Antalya
12.11.2019
A

             Doğal, kültürel, tarihsel olarak sahip olduğumuz bütün değerlerimizi korumak, yaşatmak ve

bu doğrultuda toplumsal ihtiyaçlarımızın ayrıcalıksız bir şekilde karşılanmasını istemek, karar süreçlerinde kentte yaşayanların aktif katılımlarının önünü açmak kentli yaşamın haklarına sahip çıkmak demektir.   

 

Kentte var olan hakkında söz söylemek, ona ulaşabilmek ve kullanabilmek, aynı zamanda onu değiştirebilme imkanlarıyla birlikte ele alabilmek,  kent hakkının kolektif bir hak olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

 

Bu nedenle farklılıklarımızla kendimizi özgürce ifade etmeyi, dışlanmamayı, doğrudan bilgiye ulaşarak kente ilişkin alınan kararlarda söz sahibi olmayı talep etmekten kaçınamayız.

 

Esas olarak bu gerekçelerle bir araya gelen ve farklı uzmanlık alanlarına mensup kişilerle gönüllü bir oluşum olan Antalya Kent İzleme Platformu, geçtiğimiz günlerde “Kent Hukuku ve Kenti Birlikte Yönetmek” konulu bir çalıştay düzenledi.

Daha önce düzenlediği Kent Hakkı Forumunun devamı niteliğinde olan bu etkinlik Antalya Barosu ile birlikte gerçekleştirildi.

 

Kent sakinlerinin, yaşam alanlarındaki gelişmelere müdahil olmalarını sağlamaya yönelik yapılan bu etkinliklerin devamlılığının sağlanması ve kentin bütün dinamikleri ile bağlarını geliştirerek yöneticiler ve menfaat çevreleri karşında bir güç oluşturmalarının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

 

Şurası bir gerçek ki yetki ve nüfuz sahibi olanlara bel bağlanmanın yurttaşları çaresiz bıraktığını  deneyimlerimizle yaşamaya devam etmekteyiz.

 

Bu konuda merkezi veya yerel iktidar sahiplerinin, kendilerine özgü  bahanelerine, zaruret hallerine, maksatlı yönlendirmelerine rıza göstermeye devam ettikçe, toplumun çaresizlik halleri sona ermeyecek…  Zira içinde bulunduğumuz bu süreç hepimizi telafisi imkansız mağduriyetlere ve ekolojik yıkımların başladığı bir girdaba doğru yol almamıza neden oldu.

 

Yaşam alanlarımızda paraya tahvil edilebilecek her şeye yönelik sınır tanımaz saldırganlıklar, tüm canlı türlerine yönelik yaşanan acımasız kıyımlar, gezegenimizi tehdit eder hale gelen küresel iklim krizi ve bunun sorumlusu olan kapital hegemonya, sonunda bu dünyada hepimizi “olmak veya olmamak” sorununun bir parçası haline getirmek üzeredir.  

 

 “…Olmak ya da olmamak…” sorunsalı denildiğinde ilk akla gelen *William Shakespeare’in yaklaşık 400 yıl önce Hamlet eserinde sorguladığı gibi ;

 

“Düşüncemizin katlanması mı güzel,

zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter! Demesi mi?” *

 

 

Bu soru bütün yakıcılığı ve güncelliği ile hepimizden cevap beklemektedir.

Zira bugün de saray yöntemleri ile toplumun zenginlik kaynaklarına el koyanlar, canlı cansız tüm varlıkları, kendi iktidarları için fütursuzca yok sayıyorlar.

 

O nedenle bütün sesi kısılanların, dışlananların, hakkı, hukuku, emeği gasp edilip yaşam alanları talan edilenlerin, düşlerinin ve korkularının ötesine geçmelerine,

“….zamanın kırbacına

Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanların … “ *

kayıtsız şartsız itiraz etmek, kaçınılmaz görünen sonumuza dikkat çekmek, bir araya gelerek dur demek bütün duyarlı çevrelerin ortak sorumluluğu olması gerektiğini düşünüyoruz. 

 

Zamanın ruhu yaşamımızı, emeğimizi, hepimize ait olanı hep birlikte sahip çıkmayı, toplumun ortak çıkarları için yan yana gelmeyi, dayanışma içinde hareket etmeyi kaçınılmaz kılmaktadır. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok