Antalya
04.07.2019
A

İki gün önce, Ergenekon davası sonuçlandı ve tüm sanıklar beraat etti. Yaklaşık 12 yıldır süren dava, Türkiye’nin AKP’li yıllarını anlamak bakımından da önem taşımaktadır. 2007 Haziran seçimlerinin ardından İstanbul’da bir evin çatı katında bulunan bombalarla başlayan operasyon, büyüyerek ve etki alanını da genişleterek yayıldı. Soruşturmaların içinde sicili kamuoyunda iyi bilinmeyen kişileri de aldığı için ilk başta bu operasyonlar bazı çevrelerce “olumlu” karşılanmıştı. Özellikle 2008 yılında önde gelen ulusalcı muhalif kesimler de operasyonların hedefi haline gelmiş, soruşturma süreç ve yöntemleri   toplumu ikiye bölmüştü.   Bu ilk davada muvazzaf asker kişiler çok azdı. Türk Silahlı Kuvvetlerine  karşı bu soruşturma  bir pilot dava görünümündeydi ve TSK’ya karşı asıl davalar Balyoz, Poyrazköy gibi sonra gelecekti.

Bizde davaların usulü, esası  çok tartışılmaz. Çünkü herkes bilir ki bu tür davalar aslında siyasi davalardır ve iktidarı elinde tutan güç, o anda kimi tehlikeli görüyorsa o grubu tasfiye etmek için yargıyı kullanıyordur. Nitekim bu davada da öyle oldu. 2008 yılı ve devamında, o gün iktidara destek veren liberaller, sol-liberaller  ve BDP başta olmak üzere Kürt hareketi bu operasyon ve davalara destek verdi. Onlara göre derin devlet tasfiye oluyordu. Geçmişte işlenen suçların yargılanması gerekiyordu. 2007’de katledilen Hrant Dink’i de bu yapı öldürtmüştü. Onlara göre, iktidarda olan AKP, Batı yani AB ile olan ilişkilerde samimiydi. Türkiye’yi liberal bir alana çekmek istiyor, kendini güçlü hissetmek için de vesayet olarak gördüğü Ordu gücünü ve “derin” ilişkileri tasfiye etmek amacını taşıyordu.

Yalnız davaların içeriğine bakıldığında, yukarıdaki hedef ve amaçlarla ilgisiz insanların da tutuklandığını, derin devletin kullanmış olabileceği bazı sanıklara yöneltilen suçlamaların, yukarıda bahsi geçen kapsamda olmadığını hemen farkedebilirdiniz. Tabii farketmek için iki şey lazım, az çok o davaları okumak ve her şeyden önemlisi önyargısız bir zihin. Önyargısız bir zihinden kastım, kendi inanç ve ideolojik amaçlarınızı haklı çıkartmak için “seçmeci” bir okuma yapılmadan, gerçekleri eldeki verilere göre olabildiğince objektif bir merkeze oturtabilmek. Oysa, Türkiye’de yaşayan bizler her konuda kamplara ayrılmışızdır ve kendi kampımızın  en küçük fısıltısına kulağımız  açık iken, karşı kampın çığlıklarına ise sağırızdır.  Bu davalarda da öyle oldu, liberaller, sol liberaller ve o zaman BDP ile temsil edilen Kürt hareketi, gerçeğe değil inanmak istediklerine baktılar. Sonradan ortaya çıkacak olan Taraf gazetesinin bir operasyon gazetesi olması, bazılarınca  dillendirilse de “derin devletçi, ulusalcı/faşist” saldırısıyla püskürtülmeye çalışıldı. Bugün bütün hikayeyi biliyoruz. Tüm bu Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy gibi davalar Türk Silahlı Kuvvetlerin yıpratılması ve Fetö’cü yapının TSK’da etkin olması için düzenlenmiş, bu yüzden yine Emniyet ve Yargı içindeki cemaatçi yapı, bu operasyonları yapmış, elbet siyasi iktidar da sonuna kadar destek vermişti. Davaların çökmesi, Fetö’nün  17/25 Aralık yolsuzluk dosyalarıyla iktidara saldırması sonucu olmuştu.  İktidar, kendisine saldıran  Fetö’nün gücünü yargı/emniyetten kırmak için eski yapıya, milliyetçi unsurlara sarılmak zorunda kalmıştı. Bu tarihten sonra Ergenekon, Balyoz gibi davalardan tutuklu olanlar serbest bırakılacak, Yargıtay’da bekleyen dosyalar sırayla bozulup alt mahkemelere gönderilecekti. Ergenekon operasyon ve davaları, başta belirttiğimiz gibi hukuki değil siyasi idi. Yalnız şunu da belirtmeden geçmeyelim. Özellikle Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıklar/eski askerlerin geçmişte işledikleri suçlardan beraat ettiği anlamı çıkmasın. O suçlardan, faili meçhullerden, bombalamalardan, aydınlatılmayan kuyu cinayetlerinden zaten bu şahıslar doğru dürüst suçlanmamıştı bile. Ergenekon davası doğruydu ama sulandırıldı diyenler siyasi analizini hâlâ yapamamış, sadece kendi kampının fısıltılarıyla inancını ayakta tutmaya çalışıyordur.

Sonuçta, iki gün önce bu davada yargılananlar beraat etti. Bu kararı  göremeyen, Kuddusi Okkır gibi cezaevinden cenazesi çıkan, Ali Tatar gibi intihar eden, yıllarını aydınlanma yoluna vermiş ve davanın sonunu göremeyen İlhan Selçuk’a, Türkan Saylan’a  ve diğerlerine  toplumca bir özür borcumuz var. Tıpkı faili meçhullerde katledilen ve aydınlanmayan dosyalarda ailelere  özür borcumuzun baki olduğu gibi… 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok