Antalya
28.11.2019
A

Geçen hafta Antalya Şehir Tiyatrolarından 48 kişinin işten çıkarıldığını, bu sezon tiyatronun perdelerini  ilk defa açamadığını yazmıştık. Tartışmalar devam ederken Antalya Büyükşehir Belediyesi bir açıklama yayınladı ve işten çıkartılma gerekçesi olarak Teftiş Kurulu  raporunu gösterdi ve yeniden bir değerlendirme yapılarak iş akdi feshedilen tiyatrocuların bir kısmının tekrar göreve başlayacağını belirtti. Bunun yanı sıra Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde değişikliğe gidildiğini ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Genel Sanat Yönetmeni atama yetkisi üzerindeki “kısıtlamayı” kaldırdıklarını  açıkladı. Ayrıca bütçe ile ilgili olarak Belediyeden “2018 yılı bütçesi 3 milyon 716 bin TL olmasına rağmen yine sadece 37 bin TL maliyetinde yeni bir çocuk oyunu sergilenebilmiş, son üç yılda yeni bir yetişkin oyunu sahneye konulamamıştır.” açıklaması yapıldı. Şimdi merceğimizi bu açıklamalara çevirebiliriz.

Şehir Tiyatroları ile ilgili yapılan  tüm açıklama ve  eleştirilerde belki en haklı olunan yer, son 3 yılda yeni  bir yetişkin oyunu sahneye konulamamış olmasıdır. Evet, bu büyük bir eksikliktir. Fakat bu eksikliği gidermenin yolu, tiyatro ekibinin çoğunu kapı önüne koymak ve sezonda hiç perde açmamak mıdır? Buna, pireye kızıp yorgan yakmak denir halk arasında…

 

Bütçe meselesi geçen hafta Belediye Meclisinde de gündeme geldi. Sanki 3 milyon liradan fazla  bir bütçeden sadece bir çocuk oyunu çıkarılmış, kalan para buharlaşmış gibi bir aktarım yapılıyor ki doğru değil.  Tiyatroda kadrolu, hizmet alımlı ve saat ücretli ayrı istihdam şekilleri var ve bu personelin tamamının maaş ve giderleri bu bütçeden karşılanıyor. Resmi açıklamada Antalya Şehir Tiyatrolarında 77 personel ve ayrıca  dışardan hizmet alımlı 8 kişi daha çalıştığı belirtiliyor.  85 kişiye asgari ücret verseniz üstüne SGK primlerini koysanız yılda ne eder hesaplayın. Sonra Belediyenin verdiği rakamlar manipüle amaçlı mı gerçeği ortaya koymak için mi karar verin... Ayrıca geçen yıl tek oyun da oynanmıyor.  Bu kadro, geçen yıl saydığım kadarıyla tam 20 değişik oyunu turneler dahil 240 kereden  fazla oynamış.

 

Gelelim esas noktalara… Yapılan yönetmelik değişikliğine ilişkin açıklamada, Belediye Başkanının istediği atamayı yapamadığı,  ulusal ya da uluslararası isimlerle çalışılamayacağı ifade edilmiş. Güzel, zaten özerklik budur. Başkan, her istediğini istediği şekilde atayamaz. Buna kurumsal özerklik denir. Özellikle de sanat camiasının buna ihtiyacı vardır ki değişen her siyasi erkten etkilenmesinler. Kaldı ki Genel Sanat Yönetmeni’nin haricen istifası istense ve yeniden yönetmeliğe uygun seçime gidilse, Belediye ile uyumlu çalışacak bir sanat yönetmeni tiyatro içinden bulunurdu herhalde. En kötü Genel Sanat Yönetmeninin görev süresinin dolması için 6 ay beklenir, bu süreç zamana yayılır, yeni seçim zamanında Genel Sanat Yönetmenini Belediye Başkanı atardı.(Kurum içinden seçilecek iki kişiden birini Belediye Başkanı atayabiliyor) Bu süre içinde de perde açık kalır, Yönetim tiyatro için bir planlama çalışması yapardı. Çok aceleniz var idiyse, yaz aylarında neden yapılmadı bu çalışmalar?

 

Deniliyor ki, o kadroların çoğu AKP militanı… Öyleler mi değiller mi gerçekten bilmiyorum. Farzedelim ki 48’i de AKP militanı olsun. Bir tiyatro kadrosunu bu şekilde dağıtarak neyi  ispat edeceksiniz? Ya yıllardır aralıksız açılan ama sizin  döneminizde ilk defa açılamayan perdenin sorumluluğu? Tiyatro camiasına ve seyircilere ne cevap vereceksiniz? AKP yöneticileri  sanatı katlederken, kendinden olmayanları işten atarken liyakate bakın diyorduk, sanat özerktir, diyorduk. O zaman  eleştirdiğimiz kişilerin konumuna düşmüş olmuyor musunuz? Bu eylemle, bir nevi AKP tasarruflarını da eleştirmenin önüne geçmiş olmuyor musunuz?  Önemli olan ilkelerdir. Kimin Sanat Yönetmeni olduğu, kimin adamı olduğu değil.

Bu eleştirileri sadece ben yapmıyorum. Geçen hafta Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Ragıp Ertuğrul da benzer eleştirilerde bulundu.

 

Kurumların liyakate dayalı özerkliğini, sadece siyasi iktidara karşı savunmak değil,  her tür iktidara karşı savunmak gerekir. Bu demokrat olmanın, sanata ve kurumlara inanmanın gereğidir. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok