Antalya
30.05.2019
A

Birleşmiş Milletler tarafından, çevre sorunlarına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için her yılın 5 Haziran günü, Dünya Çevre Günü ilan edilmiştir. Gelecek hafta, bayram haberleri arasında çevresel sorunlarla ilgili haberleri daha çok göreceğiz. İçinde bulunduğumuz iklim krizi nedeniyle tüm dünyanın çevre sorunlarına ve politikalarına ilgisi giderek artmaktadır. Bu politikaların değişmesi gerektiği kuşkusuzdur. İklim krizi ve küresel ısınmanın getirdiği sonuçlar yüzünden,  önümüzdeki 30-40 yıl içinde çok daha farklı bir dünya ile karşı  karşıya kalabiliriz. 
Özellikle Türkiye’nin bu konular üzerine acil önlem alması şart. İklim kriziyle birlikte, önümüzdeki 15 yıl içinde ülkemizi büyük bir kullanılabilir su krizi beklemekte… Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da niyetler, söylemler ve eylemler uyuşmuyor. Ülkeye vizyon kazandırma adı altında her biri çevre katili olan Akkuyu Nükleer Santrali, Artvin Cerattepe’ye altın madeni, İstanbul’a 3. Köprü ve 3. Havalimanı gibi projeler önümüze getirildi. Ülkenin büyük şehirleri, çok katlı beton binalara gömüldü.  Buna karşın ülkenin en yetkili ağzı,  kürsüye çıkıp “Bu kapitalizm nelere muktedir, kıyı orman dinlemiyor, yıkıp geçiyor.” diyerek sorunu dışsallaştırabiliyor. Böylece iktidar istemediği halde, sanki  tüm bunları kapitalizm adlı görünmez canavar yapıyor duygusu oluşturulmak isteniyor. Peki iktidar partisinin kapitalizm karşıtı söylemlerini görebiliyor muyuz? Aksine, son 17 yılda kapitalizmin istediği tüm özelleştirmeler yapıldı. Kamu hizmetleri bile özelleştirildi. Elektrik, su gibi her evin temel ihtiyaçları serbest piyasaya bağlı ve pahalı. İhtiyaç olmadığı halde ülkeye dev inşaat projeleri dayatılıyor ve  kapitalist iş dünyası, ihtiyaç duyduğu  sermaye birikimini ağırlıklı olarak enerji ve inşaat sektörü üzerinden karşılıyor. İnşaat, kimi zaman SİT alanından geçecek yol olarak karşımıza çıkıyor, kimi zaman şehrin ortasına dev AVM’ler, TOKİ’ler ya da kıyılarda yükselen binalarla… 
Üç gün önce ilginç bir olay yaşandı. 27 Mayıs Darbesinin yıl dönümünde, o süreçte  önemli yer tutan Yassıada gündeme geldi. Ada’ya “demokrasi adası yapacağız” diye bir proje uygulanmıştı. Projenin sonunda ortada Yassıada’dan hiçbir şey kalmamış, beton-ada olmuştu. Öyle ki yılların iktidar destekçisi bir televizyon sunucusu bile, Yassıada ile ilgili haber sırasında mikrofonun açık kaldığını fark etmeyerek iktidara “adanın canına okuduklarını” söyledi. 
Canına okunan sadece Yassıada değil elbet;  parça parça korumadan çıkarılan orman alanları, derecesi düşürülerek imara açılan Sit alanları, meralar, üstünde  termik santral jeotermal santral yapılmak istenen tarım toprakları, maden ocaklarına açılan su havzaları, mermer için dilim dilim kesilen dağlar, altın madeni için zehirlenen göllerle tüm ülkenin canına okunuyor. İstanbul’a 3. Havalimanı sadece kuzey ormanları ve sulak alanların canına okumadı, yapılan proje yanlışları nedeniyle tüm İstanbul’un hava ulaşımının da canına okundu. Yanlış politikalar, koskoca ülkenin tarımını yok etti. 
Bu yapılanlara  karşı ses çıkaran ise hep aynı insanlar, aynı kurumlar… Oysa doğası, çevresi, geleceği ile tahrip edilen, bütün ülke, bütün toplum... Toplumun çoğunluğu ise suskun.
İşte esas bu suskunluk Türkiye’nin canına okuyan… 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok