Antalya
14.10.2020
A

Her yeni gün yeni bir gündemle uyanıyoruz bu aralar, alışma konusunda da hiç sıkıntı çekmiyormuşuz gibi sanki artık. Özellikle de korona, ekonomi ve eğitim konularında. Uzunca zamandır her yeni gelen açıklamaya uyum sağlamaya çalışarak devam ettiğimiz bir sürecin içindeyiz. Hâlihazırda eğitim konusunda veliler meraklı ve tedirgin, çocukların bir kısmı evde olmaktan hoşnut (ders yok, oyun, çizgi film ve tablet var), bir kısmı da en azından okul ortamının sosyalliğini özlüyor. Öğretmenler desen bir kısmı canlı dersle boğuşuyor bir kısmı okula gidiyorum ama inşallah kimseye hastalık bulaşmaz temennilerinde, yeni normalleşmeyle hepimiz hayatımıza devam ediyoruz. Süreçle ilgili herkesin kafasında bir sürü soru var ama cevaplar muallak, kimse neyin ne olacağını bilmiyor. Bunca belirsizliğe rağmen bizler, her yeni uygulamaya uyum sağlamak için güncellenmeye programlanmışız gibi.

Belirsizliğe alışılır mı?

Toplumsal olayların, insanların hayatlarını etkilemesi normal tabi, fakat bizleri yoran belirsizliğe alışmak. Nasıl alışılır ki buna, süreç yüzünden işsiz kalan birçok insan, eğitim hakkından herkesle eşit faydalanamayan çocuklar, mevcut hastalıkları ilerlerken ‘’Aman ha korona bulaşır’’ diye hastaneye gitmeye çekinen yakınlarımız var. Zihnimiz ve ruhumuz ara ara huzursuzluk ara ara da boş vermişlik uçlarında gelgitleriyle salınım halinde adeta.

Gündem takip etmek kaygı ve stres bozukluğuna neden oluyor çoğu zaman. Takip etmemek de (sanırım bunun çok bir zararı yok) kesin bir yerlerde bir şeyler oluyor ve ben kaçırıyorum hissine neden oluyor. Şaka bir yana bu süreçte yalnız hissetmememizin tek nedeni; tüm dünyanın bu sorunla boğuşuyor olması.

Alışmak mı duyarsızlaşmak mı?

Bunlara kolay alışmak ya da görmezden gelmekse daha büyük sorunlar açısından endişe verici aslında. Evinde bırakın interneti, telefon olmayan çocuklarımız var. Öte yandan yüreğimizi yakan yangın ve terör haberleri, üstüne bir de şiddet içerikli akşam haberleri izleyince insanın aklında sürekli, dilimize pelesenk olan “ne olacak bu ülkenin hali” cümlesi yankılanıyor. Bunca şey olurken bizler sadece klavye kahramanlığı yapıyor ve oturduğumuz yerden olanları kınıyorsak zaten sorunlar bizi çok da rahatsız etmiyordur. Olaylar değişir bizler alışırız, döngü devam eder fakat süreç toplum yararına olmaz.

Bazen ülkeye mi üzüleyim, dünyaya mı, doğaya, canlılara mı üzüleyim, ekonomiye mi, ölümlere, yangınlara mı üzüleyim, yoksa ruh sağlığımıza mı her an her şey olabilir gerçeğine alışmamıza mı bilemiyorum.

Herkes kendi evinin önünü süpürür hatta süpürmekle kalmaz bir de, çiçeklendirirse evinin önünü belki alışmaz da dönüştürürüz.

Toplum sorunlarına duyarlı ve farkındalık sahibi olup, göz yummazsak haksızlıklara, çıkar peşinde koşmayıp evrensel ahlakla işimizi yapar, ihtiyacımızı dile getirir, ilişkilerimizi şefkatle beslersek biraz aralarız karanlığı. Çünkü biliyoruz ki, gerçek hayatta gidişatı değiştirecek sihirli bir değneği olmuyor kimsenin. Daha gerçekçi sonuçlar istiyorsak bunun için de çaba harcamalıyız, bilinçlenmeli,  haklarımızı bilmeli ve aramalı, kişisel sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz, kolay alışmamalı en azından sorgulayarak devam etmeliyiz hayata. Üzüldüğüm şeylere alışmamak için kendime yeni yollar arıyorum sürekli. Siz kim bilir neler yapıyorsunuz olumsuzluklara alışmamak için. Güzel haberlere alışacağımız keyifli günler umut ediyorum en yakın zamanda. Sevgiyle, umutla kalın…

Paylaş
ETİKETLER:
Yok