Çadırlarda yaşarken uçsuz bucaksız topraklar bizimdi, evlere sahip oldukça topraksız ve uçsuz bucaksız bir yalnızlığa sahip olduk. Yurtta yaşamak iktidara bel bağlamadan yaşamanın adıyken, yurdun belini kıran iktidarla "yurtsuz" yaşamaya alıştık. Çadırdayken vatanımız olan bu topraklar, eve geçince arsamız oldu!

UÇSUZ BUCAKSIZ BİR YALNIZLIK

Yuva, aslında yurttur… Çadırdaki vatan, eve geçince arsa oldu. Bugün okul yatakhanesi olarak andığımız yurt kavramı Türk geleneğinde çadır ve oba anlamında kullanılır. Yurt kavramının çadırdan eve doğru evrildiği süreçte, aynı anlamda kullanılan "vatan" duygusu da eşzamanlı olarak eriyip, başkalaştı.Çadırlarda yaşarken "yurt" edindiğimiz vatandan, evlere yerleştikçe koptuk. Çadırda yaşarken bütününe sahip olduğumuz vatanı, evlere bağlandıkça parçalamanın derdine düştük…Çadırlarda yaşarken özgürlük tutkusuyla bağlandığımız vatandan, evlendikçe uzaklaştık…Çadırlarda yaşarken kurduğumuz devleti yıkıp yeniden kurarken, evlerimizde yaşarken kurduğumuz devletin bugünkü yöneticilerinin evlerimizi başımıza yıkmasını sadece seyrediyoruz.

TOPLUCA KURBAN OLUYORUZ

Çadırlarda yaşarken uçsuz bucaksız topraklar bizimdi, evlere sahip oldukça topraksız ve uçsuz bucaksız bir yalnızlığa sahip olduk.Yurtta yaşamak iktidara bel bağlamadan yaşamanın adıyken, yurdun belini kıran iktidarla "yurtsuz" yaşamaya alıştık.Çadırdayken vatanımız olan bu topraklar, eve geçince arsamız oldu!Yüzde elli ve referandum masalarıyla her ikimizden birinin bel bağladığı iktidarlar eliyle biat ettirildiğimiz "betonarme" tanrısına her sarsıntıda kurban vere vere sonunda topluca kurban oluyoruz!

Anadolu'nun gerçeğiyle çoğunlukla "zorunluluktan" karşılaşan Türk aydınının "gerçekçi" olarak sunduğu Anadolu manzarası çoğu zaman sadece kendi gerçeğinin aynasında gördüklerini yansıtmaktan ibaret kalmıştır.Türk romanının ilk "toplumcu" ismi sayılan Nabizade Nazım, 1891'de yayınladığı Karabibik romanında, Antalya'nın Demre ilçesinde geçen bir hikayeyi anlatır:

"Karabibik’in girdiği yer kerpiç şeklinde çamur parçalarından teşekkül etmiş dört duvar arasında sıkışmış sekiz arşın boy, beş arşın en ve üç arşın yükseklikten ibaret bir mahallin üstü hâl-i tabîsinde çam gövdelerinden mürekkep çatı üzerine bir karış kalınlığında yağlı toprak çekilmekten ibaret bir sakf ile örtülmüş ahır gibi yer odası idi. Pencere namına hiçbir deliği olmayıp hava ve aydınlığı sade duvarın birisinde ocak namiyle açılmış olan geniş, isli, kurumlu bir büyük delikten almaktaydı. Bu ocağın güya bacası olan dört kerpicin irtifaı hâsıl olan dumanı çekemediğinden ve hele lodos havalarda şu karanlık, rutubetli, dar ahırın içi ocakta yanan pırnal ve çam dallarının kesif, pis kokulu dumanıyle boğulur kalırdı. Bu duman tavanın kütüklerini simsiyah etmiş, duvarın topraklı cidarlarını kalın bir kurum tabakasıyla setreylemişti."

Türk aydını modernleşmenin yalnızca şekilsel algısıyla bakarak okuduğu Anadolu'nun gerçeğini ne yazık ki görmekte çok geç kaldı. Konuttan giyime, yeme içme birikiminden gündelik yaşama kadar binlerce yılda üretilen insanlık kültürünü, "medeniyet iddiasına"' karşı savunmaktan geri durdu. Kendi kültüründen utanan, üstünü örten ya da acımasızca eleştiren bir tavır takındı. Köklerinden ve yaşadığı coğrafyanın bütünselliğinden koparılarak silikleşen insanların yarattığı toplumun geri kalmışlığının faturasını halka kesti.

BETONARME FANTAZİSİNDE SINIR YOK

Ya acıma duygusuyla kurtarılacak bir cehalet aradı ya da kendi yalnızlığının öfkesini kusabileceği bir kusma kurnası! Bakın Yeşilçam'a, Metin Erksan'a kadar Anadolu'da köy gerçeğinden habersiz. Kovboylar gibi silah kullanan, yumruk yumruğa sokak dövüşü yapan kaytan bıyıklı bıçkın köylüler...Nabizade'nin kendi gerçeğinden bakarak betimlediği, pis kokulu, çamurdan ve çam gövdelerinden mürekkep olan Karabibik gibi köylülerin damlarından bugün tek örnek kalmadı. Bir kaç yıl öncesine kadar Demre ovasında bulunan kerpiç evlerin ve portakal bahçelerinin yerini hepsi birbirine benzeyen betonarme apartmanlar aldı.

Televizyonlarda reklamları dönüyor. İstanbul'a "Sakura Evleri" adıyla yeni yaşam alanları kuruyorlar. Sakura, Japonların ünlü kiraz bahçeleri. Betonarme fantazisinde sınır yok! Tematik otellerden tematik apartmanlara geçis yaptık. Bir zamanlar çadırlarımızı kurduğumuz, yurt bildiğimiz, vatan bellediğimiz vadilerimizi tarumar edip İstanbul'a, Ankara'ya temalı apartmanlarını yapıyoruz.

Yurtlarımızı yitirdikçe içimizdeki o büyük boşluğa basabileceğimiz, içinde devasa yalnızlıklarımızı yaşayabileceğimiz vadi, göl, dağ, kıyı temalı sitelerin silik birer yurttaşıyız artık...

Muhabir: YEŞİM ERTAN