Antalya
09.01.2020
A

Geçen hafta 2019 yılının ekonomik ve siyasal görünümden kısaca bahsetmiştik. Bu hafta hukuk cephesinden bir fotoğraf ortaya koymaya çalışalım…

2013 yılında olan Gezi Olaylarına ilişkin olarak  tam 6 yıl sonra dava açıldı. Bu dava kapsamında Osman Kavala 2 yılı aşkın süredir tutuklu… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut delil olmaması ve siyasi nedenlerle tutuklandığına hükmedip hak ihlali kararı verdi, ama Türkiye’de mahkemeler  bu kararı uygulamadı.

Av.Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının yargılandığı Silivri’deki  dava  sürecinde bir çok usul hükmü ihlal edilmişti.  Mart ayında mahkeme örgüt üyeliğinden avukatlara hapis cezaları verdi. Dosya İstinaf mahkemesinde…

Selahattin Demirtaş hakkında da AİHM hak ihlali kararı verdi. Ancak o dosyadan Demirtaş’ı serbest bırakan mahkeme, aynı suça ilişkin başka dosya üzerinden tutuklanmasına karar verdi. Demirtaş halen içerde…

 Ahmet Altan, Nazlı llıcak’ın yargılandığı davada mahkeme  Altan’a  10 yıl 6 ay, Ilıcak’a 8 yıl 9 ay  hapis cezası verirken, hükümle beraber tutukluları tahliye etti. Ancak Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasına Savcılığın itirazı sonrası (ki usulde böyle bir uygulama yok) Altan aynı dosya kapsamında tekrar tutuklandı.

 Bunlar kamuoyunun gözü önünde olan ünlü tutuklularımız. Bir de ünsüzler var, her birinin dosyasında ayrı ihlaller yaşanıyordur. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin Hava  Harp Okulu Öğrencilerinin üzerine bırakılması ve bu öğrencilerin müebbet hapse mahkum edilmesi kamuoyunun gündemine pek gelmedi. 18-19 yaşında Hava Harp  Okulu öğrencileri, sanki darbeyi onlar planlamış, uygulamaya geçmiş gibi müebbet hapis cezası aldılar. Tek umutları  üst mahkemelerden yeni karar beklemek…

Son dört yılda yargıya yeni 10 bin hakim ve savcı alındı. Fakat Adalet Bakanlığı’nın yılda 2500 kişiye eğitim verecek alt yapısı yok. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra  4000’den fazla Hakim ve Savcı’nın özel kanunlarına aykırı olarak bir gecede gözaltına alınması, çoğunun meslekten atılması sonrası, bugün hiçbir Hakim Savcı kendini güvende hissedemez. Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı eskiden de sıkıntılıydı ama  o tarihten beri hiç yoktur. Önemli dosyalarda kararları mahkemeler almıyor, yargıda  herkesin bildiği sır bu…

Siyasi nedenlerle mahkemeye düşenlerin üzerine cezalar yağmur gibi yağarken, eski AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan Nadira Kadirova dosyasında, Giresin Eynesil’de Rabia Naz cinayetinde ya da Finike’de Büyüknohutçular cinayetlerinde yol alınamıyor. Kadın cinayetleri önlenemiyor…

Tüm bunlar olurken avukatlar ne yapıyor derseniz, bir avuç yüreği elinde avukat, ön saflarda yargıya tarihten derledikleri kelimeleri fırlatmaya  devam ediyor. TBB Başkanı denen zat, bir gün Dışişleri Uzmanı, bir gün İçişleri, diğer  gün Tarım uzmanı olarak engin bilgisini bizimle paylaşıyor. Nedense hukuksal konulara, yukarıda saydığımız davalara ilişkin  tek laf etmiyor. Bu zata karşı harekete geçen 12 Baronun Olağanüstü Genel Kurul talebini yasaya aykırı bir şekilde  elinin tersiyle itti ve avukat camiası  bu olaya sadece baktı.

Yani sorarsanız ülkede adalet  ne halde diye, adalet bir tavuk adıymış,  haşlamışlar kızartmışlar, suyuna da pilav pişirip yemekteler*…

İşte bir yılı böyle  geçirdik…

 

(*S.Kozağaçlı’nın “Hukuk diye helvadan put yapmışsınız, acıkınca yiyorsunuz” sözüne  nazire)

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok