İYİ Parti Antalya Milletvekili Aykut Kaya, “Herhalde Türkiye kadar asgari ücretin ana gündemi bu kadar işgal ettiği başka bir ülke yoktur” dedi. Düzenlediği basın toplantısında asgari ücrete ilişkin görüşlerini açıklayan Kaya, “TEPAV’ın yaptığı analize göre ülkemizde özel sektörde tam zamanlı olarak çalışanların yüzde 46’sı asgari ücretli durumundayken, yüzde 91’i iki asgari ücretin altında ücret gelirine sahip” dedi.
BU ÜLKEDE YOLUNDA GİTMEYEN BİR ŞEYLER VAR
İYİ parti Antalya Milletvekili Aykut Kaya, konuşmasına, “11 Aralık’ta asgari ücret tespit komisyonunun ilk toplantısı gerçekleşecek. Her ne kadar yıl boyunca resmi ve alternatif enflasyon verileri her açıklandığında asgari ücretin yeterliliğini tartışmış olsak da özellikle son iki aydır bu tartışmalar yoğunlaştı. Bütün bu yoğun tartışma gündeminde asıl öne çıkması gereken mesele asgari ücreti neden bu kadar konuştuğumuzdur. Herhalde Türkiye kadar asgari ücretin ana gündemi bu kadar işgal ettiği başka bir ülke yoktur” diyerek başladı. Devamında “TEPAV’ın yaptığı analize göre ülkemizde özel sektörde tam zamanlı olarak çalışanların yüzde 46’sı asgari ücretli durumundayken, yüzde 91’i iki asgari ücretin altında ücret gelirine sahip. Özel sektörde tam zamanlı çalışan yaklaşık 7,5 milyon kişiden bahsediyoruz. Bu kişilerin ortalama hane büyüklüğünün 3 kişi olduğunu varsaysak 22,5 milyon vatandaş eder. Eğer bir ülkenin gündemini sürekli ücret artışları ya da hayat pahalılığı işgal ediyorsa bu ülkede yolunda gitmeyen bir şeyler vardır” ifadelerini kullandı.
AK PARTİ’NİN YAPTIĞI, YOKSULLUĞU YÖNETME UĞRAŞIDIR
“Tüm bunlar yoksulluğu yönetme uğraşının bir yansımasıdır. Fiyat artışları altında ezilen vatandaşın tek derdi alacağı ücret artışı olmaktadır. Konu asgari ücret olunca da neredeyse yarısı asgari ücretli olan ücretlilerin asgari ücret tespit komisyonundan çıkacak karara odaklanması kadar doğal bir durum yoktur” diyen Kaya açıklamalarını şu şekilde sürdürdü:
“Az önce de dile getirdiğim ve son yıllarda sıkça altını çizdiğimiz bir husus var: AK Parti’nin yaptığı şey yoksulluğu yönetmeye çalışmaktır. Vatandaşa düşük gelirin, ücretin kaçınılmaz olduğu fikrini aşılamaya çalışırken bir yandan da sembolik ücret artışları ya da sosyal transferleri kendilerinin bir lütfuymuş gibi anlatıyorlar. Belirli iktidar temsilcilerinin ve iktidara yakın aktörlerin bu ülkede sosyal devlet yokmuşçasına takındıkları bu tutum, emeği, emekçiyi hakir görmektedir; kabul edilemez. Hepinizin malumu olduğu üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın açıklamasından sonra Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan da 2024 için asgari ücrette tek artış planladıklarını beyan etti. Kendileri her fırsatta işçiyi enflasyona ezdirmediklerini ve ezdirmeyeceklerini de belirtiyor. Önce şu tek artış konusuna değinmek gerekiyor. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporundaki 2023 yılsonu enflasyon tahmini yüzde 36 ve bu tahminlerin pek de tutmadığı ortada. Örneğin iktidar temsilcileri tam enflasyonda yavaşlama olduğunu anlatma başlamışken, Kasım için açıklanan tüketici enflasyonu pek de bir yavaşlama olmadığını gösterdi. Hatta endeksin hesaplanmaya başladığı 2003’ten beri yaşanan en yüksek ikinci aylık Kasım enflasyonu geçen ay gerçekleşti. Demek ki enflasyonun düzeyi kadar patikasına yönelik tahminlerde de bir sıkıntı var.”
ASGARİ ÜCRET EN AZ 19 BİN 648 TL’YE YÜKSELMELİ
Kaya, açıklamasında şunları kaydetti;
“Yine Merkez Bankası’nın yaptığı piyasa katılımcıları anketindeki gelecek yıla yönelik enflasyon beklentisi yüzde 44. Bu anketin katılımcılarının pek iyimser olduğunu da son iki yıldır tecrübe ediyoruz. Haydi her şey bugünkü verilere göre devam edecek diyelim ve bu iki tahminin ortalamasını alarak gelecek yıl sonu enflasyonunun yüzde 40 olacağını varsayalım. Önce şuna karar vermek lazım: Yüzde 40 düşük bir enflasyon oranı mı? Elbette değil. Çünkü kendimizi kıyasladığımız gelişmekte olan ekonomilerde yıllık enflasyon yüzde 3 ile 10 arasında değişirken biz yüzde 60 üzerinde enflasyon yaşıyoruz. Ben sorduğum soruyu hükümet yetkilileri için izninizle daha da basitleştireyim: 40 mı büyük 10 mu? 40 büyük olduğuna göre 2024 de enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönem olacak. Şimdi diyecekler ki yılın ikinci yarısında enflasyon düşüş patikasına girecek ve bu nedenle temmuzda bir düzenlemeye gerek kalmayacak. TCMB’nin kendi tahminleri enflasyonun yıl ortasında yüzde 70’e çıkacağını ve buradan baz etkisinin de desteğiyle düşüş eğilimine girerek yıl sonunda yüzde 36 olacağını söylemiyor mu? Bu soru bizi ikinci hususa, yani işçiyi enflasyona ezdirmeme iddiasına getiriyor. Bakınız, eğer 2024 ortasında yıllık enflasyon yüzde 70 olacaksa, bu yılın ortasında 11 bin 402 TL asgari ücret alan işçinin gelecek yıl ortasında aynı satın alma gücünde olması için 19 bin 383 TL ücret alması gerekiyor. Bu yıl tecrübe ettiği enflasyondan kaynaklı kayıpları daha hesaba katmadık. Şimdi bu kaybı da telafi etmeye çalışan yaklaşımı ele alalım. Bu yılın başında 8 bin 505,8 TL olarak hesaplanan asgari ücretin yılsonu enflasyonunu yüzde 65 olması durumunda en az 14 bin 034 TL’ye yükselmesi gerekiyor. Sonra bunun üzerine işçi 2024’te enflasyona ezilmesin diye prim eklenecek. Yılsonu enflasyonu yüzde 40 olacaksa bu durumda 14 bin 034 TL’ye bunu ilave etmemiz ve asgari ücreti en az 19648 TL’ye yükseltmemiz lazım.”
ASGARİ ÜCRETLİ SAYISI ARTIYOR
İşveren tarafından konuyla ilgili henüz üst düzey bir açıklama gelmediğini belirten Milletvekili Kaya, açıklamalarını şu şekilde sürdürdü:
“Ancak onların da iş ortamındaki bozulma, üretim maliyetlerindeki artış gibi argümanları sunacağını tahmin etmek güç değil. Ancak TÜİK’in yıllık sanayi ve hizmet istatistikleri g. Bakınız 2016’da ülkemizdeki şirketlerin personel maliyetinin yarattıkları katma değere oranı yüzde 55 iken bu oran 2022’de yüzde 34,2’ye gerilemiş durumda. Hatta orta ölçekli işletmelerde yüzde 57’den yüzde 31’e düştüğünü görüyoruz. 2016’dan 2022’ye ücretli çalışan başına katma değer deflatörden arındırılmış şekilde yüzde 35 artıyor, aynı dönemde ücretli çalışan sayısı 2 milyon 634 bin kişi artıyor ama personel maliyetinin katma değerdeki payı düşüyor. Evet, üretim maliyetlerinin arttığı, iş yapmanın zorlaştığı doğrudur ama şirketler kesiminin genel bilançosu ücretlerde iyi bir artış için yeterli alan olduğunu göstermektedir. Grup konuşmalarında Genel Başkanımız Sn. Meral Akşener, Partimizin asgari ücret teklifini sundu. Açlık sınırı ve gıda enflasyonu tahmini ile büyümeden işçiye verilecek refah artışı payını da dikkate alarak hesaplanan teklifimiz yılın ilk yarısı için 17 bin TL, ikinci yarısı içinse en az 20500 TL şeklindedir. Bu teklif işçiyi gerçekten enflasyona ezdirmeme ve katma değerin işçi-işveren arasında adil bölüşümü esaslarının çıktısıdır. Bu teklifin de asgari ücret tespit komisyonu tarafından dikkate alınmasını en çok işçiler için temenni ediyorum. Elbette mevzu ücretler ya da gelirler olduğunda tek sıkıntılı kesim asgari ücretliler değildir. Zaten asgari üzerindeki ücretlerin artış hızının asgari ücretteki artışın gerisinde kalması nedeniyle ülkemizdeki asgari ücretli sayısı her geçen gün artmaktadır. Söz konusu ortalama ücret düşüklüğü sorununu çözmek için bir işgücü piyasası reformu olduğu aşikardır. Diğer taraftan sadece çalışan ve emekliler de değil sıkıntıda olan. Bir üniversite öğrencisinin öğrenim kredisi de Aralık 2002’de asgari ücretin yüzde 24,4’ü iken 2023’ün ikinci yarısında asgari ücretin yüzde11’ine geriledi. 2024’te kredi ve burs düzeyini 2000 TL’ye çıkacak ama bu düzeyin asgari ücrete oranı yine yüzde10 civarında kalacak. Öyle bir hale geldik ki üniversitede okuyan öğrenci okurken de eziyet çekiyor, mezun olup iş bulabildiğinde de düşük ücretle karşılaşıyor. Yani iktidar, artık gençlerin, üniversite eğitimi alıp iyi bir meslek sahibi olup, iyi bir ücretle iş bulabilmesinin hayalini de öldürdü.”