A
ARŞİV , RÖPORTAJ , YAŞAM
Ulvi Yerebakan anısına
Ulvi Yerebakan anısına

Antalya Ticaret Borsası'nda 1987-1992 yılları arasında Meclis Başkanlığı, 1978-1981 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan  Ulvi Yerebakan 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Yazarımız Mustafa Koç'un yaklaşık 10 yıl önce kendisi ile yaptığı röportajı onun anısına yeniden yayınlıyoruz

Yerebakanların aile tarihi, Antalya’nın 200 yıllık geçmişi ile paralel ilerliyor. Bu köklü ailenin hikâyesi, aynı zamanda tarımdan sanayiye geçişin, ticaretin gelişiminin, ulaşımın, göçün, toprak mülkiyetinin, mülkiyetin nitelik değişiminin; pamuk üretiminin, köy-kent ilişkilerinin de hikâyesi.

 İşte kendi ağzından rahmetli Ulvi Yerebakan ve Yerebakan ailesinin tarihi:

 “Ailemizin kökeni 250-270 yıl öncesine kadar biliniyor” diyor Ulvi Yerebakan. “Babam Murat Yerebakan, dedem Osman Yerebakan, dedemin babası Hacı Murat; onun babası Hacı Mehmet…

 Yerebakan soyadını, Osman Yerebakan’la almışız...”

“Yerebakan”ın hikâyesine gelince:

“Dedemin babası Hacı Murat belindeki hastalık nedeniyle yüzü yere bakar halde, iki büklüm yürürmüş. Onu görenler, ‘Yerebakan geliyor, Yerebakan gidiyor’ diyorlarmış. Yerebakan soyadı oradan kalmış.”

“Saydığım isimlerin hepsi” diyor Ulvi Yerebakan “eski mezarlıkta (Yüksekalan Mezarlığı’nda) yan yana çamların altında yatıyor. Annelerimiz, anneannelerimiz, babaannelerimiz de bu mezarlıkta yatıyor.”

 

HACI MURAT’TAN OSMAN YEREBAKAN’A

 

Hacı Murat esnafmış. Manifatura, kılık kıyafet satarmış. Evde eşi ile birlikte kebe ve fes dikerlermiş. Hacı Murat evde üretilenleri dükkânda satarmış.

Osman Yerebakan, manifaturacılığı büyülterek devam ettirmiş. Kapalı Yol’da şimdiki Akbank’ın olduğu yerde bulunan mağazada Osman Yerebakan’la Ulvi Yerebakan’ın amcaları birlikte çalışıyorlarmış. Amerikan bezi (kaput) mağazada en çok sürümü olan mal. Basma, pazen, çeşitli kumaşlar, kaba mallar dükkânda satılan diğer metalar.

“Dükkâna” diyor Yerebakan “hemen her gün Haşim İşcan uğrardı.”

 

OSMAN AĞA ÇİFTLİĞİ

 

Osman Yerebakan aynı zamanda Antalya’nın en büyük çiftçilerinden biri. 2 bin dönüm civarında Havaalanının bulunduğu yerde, bin dönüm kadar da Güzeloba’da arazisi vardır. Barınakların orada 180 dönümü fundalık-kayalık olmak üzere 380 dönüm arazi yine Osman Yerebakan’ın mülkiyetindedir.

Para sıkıntısı çeken muhacirler arazilerini Hüseyin Ak ve Osman Yerebakan’a satıyorlarmış. Osman Yerebakan, paranın yanında hediye olarak toprak satın aldığı kişilere bir top da bez hediye ediyormuş. “Muhacirlerin tarlaları bir top beze gitti” söylentileri bu nedenle çıkmış.

Barınaklardaki arazi tarıma elverişli olmadığı için mirasçılar tarafından Barınaklar Kooperatifi’ne satılmış. Kalan 200 dönüm de 70’li yıllarda köylülere satılmış.

Havaalanı’nın olduğu yerde bulunan 2 bin dönüm araziyi ise Türk Hava Yolları adına 60’lı  yılların başında devlet istimlak etmiş.

 

ORTAKÇILIK YILLARI

 

Ulvi Yerebakan, dedesini ve onun yaşadığı dönemi çok iyi hatırlıyor:

“Dedem, Düden çayı kenarındaki sulanır arazileri köylülere ortakçılık için veriyordu. 50-60 civarında ortakçısı vardı. Ekme, yetiştirme, pazarlama ortakçılardan olmak üzere, yanlış hatırlamıyorsam %50 karşılığında, ortakçılarla ürünler paylaşılıyordu.”

“Dedemin, Emin Kaya adlı bir de kâhyası vardı. Onunla birlikte, at sırtında ya da tek atlı faytonuyla Ergün tarlaları geziyor, vermiş olduğu talimatların yerine getirilip getirilmediğini kontrol ediyor, yeni talimatlar verip geri dönüyordu. Çiftliğinde 15 civarında atı vardı. Dedem kır atının üstünde gezerdi. Kâhyanın atının rengi ise aldı.”

Ortakçılık yapılan araziler, sebze üretilen tarlalardan oluşmaktaydı.

Hububat üretimi zayıf arazilerde yapılırdı. Daha sonra pamuk üretimi diğerlerinin önüne geçti.

 

ANTALYA’NIN DÖRT ZENGİNİ

 

Antalya’nın o tarihlerde dört ünlü zengini vardı: Hüseyin Ak, Çapacı Mehmet, Hafız Mehmet Yantaç, Osman Yerebakan.

Osman Yerebakan, Yüksekalan mahallesinde (Osmanefendi Camii, Müftü Camii olarak da anılan) Tekkeci Mustafa Camii’nin karşısında, üç dönüm bahçe içinde iki katlı bir konakta otururdu. Konağın bulunduğu yerde şu anda bir işhanı bulunmakta.

Osman Yerebakan’ın ayrıca çeşitli yerlerde arazileri, arsaları ve binaları vardı. Arazilerin bazıları bölüşüldü, bazıları satıldı, bazıları istimlâk edildi.

Halen Göl bölgesinde torunlarına kalan araziler bulunmakta.

Ulvi Yerebakan, bitmez tükenmez görünen arazilerin büyük ölçüde bittiğini sözlerine ekliyor.

“Ramazan ayı gelmeden zekât hesabı yapılır; kime ne verileceği kayıtlara geçirilirdi. Zekât bitince araziler de bitti…”

 

HEYBE DOLUSU ALTIN

 

1885 yılında doğup 1953 yılında ölen Osman Yerebakan’ın zenginliğini devlet adına postacılık yapmasına, biriktirdiği paralar ile arazi almasına bağlamak isteyen Ulvi Yerebakan’a eşi Seval Hanım müdahale ediyor.

“Hacı Seher halanın anlattıklarını unuttun mu?” diye soruyor.

“Seher halanın anlattığına göre” diye devam ediyor Seval Yerebakan “Anne Şerife hanıma ölen eşinden (Hacı Murat’tan) bir heybe dolusu (heybenin iki gözü de doludur) altın kalır. Altınları har vurup harman savurmasın diye Şerife hanım büyük oğul Osman’ı erken yaşta (15-16 yaşında) everir. Postacılık görevi de onun hayata sıkı bağlanmasına yardımcı olur.”

Seval hanımın yorumuna göre, Osman Yerebakan’ın zenginliği asıl olarak heybe ile getirilen altınlara, ikinci olarak da devlet görevinin ona sağladığı disipline bağlı.

 

ANTALYA ELEKTRİĞE ONLARLA KAVUŞTU

 

Osman Yerebakan, Tevfik Işık önderliğinde kurulan Antalya’nın ilk elektrik şirketinin de (Çapacı Mehmet, Kesikçi Mehmet Ağa ve Kiremitçi İbrahim Efendi ile birlikte) kurucusu ve ortağıdır.

Antalya’ya elektrik bu beş kişi tarafından getirildi.

 

BAY MURAT VE ZARTARYAN

 

Ulvi Yerebakan’ın babası Murat Yerebakan (“Bay Murat”) babasından ve kardeşlerinden ayrı ticaret yapmaktadır. Bay Murat, Ermeni asıllı Marko Zartaryan’la birlikte Antalya’da yetişen tüm tarım ürünlerinin toptan alım satımını yapmaktadırlar. Zartaryan, Bay Murat’ın ticaretteki “ustası”, “öğretmeni”dir. Ortaklık ve aradaki güven ilişkisi bir noktaya geldikten sonra Zartaryan İstanlbul’a gider ve Zeytinburnu’nda ortaklığın İstanbul kanadını oluşturur. Bay Murat Antalya’da malları toplamakta, Erzurum ya da Kadeş vapuruna yükleyip İstanbul’a göndermekte, Marko Zartaryan bu ürünleri İstanbul Ticaret Borsası’nda değerlendirmektedir.

Bay Murat ve Zartaryan’ın ticareti, tarım ürünleriyle sınırlı değildi. Deri, ticaretin bir başka önemli metaı idi. Peynir, harnup (keçi boynuzu), melengiç (çitlembik), kitre, çöğen alım satımı yapılan diğer ürünlerdi.

 

ULAŞIM ERZURUM VE KADEŞ VAPURLARIYLA

 

İstanbul-İskenderun arasında çalışmakta olan Erzurum ve Kadeş vapurları İstanbul dönüşünde çeşitli gıda malları getiriyor bunlar da Bay Murat tarafından Antalya esnafına toptan pazarlanıyordu.

Erzurum ve Kadeş vapurlarında, Bay Murat adına, Antalyalı diğer tüm tüccarlara ayrılan yerden fazla yer ayrılırdı.

Bay Murat’ın Ahmet Yakut (“Horoz Ahmet”) yardımcısı; Ali Kutlay ve ortakları da (Limanda)  komisyoncusudur.

İstanbul’a kara nakliyatının sınırlı olduğu, Çubuk Beli’ne “Çekemedim Akça Kız’ın göçünü” türkülerinin yakıldığı 1940’lı; Yörüklerin develerle Çubuk Beli’ni zor aştığı yıllar…

 

TEVFİK TÜREL İLE GAZETECİLİK

 

Bay Murat, Antalya’daki iki un fabrikasından birinin de sahibidir. Diğer fabrika Hüseyin Ak’a aittir. Samsun ve Trabzon Limanları kanalı ile Karadeniz’e un da gönderilmektedir.

Murat Yerebakan aynı zamanda matbaacı ve gazetecidir. Ahmet Tekeli oğlu ve Tevfik Türel’le birlikte Işık Matbaası’nı kurmuşlar, İstanbul’da gazetecilik yapmakta olan Suphi Türel’i Antalya’ya getirerek İleri Gazetesi'ni çıkarmışlardır. Murat bey, önce Işık Matbaası’na, ardından Borsa’ya, daha sonra Baro’ya (hakkında açılan davaların takibi için); oradan da mağazaya tam saatinde gelirmiş. Mağazaya geleceği saati bilen Kahveci Ali Ağa nargilesini ve çayını tam saatinde hazırlarmış. Her bir mekâna tam saatinde uğradığı için Bay Murat’ı halk Kant’a benzetirmiş.

Bay Murat Antalya’da çok sayıda cemiyetin başkanıdır: Demokratik Parti’nin kurucusu ve Merkez İlçe Başkanı, Ticaret Borsası Başkanı, Türk Hava Kurumu Başkanı, Kızılay Başkanı, İlkışık Spor Kulübü Başkanı, İmam Hatip Okulu Yaptırma ve Yaşatma Cemiyeti Başkanı…

Murat Yerebakan’ın DP Merkez İlçe Başkanı olduğu dönemde İl Başkanı Ahmet Tekelioğlu’dur. Tekelioğlu 50 seçimlerinde DP’den Milletvekili seçilecektir.

 

BAY MURAT’A CEZA, ZARTARYAN AŞKALE’YE

 

40’lı yılların ikinci yarısı… Antalya’da en fazla Varlık vergisi Bay Murat tarafından ödenmektedir: Bay Murat, buna rağmen tek parti iktidarından nasibini alır: Diğer tüm tüccarlar 2 bin lira Varlık vergisi öderken Bay Murat’a 7 bin lira Varlık vergisi çıkarılmıştır. 200 bin lira da Makro Zartaryan’a vergi çıkarılır. Zartaryan bu kadar vergiyi ödeyemez; Erzurum Aşkale’ye sürgüne gönderilir; orada amele olarak çalışmak zorunda bırakılır.

Bay Murat’ın DP’li olması başına iş açmaya devam eder: Tek Parti iktidarı tarafından gönderilen hesap uzmanları Murat Yerebakan’a 1 milyon 800 bin lira ceza yazarlar. Aklar’a aynı dönemde 600 bin lira ceza gelir. Bay Murat’ın bu parayı ödemesine imkân yoktur.

Vali Serdar Aka ve Defterdar Fikret Karabina yazıhaneye gelirler.

“Murat bey” der Vali, “bu kadar parayı nasıl ödeyeceksin?”

“Sana bir yol gösterelim” diye devam eder Defterdar “DP’den istifa ettiğini bildir; borcunu affedelim.”

Bay Murat ne olursa olsun partisinden istifa etmeyeceğini bildirir. Ankara’ya gide gele bir hal olur; mahkeme devam eder; sonunda borç 180 bin liraya düşer.

 

DP’Lİ YILLAR

 

50 seçimlerini Demokrat Parti kazanır. Bu kez de “partiyi kendi çıkarı için kullanıyor” demesinler diye borcunu sildirmek amacıyla Demokrat Parti’ye gitmez. 180 bin lira, 1960 yılında istimlâklarla Bay Murat’a ödetilecektir.

 

İLKIŞIK SPOR KULÜBÜ

 

Bay Murat, İlkışık Spor Kulübü’nün 15 yıl başkanlığını yapar. 1950 yılından ölünceye kadar kulübün başkanıdır. İlkışık, Antalyaspor öncesinin en önemli takımı. Gençlikspor-İlkışık maçları Antalya’nın derbileridir. Esnafspor, Torosspor, Yolspor, İdmanyurdu dönemin diğer takımlarından bazıları. İlkışık’ın en önemli başarısı (Ankara Muhafızgücü’nün şampiyon olduğu yıl) Türkiye üçüncülüğü. Meşhur Beton Mustafa’ların, Palaska Rıza’ların, Kaleci Bülent’in Muhafızgücü’nde oynadığı yıllardan biri...  

Bay Murat ve oğul Ulvi Yerebakan 1965 yılına kadar birlikte çalışmışlar. Murat Yerebakan 1965 yılında ölmüş.

 

KARANFİL, GÜL, FUL

 

“Murat Yerebakan” diye araya giriyor Seval hanım “yakasında (mevsimine göre) karanfil, gül ya da ful’le gezerdi. Lâkabı bu nedenle ‘Karanfilli Amca’ idi.”

Babasının ölümünden sonra ticareti onun bıraktığı yerden devam ettiren Ulvi Yerebakan, kardeşi Ünal ve ortakları Mehmet Ergüven’le birlikte çırçır fabrikası kurar. Pamuk çırçırlama, presleme, Avrupa’ya pamuk ihracatı 1966’dan 1974 yılına kadar devam eder.

 

 

YAĞ SANAYİ, PAMUK KRİZİ

 

Bu arada Antalya Yağ Sanayi kurulur. Başkan Enver Ak’tır. Ulvi Yerebakan Yağ Sanayii’nde yönetim kurulu üyesidir.

1974 yılında pamuk krizi çıkar. Avrupalılar pamuk satın almaz olurlar. Elde kalan pamukları Antbirlik de satın almaz. Fabrika yok pahasına (“yalvar yakar”) Antbirlik’e satılır.

“Pamukçuluk” diyor Yerebakan “artık bitti sayılır.”

1950 yılından 2005 yılına kadar tam 55 yıl Ticaret Borsası Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapan Ulvi Yerebakan, şu anda Borsa’nın disiplin kurulu üyesi. Yerebakan aynı zamanda Türkiye Odalar Birliği genel kurulunda 36 yıl yer alarak bu konuda en uzun görev yapan üyelerden biri.

 

İYİ MÜZİSYEN

 

Emekli olan Yerebakan iyi bir müzisyen. Ulvi bey org, piyano ve akordeon çalıyor. Şu sıralarda gecelerde istek üzerine çalıp söylediği oluyor. Rast, Segâh ve Hüzzam makamlarını çok seviyor. En sevdiği şarkıyı sorduk:

 “Çok sevdiğim birçok şarkı var” diye düşündü:

“Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından…”

“Bimen Şen’in Hicaz şarkısı. Bimen ismini Şen’e Atatürk koymuş.”

   

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: