Antalya
26.08.2021
A
GÜNCEL , EKONOMİ
ATSO Ağustos Meclis Toplantısı Yapıldı
ATSO Ağustos Meclis Toplantısı Yapıldı

ATSO Başkanı Davut Çetin, “Pandemiye ve yangına rağmen havalimanımızdan günde 70 bin civarında turist giriş yapıyor. Bu koşullarda bu performans çok önemli bir başarıdır. Şimdi İngiltere’nin Türkiye’ye kısıtlamayı kaldırması bekleniyor, İngiltere pazarı açılırsa ve sezonu uzatabilirsek biraz daha rahatlama olur. Elbette işleri 2019’dan da iyi olan sektörlerimiz var, ama toplama baktığımızda kayıptayız. Yani, Antalya için ekonomik afet henüz bitmedi” dedi.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Süleyman Özer'in başkanlığında çevrimiçi olarak gerçekleşti. Meclis Başkanı Özer, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, operasyonlarda şehit düşen kahraman askerler ile orman yangınları ve sel felaketlerinde yaşamını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diledi. Özer, “Allah bir daha böyle günler yaşatmasın. Umarım yaraları ülke olarak en kısa sürede sararız” dedi.

Kabus gibi bir ayı hep birlikte yaşadık

ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Davut Çetin, Oda çalışmaları ve ekonominin yanı sıra, kent ve ülke gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Başkan Davut Çetin, “Kabus gibi bir ayı hep birlikte yaşadık. Bu ayın önemli bir kısmını Manavgat’ta geçirdik, Manavgat, Akseki, İbradı, Gündoğmuş bölgesinde ve Serik’e yakın bir kısımda 75 bin hektar civarında orman yandı, can kayıpları yaşandı. 3 bine yakın ev etkilendi, binlerce evcil hayvan ve yaban hayvanı kaybettik. Muğla bölgesinde 40 bin hektara yakın orman yok oldu. Yangınlar bitmeden Karadeniz’de sel felaketleri canımızı yaktı. Bu felaketlerde yaşamını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarının ve bütün milletimizin başı sağ olsun” dedi.

Antalya’nın bütün kurumlarıyla, özel sektörüyle ilk saatlerden itibaren Manavgat yangınının durdurulması ve afetzedelere yardım için seferber olduğunu belirten Davut Çetin şöyle konuştu;

“Manavgat’ta yangın çıktıktan sonra bütün görevliler can siperane çalıştılar. Orman Bölge Müdürü’müzün, Jandarma Komutanı’mızın günlerce uyumadan oradan oraya koşturduğunu, orman ekiplerinin ve itfaiye ekiplerinin çırpınışını bizzat gördüm. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu Bakanımız, diğer bakanlarımız, Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, Manavgat Belediye Başkanımız hem söndürme hem yardım için bütün imkanları seferber ettiler. Görevini layıkıyla yapan, fedakarca çalışan bütün görevlilere teşekkür ediyorum.

TOBB ilk anda 5 milyon TL yardım gönderdi

Biz de ilk günden itibaren Manavgat’taydık, yardım için azami çabayı gösterdik, kriz merkezinde yardımlara bizzat destek olmaya çalıştık. Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsamız, ilçe oda ve borsalarımız, SİAD’larımız, sanayiden, madenciliğe kadar bütün firmalarımız yardım için koşturdu.  Bazı arkadaşlarımıza tek tek ulaşıp özel ihtiyaç malzemeleri temin ettik. Malzeme gönderen, jeneratör, TIR gönderen, iş makinası gönderen çok sayıda arkadaşımız oldu.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanımız Manavgat’a geldi ve TOBB ilk anda 5 milyon TL yardımı Valiliğimize gönderdi. TOBB Konsey Başkanlarımız, çok sayıda oda ve borsa başkanımız bizzat arayarak ne yapabileceklerini sordular. Firmalarımız canla başla destek olmaya çalıştılar. İlk günlerde TIR’lar ile gelen gıda, su gibi yardımlara konulacak yer kalmadı. Türk özel sektörü, Antalya iş dünyası büyük bir dayanışma sergilemiştir. Destek veren herkese bütün kalbimle teşekkürlerimi sunuyorum.

Oda olarak biz ilk anda 500 bin lira destek verme kararı aldık.  Ticaret Borsamızla, Kumluca Oda ve Borsamızla birlikte hayvanlarını kaybeden, hayvanlarını koyacak yer bulamayan çiftçilere yardım etmeye çalıştık. Hayvan barınakları kurduk. 

Üyelerimizin taleplerini karşılayacağız

Bölgedeki üyelerimizi yalnız bırakmadık, 800 civarında olan üyemizi tek tek aradık. Yarıdan fazlasını yönetim kurulumuz aradı. Zarar görüp görmediklerini, ihtiyaçları olup olmadığını sorduk. 800 üyemizden yangından doğrudan etkilenen olmadı. Bir üyemiz çalışanının evinin zarar gördüğünü söyledi, bir üyemiz de köyünde hayvan barınağı ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu iki üyemizin taleplerini de karşılayacağız.

İnsanlar evlerini, eşyalarını kaybettiler. Devlet 50 bin lira nakdi yardım yapacak, bunun bir kısmı zaten ancak güncel ihtiyacı karşılar. Sonra TOKİ ev yapacak ve uzun vadeli taksitle satacak denildi. Her ailenin durumu ayrı değerlendirilmeli, ihtiyacı olana gereği kadar destek olunmalıdır.

Ev eşyası yardım kampanyası başlattık

Afet yardımları konusunda bir karışıklık yaşanıyor, camilerden anons yapıp 7-8 ilde yardım için banka hesaplarına para yatırılması isteniyor. Devlet afetlerde IBAN numarası vermemelidir, devletin bütçesi 1,5 trilyon liradır, afet yardımlarına 5 milyar lira ayrılsa, bütçeyi etkilemez.

Biz yine de elimizden geleni yapacağız. AFAD konteyner ve çadır temin ettiği ve gıda-giyim malzemesi çok geldiği için biz de ev eşyası yardım kampanyası başlattık. Yardımlarda bir güven sorunu var, insanlar yaptığı yardımın gerçekten ihtiyaç sahibine gitmesini istiyor. Yardımın siyasi bir konu olması istenmiyor. İşte biz bunu gerçekleştireceğiz.  Valilikten, AFAD’dan ve Belediyelerimizden bilgi alarak ihtiyaç sahibi aileleri tek tek tespit ederek yardımı ulaştıracağız. Yardımları sosyal medya üzerinde duyuruyoruz, yardımın nereye gittiğini de paylaşacağız.

Muğla’ya ve Karadeniz illerimize de göndereceğiz

Yardım kampanyamız devam ediyor. Kocaeli Sanayi Odamızdan, İstanbul Deniz Ticaret Odamızdan, Kayseri Sanayi Odamızdan, Kumluca Oda ve Borsalarımızdan kampanyamıza destekler geldi, Komitelerimizden destekler geldi, gelmeye de devam ediyor. Herkese teşekkür ediyorum. Beyaz eşya, elektrikli cihaz, battaniye, yatak, mutfak eşyası almaya devam ediyoruz. Herkes karınca kararınca destek olabilir. Antalya’da ihtiyaç fazlası olursa Muğla’ya ve Karadeniz illerimize göndereceğiz. Kastamonu, Sinop ve birçok ilde sel yıkımları oldu. Afetlerde evini kaybeden hiç kimse aç ve açıkta kalmamalıdır. Devlet, iş dünyası ve bütün halk olarak elimizden geleni yapacağız.

Afetlerden çıkaracağımız dersler var

Bunun dışında bu büyük yangının nedenlerini, başka felaketler yaşamamak için çıkarılması gereken dersleri konuşmalıyız. Kaynağı ne olursa olsun kuru sıcak ve ormanlarda yanıcı maddeler hızlı yayılma nedenidir. Aynı günlerde İtalya, Yunanistan, Makedonya, Fas, Cezayir’de de orman yangınları yaşandı. Artık iklim değişikliği ve çevre felaketleri çağındayız, görülmemiş yangınlara, görülmemiş sellere hazırlıklı olmamız gerektiğini ben aylardır söylüyorum.  Dolayısıyla ormanlarda kuru otları, cam şişe parçalarını, naylon poşetleri temizlemek, sigara izmariti atılmasını engellemek, yangın perde sistemleri kurmak, köylerde su tanklarını hazır tutmak gibi bir seri önlemin alınması gerekiyor. Yangınlara ve afetlere karşı erken uyarı sistemleri kurulmalı, sivil savunma ekiplerimiz olmalı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin özel birlikleri ve araçları olmalıdır.  

Uçak ve helikopterlerimizin yeterli olmadığı görüldü

Maalesef bu yangınlar büyük yangınlara hazırlıklı olmadığımızı, uçak ve helikopterimizin bile yeterli olmadığını gösterdi. Uçak ve helikopter sayısının yetersiz olduğu anlaşılınca Türk Hava Kurumu gündem oldu. THK Atatürk döneminde sivil havacılığı geliştirmek için kurulmuş. Kurban derileri bağışlarıyla uçak alan ve uçak fabrikaları kuran önemli bir dernek, sonra vakıf olmuş. Atatürk Nutuk kitabının telif hakkını Türk Hava Kurumuna vermiş. 1980 darbesinden sonra kurban derisi toplama gelirinden Kızılay ve Diyanet Vakfı gibi kuruluşlara pay aktarılmış ve geliri azalmış. 2013 yılında kurban derisi toplama imtiyazı kaldırılmış. Üyeler arasında sorunlar çıkmış, yönetim hataları yapılmış, yolsuzluk iddiaları olmuş, üyelerin bir kısmı kayyum atanmasını istemiş ve mahkeme kayyum atamış. Yangın olmasa Türk Hava Kurumunun varlığını bile unutmuştuk.  Cumhuriyetin sembol kurumlarını koruyamadık. Bu durumdan başta vakıf üyeleri olmak üzere bütün sivil toplum, bütün basın, hepimiz sorumluyuz.

Esasen bir dönem Hükümet orman yangınlarına karşı kiralama yerine uçak satın alarak güçlü bir uçak ve helikopter filosu kurmayı kararlaştırmış. 2008 ve 2018 yılları arasında Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, kiralamadan vazgeçileceğini, ihalenin Türk Hava Kurumu’na verileceğini, Kurumun elindeki uçakların yenileceğini açıklamış. Fakat sonra nedense bunlar yapılmamış. Görüyoruz ki o dönem Orman yangınları konusunda Türk Hava Kurumu ile bir sorun yok, hem THK uçakları kullanılıyor hem de THK üzerinden kiralama yapılıyor. Beş yıl önce yangına karşı daha fazla uçak ve helikopter varmış, Orman Bakanlığı daha dikkatli ve hazırlıklıymış, 5 yıl sonra geriye gitmişiz. Bu durumun sorgulaması yapılmalıdır.

Afetlerle ilgili soruşturmalar başlatılmalı ve kamu vicdanı rahatlatılmalıdır

Yangınlar dışında Karadeniz’deki, özellikle de Kastamonu Bozkurt ilçesindeki sel felaketleri de yüreklerimizi tekrar yakmıştır. Dere yatağına çok katlı binalar yapılmış, köprüler uygun değil, tomruk deposu yanlış yerde, üstüne bir de HES yapılmış. Sel geliyor, insanlara arabalarınızı çekin diye anons yapılıyor. Bu kadar can kaybı var, ortada sorumluluk duyan, özür dileyen, istifa eden kimse yok. Soruşturma açılmıyor, hatalar nedir, hatadan kim sorumlu bilinmiyor.  Bu böyle olmaz. Bu afetlerle ilgili soruşturmalar başlatılmalı ve kamu vicdanı rahatlatılmalıdır.

Siyasi ayrışmadan vazgeçmedikçe her alanda sorun yaşamaya devam edeceğiz

Tüm bu afetlerden herkesin bir ders çıkaracağını ümit ediyorum. Bana göre alınması gereken en önemli ders şudur: Türkiye’de bu siyasi ayrışmadan vazgeçmedikçe her alanda sorun yaşamaya devam edeceğiz. Orman yönetimi, yangın yönetimi, afet yönetimi gibi konular teknik uzmanlık konusudur. Kurumlarımız siyasi etkiden uzak atama ve çalışma sistemlerine sahip olmalıdır. Ormandan enerjiye, ekonomiden ulaştırmaya kadar her konu bilimin, tekniğin uzmanlık konusudur ve particiliğin dışında tutulmalıdır.

Maalesef yangın felaketinde bile siyasi çekişmenin, ayrışmanın devam ettiğini görmekten büyük üzüntü duyuyorum. Manavgat’ta Bakanlık ve Belediye ayrı ayrı koordinasyon merkezleri kurdu, yangın devam ederken Orman bakanlığı ve Belediyeler arasında yetki tartışması yapıldığını gördük. Siyasi ayrışma nedeniyle yardım ve dayanışma duygusu bile zedelenmiştir. Bunlar, afetler kadar içimizi acıtıyor.

Millet olmak, sevinçte, tasada birlikte olmak, iyi ve kötü günde birlikte dayanışma içinde olmaktır.  İş dünyası birlik ve beraberlik konusunda daha iyi bir sınav vermiştir. Bu birliktelik hepimize ümit ve teselli olmuştur.

Köyleri daha cazip, daha donanımlı yerleşim birimleri olarak ele almalıyız

Dikkat çekmek istediğim bir konu da köylerin durumudur. Eskiden Köy Hizmetleri vardı, bunu kapattık, köyleri mahalle yaptık ve altyapı hizmetini Büyükşehir Belediyesine verdik. Avrupa’da kırsal kesime dönük uzman yönetim birimleri var. Bunlar bir bölgedeki köylerin, altyapısından, tarımına, turizmine, ormanına, yangın önlemlerine kadar her sorunla ilgileniyorlar. Kırsal alan yönetimi ciddi bir iştir ve belediyeler tam olarak yapamayabilir. Köy yönetimini mahalle muhtarlığı gibi düşünmek bence yetersizdir. Artık köyleri daha cazip, daha donanımlı yerleşim birimleri olarak ele almalıyız, kırsal alan yönetimini farklı bir şekilde düşünmeliyiz.

Yanlış haberi engellemenin tek yolu hızlı ve güvenilir iletişimi sağlamaktır

Bir afetlerde gördüğümüz bir başka üzücü husus, afetlerde yeterli bilgi akışının sağlanamamasıdır. Sayın Bakanların günde bir kez basın toplantısı yapmasıyla bilgi vermek yeterli değildir. Böyle afetlerde siyasi olmayan teknik bir uzmanın saat başı bilgi vermesi gerekir. Aksi halde sosyal medyadan yanlış haber yayılması kaçınılmazdır.  Yanlış haberi engellemenin tek yolu hızlı ve güvenilir iletişimi sağlamaktır. Yangın devam ederken basın tartışmaları, hatta basın mensuplarına saldırıları gördük. Son günlerde basın mensuplarına saldırılar sistemli bir harekete dönüştü. Demokrasi ancak basın ve fikir özgürlüğüyle olur, yalan haber olursa yargı yolu zaten açıktır. Hukuk yerine kaba kuvvete başvurulması kesinlikle tolere edilmemelidir.

Düden, Aksu, Boğaçayı, Dim Çayı yağışlara ve sellere karşı hazır mı?

Bu yangınlar ve seller her yıl olacak. Önümüzde bizi bekleyen büyük deprem felaketleri var. Bunları söylemek felaket tellallığı değil, bilim artık sel, yangın ve deprem riskini hesaplıyor, ne yapılması gerektiğini söylüyor, sadece afetin zamanını söyleyemiyor. Bir an önce her il ve ilçede risk senaryoları çalışarak bütün halkın katıldığı tatbikatlar yapılmalıdır. Bugün kalan ormanların donanımı yeterli midir, kuru ot ve kozalak temizliği yapılmakta mıdır? Antalya’nın Düden, Aksu, Sarısu, Boğaçayı, Köprüçay, Alara, Dim Çayı gibi dere yataklarında görülmemiş yağışlara ve sellere karşı hazır mıyız? Dere yataklarında bina var mı, köprüler uygun mu, setler yapıldı mı?  Özel sektör olarak şirketlerimiz afetlere hazır mı, çalışanlar eğitim aldı mı, halkımız afet durumunda ne yapacağını biliyor mu? Bunları konuşup artık gerçekten hızlı bir dönüşüm başlatmalıyız.

Çevreci Dönüşüm Kurulu çalışmalarını hızlandıracağız

Biz Oda olarak zaten Çevreci Dönüşüm Kurulu çerçevesinde afetle mücadele çalışma grubu da kurmuştuk. Bu çalışmaları ve eğitimleri hızlandıracağız. Bu devirde bu konu bakanlığın konusu, bu konu belediyenin konusu demek anlamını kaybetmiştir. Afetler herkesin, sokaktaki vatandaşın da sorumluluğudur. Her ilçe, her sektör afet risk senaryolarını bilmeli ve buna hazır olmalıdır.

Türkiye ve Antalya olarak böyle bir dönüşümü başarabilir miyiz? Eğer siyasi çekişmelerden, particilikten vazgeçersek başarabiliriz. Ulusal uzlaşmayla, oy kaygısını bir kenara bırakarak ülkemizin geleceğini, gelecek nesilleri kurtarmaya karar verirsek başarırız. Bunu yapamazsak her afette öfkelenmeye, birbirimizi suçlamaya devam ederiz.

Bu nedenle gelecek nesillerin bize lanet okumasını istemiyorsak büyük bir dönüşüm programına başlamalıyız. Bütün sistemi reforma tabi tutmalıyız, kurumlarımızı yenilemeliyiz, liyakat sistemine geçmeliyiz. İklim değişikliğine dirençli ekonomi ve kentleşme modelini esas almalıyız.  İnşallah artık bu yönde gerçek bir değişim görürüz.

Afgan göçmenler sorunu

Pandemi, yangın, sel derken bir de başımıza Afgan göçmenler sorunu çıktı. Afganistan tarihi bağlarımızın olduğu bir ülkeydi. Geçmişte Afganistan ve diğer İslam ülkeleri Atatürk Türkiye’sini örnek almışlardı. 1980’lerde Afganistan’da Rusya’ya karşı Taliban örgütü kuruldu ve desteklendi. Taliban da El Kaide gibi bir projedir, insanları yargısız bir şekilde infaz eden, kadınları ikinci sınıf varlık gören bu örgütlerin dinimiz İslam ile ilgisi olamaz. 

ABD ve Avrupa bu insanların Türkiye’de kalmasını, kendilerine geçmemesini istiyor. Yunanistan, Türkiye sınırını demir duvarlarla kapatıyor. Afganistan’dan gelen göçün bir kısmı organize bir iştir.  Türkiye, bu göçler yüzünden bir Avrupa ülkesi olmaktan çıkıp Orta Doğu ülkesi haline gelmeye başladı. Bu grupların ülkemizde barındırılması akla gelmeyecek riskler yaratır. Şu ana kadar kaç kişi geldi ve gelmeye devam ediyor bilmiyoruz.  Umarım bu riskler görülür, bu göç durdurulur ve bu iş kontrol altına alınır.

Tekrar kapanmak istemiyorsak daha ciddi önlemler almak zorundayız

Yangın felaketi nedeniyle Covid-19 salgını geri planda kaldı, fakat vaka sayısı da ölüm sayısı da artıyor. Aşı sayısı halen gerekli düzeyde değil, toplum olarak kurallara da dikkat etmiyoruz. Son olarak uçak seyahatlerinde PCR testi gibi önlemler açıklandı, bunlar yeterli değil. Eğer tekrar kapanma gelmesini istemiyorsak daha ciddi önlemler almak zorundayız. Hizmet sektöründen, toplu ve kapalı mekanlardan özellikle rica ediyorum. Kurallara uymazsak dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz. Komitelerimiz sektör mensuplarını uyarmaya devam etmelidir.

Pandemiye rağmen okulların bir kısmı açıldı, bir kısmı da bugünlerde açılacak. Okulların açılması gerekliydi, ancak planlamalar zamanında yapılmalı, gerekli önlemler alınmalıdır. Üniversitelerde halen belirsizlik var.

Yangın ve pandemi ekonomiyi unutturdu

Yangın ve pandemi ekonomiyi unutturdu. Bu ay komitelerimizin gündeminde de ana konu yangın oldu ve sektörel sorunlar ikinci planda kaldı. Haziranda kafe ve restoranlar açılınca, turist gelişleri başlayınca, bazı sektörlerde ertelenmiş talep piyasaya girince biraz nefes alındı.

Türkiye ekonomisinde döviz tarafında bir sakinleşme dönemindeyiz. Döviz kuru düşüşünde dünya ekonomisindeki durum ve bizdeki yüksek faiz rol oynuyor. Ayrıca ihracatta artış, dış borçlanma, kayıt dışı döviz girişinde artış da etkili oluyor. Şimdi IMF’den 6,5 milyar dolar da geldi, böylece rezerv artışı oldu.

Önümüzdeki hafta Türkiye ekonomisi büyümesi açıklanacak, ikinci çeyrek büyümesi %25’i geçecek. Sektörel cirolara geçen yıla göre bakarsak rekorlar kırılıyor. En az artış inşaatta, en çok artışı turizmde gerçekleşmiş. Bu yüksek ciro artışlarında geçen yılın kapanması ve enflasyon da rol oynuyor. Firmalarımız maliyet artışına dikkat etmeden, ciro artışına güvenerek hesap hatası yapmamalıdır. 

Konut fiyatları ve kredi faizleri konut alımını frenledi

Maliyet artışları inşaat sektörünü ve birçok sektörü aşırı derecede etkiliyor. Demir-çeliğin dünya fiyatı geçen yıla göre %100 arttı, bizde buna bir de döviz artışı eklendi. Konut fiyatları ve kredi faizleri konut alımını frenledi. Ülke olarak yüksek enflasyon nedeniyle konutta mortgage kredisi sistemine bir türlü geçemedik. Bu konunun üzerinde durulması gerekiyor.

Pandemi dünya ekonomisini etkilemeye devam ediyor, tedarik sıkıntısı maliyetleri ve fiyatları artırıyor. Çin, pandemi nedeniyle limanları kapatıyor, bu da hem ticareti engelliyor hem de maliyetleri artırıyor. Petrol fiyatı pandemide 30 dolarlara düşmüştü, şimdi 70 dolara yaklaştı.

Bu nedenle maliyetleri düşürecek şekilde vergi indirimlerine ihtiyaç var. Hükümetin maliyetleri düşürecek vergi ve gümrük indirimlerini gündeme almasını temenni ediyoruz. Durgunluk yaşayan sektörler için otomobildeki vergi düzenlemesi gibi yeni vergisel teşvikler gelmelidir.

İhracat, vergi tahsilatı, istihdam rakamları artıyor

Antalya verilerini de geçen yıla göre alırsak konut satışı dışındaki verilerde artıdayız. İhracat, vergi tahsilatı, istihdam rakamları artıyor. Fakat burada önemli olan, geçen yıla göre değil, 2019’a göre olan durumdur. Geçen yıla göre bakarsak Antalya ekonomisi de büyüyor, ama 2019’a göre bakarsak Antalya ekonomisi küçülmeye devam ediyor. 

Turizmde bu koşullarda bu performans çok önemli bir başarıdır

Antalya olarak biz geçen yıl her şeyi kaybetmiştik, turist yoktu, bu yıl temmuzda 4 milyonu geçtik, şu anda 4 milyon 800 bindeyiz. Bu ay sonunda 5,5 milyon turist sayısına ulaşacağız.  2019 Ağustos ayı giriş sayısı 2,5 milyondu, bu yıl 2 milyona yaklaşıyoruz. Özellikle Almanya’dan vatandaşlarımızın da daha yoğun bir şekilde gelip tatil yaptığını görüyoruz.

Bu yıl 7 ayda Türkiye’ye gelen 10 milyon turistin 3 milyon 700 bini Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız oldu. Antalya’ya gelen 4 turistten birisi de yine yurtdışındaki Türk vatandaşıdır. Bu yıl iç turizm de geçen yıla göre daha iyi. Pandemiye ve yangına rağmen havalimanımızdan günde 70-bin civarında turist giriş yapıyor. Bu koşullarda bu performans çok önemli bir başarıdır. Şimdi İngiltere’nin Türkiye’ye kısıtlamayı kaldırması bekleniyor, İngiltere açılırsa ve sezonu uzatabilirsek biraz daha rahatlama olur.

Antalya için ekonomik afet henüz bitmedi

Turist sayısında bu artışa rağmen 2019’un yarısını biraz geçtik. 2019’da sekiz aylık giriş 10,5 milyondu, bu yıl 5,5 milyona ancak geleceğiz. Bu durumun sonuçlarını diğer verilerde de görüyoruz. Kayıtlı istihdamda geçen yıla göre %19 artış var, ama 2019’un gerisindeyiz. KDV tahsilatı geçen yıla göre çok arttı, ama 2019’a göre artış sadece %9’dur. Yatırım teşvik belgesi hacmi de 2019’un altındadır.

Elbette işleri 2019’dan da iyi olan sektörlerimiz var, ama toplama baktığımızda kayıptayız. Yani, Antalya için ekonomik afet henüz bitmedi. Şu anda krediler ertelendiği için henüz çok sıkıntı yaşanmıyor, ama önümüzdeki dönemde kredi ödemesinde, vergide, istihdamda, yatırımdaki sorunları daha fazla göreceğiz. Umarım ki pandemide daha kötüsünü görmeyiz, turizm sezonunu uzatabiliriz. Bu nedenle Covid-19 önlemlerine hepimiz dikkat etmeye devam etmeliyiz.”

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: