Antalya
14.11.2019
A

Son iki yüz yıldır dünya sistemi, imparatorluklardan, krallıklardan ulus devletlere doğru geçiş yapmıştır. Ulus devletler de liberal demokratik sistem içinde kendi cumhuriyetlerini kurmaya yönelmişlerdir. Bu uzun süreç içinde, demokratik düzene geçebilmek için çabalar harcanmış, kavgalar verilmiş, kan dökülmüştür. Yetmemiş, imparatorluklar çağından ulus devlet ve cumhuriyete  geçiş aşamalarında iki tane büyük dünya savaşı olmuştur. Genel olarak günümüze kadar gelen sistemler, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan düzenin bir devamıdır. Burada liberal parlamenter demokrasi esastır.  (Sovyetlerin başını çektiği sosyalist sisteme bu yazıda değinilmeyecektir) Parlamenter demokrasinin temel dayanağı da hukuk devleti ilkesidir. Egemen güç, kendini hukuk ile sınırlayacağının teminatını vermiş, yönetilenlerde buna rıza göstermiştir.

Bu sistem geçerli olsa da  egemenler arasındaki  çatışmalarda ve sistemi tehdit eden  (özellikle halk hareketlerinde) eylemlerde hukuka uyulmaz.  Yine de bunlar, kuralın istisnalarıdır.

Son yıllarda dünyada da artan otoriter eğilimlerle beraber, gücün tekrar merkezileşmesi eğilimi vardır. Bunun örneklerini yaşıyoruz. Latin Amerika’da

Biz de ise konuşulacak bir hukuk artık kalmamıştır. 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde, emniyet ve yargıya çöreklenen bir yapının AKP hükümetine operasyon düzenlemesiyle başlayan süreç,  Türkiye’de cehennemin kapılarını tıklatmıştır. İktidarı paylaşan iki cenahın bu iç savaşında, AKP kendini korumak için, önce yargı da (sulh ceza mahkemeleri, HSK seçimleri) sonra  polis de (İç güvenlik yasası) yaptığı değişikliklerle, emniyet ve yargıyı tamamen iktidara bağlamıştır. Zemin zaten 2010 Anayasa referandumuyla atılmış, HSYK üzerinde siyasi iktidarın gücü pekiştirilmişti.  7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek başına Meclis çoğunluğu sağlayamaması, HDP’nin  ise %13 gibi yüksek bir oyla barajı geçmesi, devletin milliyetçi reflekslerinin devreye girmesine neden olmuş, örtülü bir faşizan rejime geçilirken, cehennemin kapıları aralanmıştır.

Bir yıl sonra 15 Temmuz darbe teşebbüsü, iktidara  hukukun kalan son kırıntılarını da elinin tersiyle itme imkanını vermiştir.  Artık güç, KHK’lar ve olağanüstü hal eliyle tamamen merkeze geçmiştir. Merkez de Erdoğan eliyle, 2017 referandumu ve 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle gücün kontrolünü tamamen eline geçirmiştir. Meclis bile işlevsiz hale gelmiştir. Yasama, yürütme tek elde toplanmıştır. Artık merkezdeki güç için tüm kapılar açıktır.

Bu yüzden, tahliye kararı veren mahkemenin kararları 24 saat içinde değişebilmekte, yasal parti olan HDP’nin Belediye Başkanları gerekçe gösterilmeden görevden alınmakta, tutuklanabilmektedir. Siyasi olmayan cinayet vakalarında dahi, zanlılar iktidar çevresine yakınsa, (Rabia Naz ya da Kadirova cinayetleri gibi) dosyalar soruşturulmadan kapanabilmekte, buna karşın atanmış kayyum ya da yandaş sendika başkanları, üniversite rektörleri, milyonluk harcamaları kimseye hesap vermeden yapabilmektedir.

Kimse adalet istememekte, herkes sadece  kendi mağduriyeti için hukuk, kendisi için  “iltimas” istemektedir.

Ahmet Altan’ın hükmen tahliye edilmesi ardından, bir hafta sonra yetkisiz bir mahkeme tarafından tekrar tutuklanması, hukuka uyması gereken Türkiye Barolar Birliği’nin kendi yasasını herkesin gözü önünde çiğnemesi tüm bu kuralsızlık halinin sonucudur.  Çünkü çok önce, cehennemin kapıları ardına kadar açılmıştır…

                                                                                                                              

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok