Antalya
20.03.2020
A


Saygı ve Sevgi... Bu ikiliye dikkat! Ne para ne pul ne o ne bu... Bu ikiliye sahip olmamak hayattaki en büyük fakirlik ve tam tersi sahip olmak ise her alemde en büyük zenginliktir!
Saygı ve sevgiyi yitiren bir Dünya, her şeyini yitirecektir! Oysa biz insanlara düşen tek şey; sevmek ve daha da önemlisi saygı duymak! Olmuş veya oldurulmuş her ne varsa; hepsine saygı duyup sadece ve sadece sevmek! Çok zor değil! Fakat başaramıyoruz...
“İnsan” olmayı tam anlamıyla idrak edemeyen insanlık, eninde sonunda evrenin tokadını yemeye mahkumdur! Nitekim 2020’ye girdiğimizden beri -daha üç ay bile dolmamışken- henüz bir günü huzurla tamamlayabilmiş değiliz ve üstelik (kuyruğu dik tutmaya çalışsak da) çok sert tokatlar yiyoruz! Depremler, yangınlar, seller ve salgınlar derken sağlı sollu “saldırıyor” hepimize yer küre! Umarım bu tokatların devamı gelmez! Çünkü çok hazırlıksız yakalandık bu sefer! Altından kalkamıyoruz...
Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi “Dünya Ahalisi” olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Umarım geçiyoruzdur çünkü geçemeyip kalmak da var! Corona Virüsü elini kolunu sallaya sallaya her yere yayılmaya devam ediyor ve tüm insanlık eve hapsolmuş şekilde bu tehlikeli süreci sadece takip ediyor! Bilim insanları elbette bir çözüm bulacaktır fakat süreç şimdilik “belirsiz” olarak seyretmekte... İnsanlar tedirgin ve gergin, yaşam durmuş halde!
Kimilerine göre yaşadığımız süreç çok “doğal” bir süreç çünkü dünya kendi ekolojik dengesini kuruyor. Kimilerine göre içinde bulunduğumuz durum -yukarıdan gelen- bir “uyarı” çünkü Tanrı insanı cezalandırıyor. Kimilerine göre ise tüm bunlar bir “oyun” çünkü emperyalist güçler yine iş başında!... Kısacası herkesin kendince bir inancı ve senaryosu var. Şahsi fikrim; her şeyin, bu üç etkenin birleşiminden ileri geldiği yönünde...
Aslında her şeyin temelinde -yazımın başında da belirttiğim gibi- sevgisizlik ve saygısızlık yatmakta! İnsanoğlu ne zaman önce kendine ve birbirine, sonra doğaya ve hayvanlara ve nihayet tüm kainata saygı duyup sevgi ile yaklaşmayı öğrenirse, ne zaman başına gelenlerden ders alıp ödevine en iyi şekilde hazırlanırsa ve ne zaman kendini dünyanın hakimi sanmaktan vazgeçip sadece aciz bir fani olduğunun farkına varırsa işte o gün her şey normale dönecektir! Aksi halde daha çok dayağını yeriz biz bu dünyanın!
Virüs sebebiyle birkaç hafta boyunca evinde zaman geçirmek durumunda olan tüm halkımıza ve “Yedi Renkli Kalem” okurlarına bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum! Öyle yada böyle bu süreci hep birlikte atlatacağız ve biz “güzelleştikçe” dünya da güzelleşecek! Kabul edelim ki şu an çirkiniz ve hatta uzunca bir süredir böyleyiz!
2
Sapkın duygularla masum bebeklere tecavüz ettik, aynı dünyayı paylaştığımız dostlarımıza, ağzı dili olmayan hayvanlara işkence ettik, güzelim doğayı katlettik! Kardeşçe yaşamayıp savaştık, çaresiz insanları yurdundan ettik! Denizleri, ormanları, havayı kısacası güzel olan ne varsa hepsini ve en önemlisi ruhumuzu kirlettik!
Evet bunların hepsini biz yaptık! Birileri “biz yapmadık” dese de nafile! Çünkü olup biten tüm kötülüklerin, tüm zulümlerin ve tüm haksızlıkların olay mahallinde biz de vardık! O yüzden çirkinleştik günbegün ve beyazımıza kara çalanları affettik! Fakat “O” affetmiyor artık!
Şimdi yeniden arınıp güzelleşme vakti! Şimdi yeniden “O”na layık olma vakti! İster bir virüs etken olmuş olsun ister başka bir şey; şimdi yeniden içe dönüp huzur bulma vakti! Ve tıpkı büyük usta (rahmetli) Kayahan'ın bir şarkısında geçtiği gibi “Allahım neydi günahım? Ben nerede yanlış yaptım?” diyerek vicdanlarımızı hesaba çekme ve önce kendimizden sonra birbirimizden ve en nihayet tüm evrenden af dileme vakti!
Saygı ve Sevgilerimle
Fatih Haktan Coşkun

Paylaş
ETİKETLER:
Yok