Antalya
18.02.2019
A

Dikine 6 - 7, enine 10 kilometrelik bir alan. Portakal bahçeleri, bostanlar, seralar, arada küçük evler. Dev çınar ağaçları altında gölgelenip geviş getiren koyun keçiler, yemlenen tavuklar, horozlar ve civcivleri. Bahçeleri bölen su kanalları, göletlerde yüzen ördekler, kazlar. Bizim ev Kırcami Projesi içinde yer alan Tarım Mahallesi'nde. Bu manzara arka penceremizden görünen imar geçmemiş bölgenin manzarası.
                    *****
Kırcami planları bitti, sıra tapuların verilmesine geldi. Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyeleri, tapu töreninin seçim öncesinde yapmanın telaşı içinde. Tapuların seçim öncesinde verileceğini söylemek kehanet gerektirmez. Kehanet gerektirmeyen bir başka şey daha varsa o da buraların 5 - 15 yıl içinde apartmanlarla, iş merkezleriyle dolacak olması. Buralarda, meyve bahçeleri, seralar, bostanlar, çınar ağaçları, su arıkları göremeyeceğiz. Bu kadar büyük bir alanda yetişen tarım ürünlerini toptancı hallerimizde, pazaryerlerimizde göremeyeceğiz. Misafirlerimize, arka balkondan görünen yeni manzarayı gösterip, "Çok değil 10 yıl önce buralar portakal, muşmula ağaçlarıyla doluydu; şafak vakti horoz sesleriyle uyanıyorduk" diyeceğiz. Nostalji yapacak, nostaljiyle avunacağız yani. Bir Kırcamili olarak, Kırcami bölgesindeki imar uygulamalarına bu nedenle buruk bakmaktayım.
                    *****
Sözünü ettiğim alan bir kenarı Havaalanı arazisi, diğer yanları çok katlı yapılarla çevrili 10 binlerce dönümlük dev bir dikdörtgen. Kuşatma altında olması, bu dikdörtgen içinde arazisi bulunan vatandaşları mağdur konumuna itmekte. En çevreci olanımızın bile, Kırcami'de bir iki dönüm arazisi varsa, "Benim bahçem, benim bostanım tarım alanı olarak kalsın" diyemeyeceği  bir mağduriyet söz konusu olan. İmar uygulamasıyla alanın yapılaşmaya açılması bu yanıyla gecikmiş adaletin yerine getirilmesi anlamına geliyor.
                    *****
İnsanların barınmak için evlere, yapılara; iş ilişkisi, ticari ilişki kurmak için iş merkezlerine, iş yerlerine ihtiyaç var. Yapılaşma o halde kaçınılmaz. Yine de sağı solu yapılaşmaya açmanın bir sınırı olmalı. Boş bir araziye bir yapı kondurduğunuzda, doğadan o hacimde malzeme alıyor, doğaya o ölçüde zarar veriyorsunuz, doğayı o ölçüde tahrip ediyorsunuz demektir. Diogenes gibi fıçıda filan yaşamadığımız için evimizde işyerimizde kullanılan malzemenin hacmi kadar bir zararı doğaya hepimiz veriyor, bu hacim ne kadarsa, doğayı o ölçüde biz de tahrip ediyoruz.  
                    *****
Antalya ve Muğla bölgesinde bu tahribat işi diğer illerimize göre çok daha abartılı. Antalya coğrafyasının dörtte biri maden ve taş ocaklarına tahsis edilmiş durumda. Yapılaşma konusundaki sınır tanımazlık böyle giderse bir çok dağımızı dağ olmaktan, çok sayıda çayımızı çay olmaktan çıkaracak. Antalya için domatesin soğanın tanzim satışa bağlanması kadar bunlar da  hesap kitap, muhasebe gerektiren işler. Mermi çekirdeğinin, silahın pusatın dert edinilmesi yanında, yapılaşma konusundaki sınır tanımazlığın dert edinilmesi de kendini dayatmakta.  

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok