Antalya
23.11.2019
A
KÜLTÜR-SANAT
Dünden bugüne tarih kokan sergi
Dünden bugüne tarih kokan sergi

DÜNDEN BUGÜNE TARİH  KOKAN SERGİ

Öncelikle mekan tarihi soluyor. Antalya Arkeoloji müzesi.  

Bakın müzenin nasıl bir çağrısı var. Duvarlarını süsleyen. Mustafa Kemal’in, henüz daha Kurtuluş Savaşı devam ederken ve Antalya İtalyan işgali altında iken, pergedeki eserler toplanıp, İtalya’ya götürülme işlemleri sürerek, asar-I atika memuru (eski eserleri koruma memuru) olarak Antalya Lisesi öğretmeni Süleyman Fikri Erten’I görevlendirerek, eserlerin İtalyanlardan kurtarılmasını sağlamış ve müzenin kuruluşunu sağlayan ilk adımı atmıştır.      

“Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak ve sahip olmaktan geçer.”  diyen de Mustafa Kemal olmuştur. Bilmeyi, tanımayı ve sahip çıkmayı öneren de ulu önderdir.    

Depolarında 60 bin eser bulunduran,  salonlarında ve vitrinlerinde 6 bini geçkin eşsiz eserin sergilendiği en önemli Roma dönemi heykel müzelerinden biri. Antalya Arkeoloji Müzesi.  Kütüphanesi çok zengin. Tam bir araştırma inceleme ve başvuru kitaplığı konumunda. Müze girişinde solda yer alan sergi salonu, yılın hemen her döneminde kültür ve sanata kapılarını açıyor. Zaten aktif olan Müzeyi daha da aktif kılıyor. 

Bugünlerde salonda yeni bir sergi var. Müze, 16 Kasım-30 Kasım tarihleri arasında müze konseptine tam uyumlu, inanılmaz güzel bir sergiye evsahipliği yapıyor, gururla. 

 
Deneyim ve dinanizm, tecrübe ve gençlik el ele yan yaya. Sanatçılar konuşuyor, eserler konuşuyor. Görsellik olağanüstü. Tarih ve sanat iç içe, kol kola, can cana.  

Deneyim Nurhan Acun demek, dinamizm  Erkan Balçın demek. Biri takı ile özdeşleşmiş, antik takı deyince, Anadolu uygarlıklarında takı deyince, ilk akla gelen isim, işi önemsemiş, özümsemiş bir takı duayeni. Asıl mesleği iç mimarlığı bırakıp  takıyı 7/24 saat yaşam biçimi haline getirmiş bir takı sevdalısı. Aklını Anadolu ve takı almış, gece gündüz takı tasarlıyor, yarım asırlık deneyimi ile takı üretiyor.    
  
Diğeri antik dönem seramiklerini, vazolarını, seramiklerde vazolarda işlenen mitolojik konuları, tanrıları ve kahramanları iyi incelemiş, hatta ezber etmiş ve büyük emek vererek, onları birer birer ve birebir antik dönem vazoları üzerinde işlemeyi iş edinmiş, hobi edinmiş bir eğitimci-sanatçı. İki güzel insan. Ve açtıkları güzel ötesi bir ortak sergi. Her boyutuyla örnek alınması gereken bir estetik güzellik. 

Açtıkları her sergi ile ses getiren, yüreklere dokunan, duygulara tercüman olan, adeta  tarihin tozlu sayfalarında bizleri dolaştıran iki insan. Ellerine, emeklerine, gönül gözüyle gören gözlerine ve yüreklerine sağlık.  

Serginin düzenlenişinde alanın kullanımı, süslenişi, antik dönem giysileri ile konukları karşılayan gençler, dönemi çağrıştıran görüntüsü ve güzel müziği ile sergiye ve açılışa eşlik eden arp sanatçısı Aslıhan Güngör, onun yaptığı müzik, her şey dört dörtlüktü ve elbirliği ile uyum içinde sergiyi daha bir güzelleştirdiler. Görsel duysal (işitsel) kıldılar.        

Bugün bu sayfada  her zamankinden farklı olarak değişik bir yol izleyeceğiz. Sayfayı yazıya boğmak yerine sergiden fotoğraflarla anlatmaya çalışacağız.   

 

 Önce bu fotoğraf. Serginin girişinde bulunan duvar üzerinde iki yazı var:  Alttaki yazı, Mustafa Kemal’in sanata ilişkin çok veciz sözlerinin sonuncusunun İngilizce karşılığı. Yeri gelmişken Ata’mızı ve bu sözlerinden bir ikisini anımsayalım, gerçek bir toplum liderinin sanata nasıl baktığını, bakması gerektiğini görelim: 

“Bir ulus ki, resim yapmaz, bir ulus ki, heykel yapmaz, bir ulus ki, fennin (bilimin)  gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o ulusun ilerleme yolunda yeri yoktur.” “Bir ulusun sanat yeteneği, güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.” “Bir ulus, sanattan ve sanatçıdan yoksunsa, tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir ulus, bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil (hastalıklı, illetli) bir kimse gibidir.” “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Üstteki yazı ise, 3000 yıl önce yazılmış bir Likya şiirinden dilimize aktarılmış bir alıntıdır:
Likyalı sanatçı, bir genelleme yaparak 
“Beni bulamazsan üzülme, Eşyalarımı bulacaksın.
Kestiğim taşları, açtığım yolları, işlediğim heykelleri bulacaksın.  
Ve göreceksin ki, binlerce yıl öteden, parmak izlerimiz değecek birbirine.”

İşte aynı kandan gelen, DNA ları aynı, aynı toprakta yetişen, aynı havayı teneffüs eden insanların zaman tünelinden geçerek buluşması bu sergi. Gezmeye, görmeye değer.   

 
Erkan Balçın sergi afişi    


          
Açılış için konuklar bekleniyor, son hazırlıklar yapılıyor

 
Sergi mizansenlerinden biri

Seramiklerde o kadar çok konu ve mitolojik olay resmedilmiş ki, mitolojik olayları, kahramanların yaptıkları işleri teke tek incelemeye ve öykülerini öğrenmeye ve anlamaya kalkarsanız, saatler harcamanız gerekir. Buna bir turist rehberi olarak, ayrıntıları bilen biri olarak kesinlikle inanıyorum.   

“Antik İyon kültüründe resim sanatı, diğer kültürlerde olduğu gibi bir olayı, çeşitli zeminlere, vazolara, duvarlara resmederek yapılmıştır. Genellikle mitolojik sahnelerin işlendiği bu süslemeler, İyon mitolojisi, resim sanatı ve günlük yaşam hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedirler.  Antik İyonya’da diğer kültürlerden farklı olarak seramik kaplara ve bu kapların süslemelerine daha çok değer verilmiştir. Kaplar, antik dönemde insanların günlük kullanımında bir eşyadan çok, sanat eseri niteliği taşıyacak şekilde ince elenip sık dokunarak yapılmışlardır.” diyen Erkan Balçın, “İyon kültüründe seramik kapların dört kullanım alanı olduğunu, çeşitli maddeleri depolamak ve taşımak için kullanılan büyük ebatta kapların yanısıra, içki içmek için kullanılan “riton” adı verilen kapların, çeşitli kişisel eşyaları saklamak için kullanılan değişik boyutta kapların ve törenlerde kullanılan gösterişli kapların olduğunu, bütün bunların kendisinin ilgi alanına girdiğini söylüyor. Yaptıkları ile de bu ilgiyi açıkça gösteriyor.  
                               
                    Seramik sanatçısı Erkan Balçın

Sanatçı Erkan Balçın, seramiklerini hazırlarken, aslına uygun biçimde siyah ve kırmızı figür tekniği kullandığını da sözlerine ekliyor.   

Unutulmaya yüz tutan antik dönem seramiklerini yeniden gündeme taşıyan Erkan Balçın, yaptıkları ile gurur duyuyor. Bir boşluğu doldurduğunu, kendince bir eksiği tamamladığını, Anadolu sanatı adına önemli bir iş başardığını düşünüyor. Çıkardığı özenli işlere bakınca, ürettiklerini görünce, çok sayıda nitelikli örnekle karşılaşınca, onun bu görüşüne katılmamak, saygı duymamak olası değil.   

 
Kentaurlar (at adamlar):  Söylenceye göre, kentaurlar (at adamlar), insan torsosu (belden yukarısı) ve başına ve bir atın vücuduna sahip mitolojik varlıklardır. Şarap tanrısı Dianizos’a tapar, çok içer, sürekli esrik dolaşırlardı. (Grekler, Hitit atlılarının at üzerindeki becerilerini görünce, uzaktan onları at adamlara benzetmiş ve mitolojilerini öyle kurgulamışlardır. YAS) 

           
Olympos tanrılarının mesaj taşıyıcısı         Savaş tanrısı Ares- Kışkırtıcı olduğu, 
(haber ulağı) Hermes tanrı                         savaş yanlısı olduğu için pek sevilmez  

 


         

Troya savaşından bir sahne. Myrmidon komutanı Achilleus (aşil), farkında olmadan Amazon Kraliçesi Penthesilia ile savaşıyor. Başlığını çıkarttığında öldürdüğü savaşcının çok güzel bir kadın, bir kraliçe olduğunu görünce, çok üzülüyor. Ama iş işten geçmiş, artık yapacak bir şey yok. Bu sahne bana hep, Çanakkale Savaşı sonunda, “Troyalı Hektor’un öcünü aldım” diyen Mustafa Kemal’in bir başka sözünü, anımsatıyor: “Ulus yaşamı, bağımsızlığı tehlikeye uğramadıkça, savaş bir cinayettir.” İşin özü, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesidir.  

  
Çok tanrılı inanç sisteminde “Tanrıların tanrısı”, “baş tanrı” Zeus (Jupiter)
Gökyüzü, yıldırım, şimşek, gök gürültüsü onu çağrıştırır, hukuk, düzen ve adalet ondan sorulurdu. 

 
Şarap tanrısı Dianizos

     
Açılışa  gerçekten renk katan, zaten çok güzel olan sergiyi daha bir çekici kılan arp sanatçısı ve renkli antik dönem giysileriyle ilgi odağı olan üniversiteli gençler, bence üzerlerine düşen görevi hakkıyla yaptılar, içten teşekkürü hak ettiler.     


 

Sanatçı dayanışması- El ele gönül gönüle. Açılış sırasında bir şey gözümden kaçmadı. Sanatçı, arp çalarken çevrede konuşanların dikkatini çeken, onların sessizce ve huşu içinde çalınan müziği dinlemeye çağıran ve bunu kendisine çok yakışan bir olgunlukla ve kibarca dile getiren  Nurhan Acun ağabey, bir sanat dalının özgün temsilcisi olarak, bir başka sanat dalının temsilcisine nasıl saygı gösterilir, onu da çok güzel  ifadelerle dile getirdi. Zaten sanatıyla büyüktü,  bu davranışıyla gözümde daha da büyüdü.  İçten düşüncem bu.        

 

Mustafa Kemal’in “Sanatçı el öpmez, sanatçının ancak eli öpülür” düşüncesine yürekten katılan Atatürk aşığı Nurhan Acun, kendisine müziği ile destek çıkan arp sanatçısına, elini öperek, el işi bir arp motifi armağan ederek teşekkür ediyor.  Acun ağabeyin şekilci değil, gerçek bir Atatürk sevdalısı olduğu başındaki şapkadan da açık ve net biçimde anlaşılıyor. Davranışları ve sözleri ile de bunu her fırsatta dile getiriyor, doğruluyor.  Atatürk’e layık evlat olmak böyle bir şey. Bunu davranışlarıyla kanıtlıyor.     

                  
Sergilenen Nurhan Acun eserlerinden örnekler 
    

“Eller Eller”, hünerli eller, uygarlığı yaratan hünerli eller. Eli öpülesi, saygı duyulası “eller”.  Değil mi ki insanoğlu, ayakları üzerine dikilip, ellerini boşa çıkarttı ve onları alet yapmaya, alet yapan alet yapmaya başladı, işte sanat, işte estetik de o zaman, orada başladı. 

Antalya Arkeoloji müzesi o anlamda da bir ilki barındırıyor bünyesinde. Karain mağarasında bulunan ve müze içinde Karain buluntuları vitrininde sergilenen bir küçük obje, ilk sanat değeri taşıyan nesne olarak dünden bugüne bağlantıyı sağlıyor. 

  

 Estetik içeren ilk Karain Mağarası buluntusu (Antalya Arkeoloji Müzesi Karain vitrini)
Bugünün sanatçılarına dünün sanatçısından bir “merhaba”, bir tokalaşma oluşturuyor. Bizler yaşadık Anadolu’yu, elimizden geldiğince gönendirdik, sıra sizde. Sağlıkla kalın. Sanat üretin, iz bırakın diyorlar. Biz de her iki sanatçıya da sağlık ve mutluluk dilerken, bu güzel sergiyi mutlaka görün diyoruz.   
Yavuz Ali Sakarya 
18 Kasım 2019, Antalya

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: