Antalya
03.09.2020
A

Hani bazen her şey yolunda giderken aniden gelen, “ya bir şeyler ters giderse ve büyüsü bozulursa hissi” oluşur içimizde, hani bizim toplumda sık sık kullanılan “çok güldük kesin başımıza bir şey gelecek ” kaygısıyla eşdeğer olan. Acaba ilk kim çıkardı da toplumsal olarak bu ve bunun gibi olumsuzlukları kodluyoruz beynimize yıllardır. Mesela yeni bir işe girmişiz, yeni bir şey almışız ya da yeni biri girmiştir hayatımıza, biz daha gelen yenilik ve güzelliğin tadını çıkaramadan ya olumsuz bir şey olursa kaygısı sarıverir bedenimizi. Yahu önce sevin, bu yeniliğin tadını çıkar. Sanıyoruz ki bu her iyi giden şey bir gün bir yerde patlar, çünkü bardağın boş kısmını görmezsek çok sonra üzülürüz. İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz müzikler bazen okuduğumuz romanlar bile bu mesajları veriyor gerçi bize.

Arabesk seviyoruz bu hayatı!

Bir de çok sevgili arkadaşlarımız var, hikayelerimizi anlatırken bizim mutlu olmamıza sevinen ama bir yandan da sen yine de hazırlıklı ol çok mutluluğa kaptırma kendini, mutsuzluk da kapında bitiverir diyenlerinden. Toplumsal olarak melankoliyi seven bir halimiz var, bunun yanı sıra maalesef bizim ülkemizde her şey güllük gülistanlık da değil, kötü insanlar desen o da çok, ekonomi zaten bir harika! Neyse neyse konuyu çok dağıtmayacağım onca zorluklar ve iniş çıkışlar varken hayatımızda bir de içimizdeki korku ve kaygılarla yaşadığımız anın tadını çıkaramıyoruz.

Bakmayın böyle şeyler söylediğime ara ara bu furyaya ben de kapılıyorum, birden gereksiz bir kaygının içinde buluveriyorum kendimi. Bu kaygıyı irdelerken içimdeki korkuyla yüzleşiyorum sonra. Meğer geçmişte yaşadığım olumsuz şeyler çekiyormuş beni bu kaygıya. Eğer kaygımı cebime alıp yola devam edersem, yaşadığım ilişkilerde incinmemek için temkinli davranır üzülmekten korunurum sanıyormuşum. Geçmiş mutsuzluklarımla, geleceğin belirsizliği birleşip şu anımı hiç ediyormuş ne zamandır. Sanki hepimizin içinde yaşlı, içi geçmiş teyzeler/amcalar var sürekli bir şeyler söylüyor bize “zamanında insanlara güvendin de ne oldu? Sen yine de çok sevinme” gibi. Duygusal tehlike olarak görülen durumlar her zaman tehlike değil tabi ki, hatta çoğu duygu sandığımız yanılsamalar. Geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarını düşünüp, acımıza tutunup mutluluğa heves etmezsek, umutsuz olursak, daha güçlü ve sağlıklı yaşayabileceğimizi düşünüyoruz.

İyi de o işler öyle olmuyor!

Oysa duygularımızı törpülediğimizi düşündükçe, duygu ve ihtiyaçlarımızdan uzaklaşırız bunun sonucu olarak da kendimizle bağımızı yitiririz, hatta diğer insanlarla bağ kurmakta zorlanır çoğu zaman şiddetli bir iletişime dönüştürebiliriz aramızdaki ilişkiyi.

Sandra Anne Taylor’un çok sevdiğim bir sözü vardır. “Ortalıkta bir çöp bidonu gibi dolaşarak, doğru insanı bulmanız ve etkilemeniz mümkün değildir. Aynı şekilde zihninizi ve kalbinizi, kendinize dair pis, kötü kokulu düşüncelerle doldurduğunuzda da, doğru insanı etkileyemez, birlikte olduğunuz insandan da güzel muamele bekleyemezsiniz. Böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. “ der…

Evrene yaydığımız enerji en az çevremize yaydığımız koku kadar etkilidir. Sürekli olarak güveninin kırılacağını, sevilmeyeceğini, o güzel insanların atlarına binip gittiğini düşünen insanların zaten olumlu duygular yaşama ihtimalleri çok düşük, çünkü bardağın bir kısmı boş. Zira iyi şeylerle karşılaştıklarında onları iyilikle karşılama ve güzel duygularla misafir etmek yerine, altında bir şeyler arayacaklardır. Bırakalım artık bardağın boş tarafını da dolu tarafından içmeye devam edelim hayatı. Nasılsa bitecek diye yaşamadığımız hayatı “ay başıma bu gelirse naparım” kaygısıyla tüketmeyelim. Evrene sevgi ve umut enerjimizi yayalım ki etrafımız mis koksun. Çünkü biz hayata nasıl bakarsak, o da bize öyle gözükür. Unutmayın "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey" 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok