Antalya
21.03.2019
A

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile ilişkileri askıya aldığını duyurdu. Bu nedenle Türkiye’nin AB ile ilişkileri daha karmaşık ve zor bir hal aldı. Avrupa Parlamentosunun bu kararı almasında etkili olan en önemli neden ise Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk ile kurulamayan bağı olarak gösterildi. Bağımsızlığı kalmamış,  hukuk nosyonundan nasiplenmemiş mahkemelerin içler acısı durumu her gün herkesin gözü önünde yaşanıyor…
Türkiye Yargısının adalet ile ilişkisi, Şubat ayında açıklanan hukukla ilgili uluslararası iki raporda gözler önüne seriliyordu. Yargı bağımsızlığı raporunda Türkiye’nin, 140 ülke arasında 111.sırada, Dünya Hukukun Üstünlüğü endeksinde ise 126 ülke arasında 109. sıraya gerilediği açıklanıyordu.  
Avrupa Parlamentosu’nun yukarıdaki askı kararını alışının gerekçesi, Türkiye’de hukukun ve demokrasinin son on yıldır durmadan geriye gitmesidir. Bu son derece açıktır.
Karara ilişkin Türkiye’nin cevabı ise, ‘Bu karar yok hükmündedir’ şeklindeki hamaset nutukları oldu.  Bağımsız ve tarafsız yargımız ve yargının başındaki Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) da hemen bir etik bildirgesi kaleme alıp dünyaya ne kadar erdemli olduklarını anlatan bir metin yayınladılar. Ayrıca bu metni Resmi Gazete’de yayınlatarak “resmî” bir belge haline de getirdiler. Bu durum tam bir kara komedi.
Aslında HSK çok değil; yargıçlara biraz yargıçlık teminatı sağlayıp özgürlük alanı açsa, yargının temel ilkelerine, savunmanın bağımsızlığına, delilsiz suç olamayacağına dikkat etse yeterdi ve kendisini bu derece acınası duruma düşürmezdi. Bu basit ve hukukun temel ilkeleri yerine dünyaya erdem timsali olduklarını anlatmaya çalışan bir metin kaleme alıp ve başlığını da ‘Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ olarak koyup Resmi gazete de yayınlatıyorlar. Ne sanıyorlar acaba? Dünyanın  bu metne bakıp  “Türkiye’de yargı meğer çok ileriymiş de bizim haberimiz yokmuş” diyeceğini mi?
Metne göre Türk yargısı bağımsızdır, Türk yargısı tarafsız ve ahlaklıdır. Metne yazmamışlar ama biz ekleyelim: İnanmayan varsa teröristtir!  Çetin Altan’ın deyişiyle “Türk’ün Türk’e propagandası”dır bu. İçerde iyi işleyen bir mekanizma olabilir. Ancak ‘Edirne’den sonra’ karşılığı ise gülünç duruma düşmektir. Yargı, muhtaç olduğu övgüyü iktidar aracılığı ile bu şekilde kendi kendine sağlarken; diğer tarafta mahkemeler hukuku katletmeye, Adalet Tanrıçasını yerlerde süründürmeye, bahsettikleri etikten ne kadar yoksun olduklarını kanıtlamaya devam etmektedir.  
İstedikleri övgüleri kendilerine yapabilirler. Ancak Silivri’de Çağdaş Avukatlar duruşma salonlarından atılır, deliller toplanmadan son savunmaya geçilirken,  17 aydır tutuklu Osman Kavala ve 15 kişi hakkında Gezi eylemlerinden dolayı müebbet hapis isteyen fecaat, iddianame başlığı altında açıklanırken ve Selahattin Demirtaş,  Eren Erdem, Alparslan Kuytul gibi siyasi olarak birbirine benzemezler, benzer hukuki garabetler neticesi içerde yatarken bize de ancak acı acı inlemek düşmektedir.  
Silivri’deki duruşmada tüm hukuk kurallarını alt üst eden uygulamalarla, Çağdaş Hukukçular Derneğinin son genel başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya dün 11 yıl 3 ay ceza veren hükmü, bu tarafsız ve bağımsız mahkeme mi vermiştir? Bizler de buna inanacağız ve inen ‘adalet’ kılıcı neremizi keserse oramıza merhem sürüp kabul edeceğiz, öyle mi?
Kozağaçlı’nın Silivri’de salı günkü duruşmada mahkeme heyetini reddederken söylediği şu sözler tüm sürecin özeti gibi sanki…
“Sizi, temsil ettiğiniz her şeyi, ahlaksızlığınızı reddediyorum!”
TUNCAY KOÇ                                

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok