Türkiye’nin önemli su havzalarından biri olan Afyonkarahisar’daki Akarçay Havzası’nı besleyen kaynakların yer aldığı Sultandağları’nda yaklaşık 20 bin dekarlık alanda verilen maden arama ruhsatının iptali için dava açıldı. Çay ve Sultandağı ilçelerine bağlı köylerde yaşayan üretici köylüler ve muhtarlar ile arazi sahibi 143 vatandaşın yanı sıra Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) da MAPEG’e karşı açılan iptal davasında davacılar arasında yer aldı. Yerel halk tarafından kutsal sayılan Sultandağlarındaki Gelincik Ana zirvesinin eteklerinde başlatılan maden arama sondajı faaliyetinden halkın ve yerel idarecilerin haberinin olmadığına işaret edilen dava dilekçesinde,
“Söz konusu maden arama ruhsatının verilmesine dair işlemin açıkça hukuka, doğaya ve bilime aykırı olması, çok geniş bir sahayı etkileyecek olması nedeniyle ve aşağıda bildireceğimiz nedenlerle iptalini talep etmek için, bu davanın açılması gereği doğmuştur” denildi.
Ege ve Akdeniz bölgelerinin kesiştiği noktada yer alan Sultandağları, aynı zamanda her iki bölgeyi de besleyen önemli su kaynaklarına sahip. Kuzeyde Akarçay Havzası, güneyde ise Antalya Havzası’nın yer aldığı Sultandağları’nın Afyonkarahisar sınırlarına giren kesiminde özel bir madencilik şirketine IV. Grup maden arama ruhsatı verildi.

MADEN ARAMASINA DAVA AÇILDI
Bölgenin önemli sulak alanlarından biri olan ancak hatalı su yönetiminden dolayı kurumaya yüz tutan Eber Gölü’nün kaynaklarını da tehdit eden madencilik girişimi yöre halkının tepkisini çekti. Yerel halka bilgi verilmeden ruhsat sahasında maden arama çalışmasına başlandığı ortaya çıkınca köylüler ruhsatın iptali için dava açtı.
ÜRETİCİLER, MUHTARLAR, ARICILAR VE ZMO DAVACI
Çay ilçe merkezi ile ilçeye bağlı Eber ve Deresinek köyleri ile Sultandağı ilçesine bağlı Yakasinek ve Doğancık köylerinden toplam 143 vatandaşın yanı sıra köy muhtarları, arıcılar ve Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) da Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG)’e karşı açılan iptal davasında davacılar arasında yer aldı.

ZARARLAR DOĞMADAN DURDURULSUN
Afyonkarahisar İdare Mahkemesi’nde açılan iptal davasının dilekçesinde, 2018’de verilen maden arama ruhsatının süresinin 10 Ekim 2025 tarihinde sona ereceği belirtilerek, söz konusu şirketin sahaya girerek sondaj çalışmalarına başlayarak birkaç yerde derin sondaj kuyuları açtığı kaydedildi. Ruhsata ve hukuka aykırı biçimde dere yataklarının dahi değiştirildiği bilgisine yer verilen dava dilekçesinde, telafisi imkânsız zararlar doğacağı gerekçesiyle maden ruhsatının yürütmesinin acilen durdurulması talep edildi.
TOPRAĞA VE SUYA BAĞLI HAYATLAR ZEHİRLENMEDEN
ÇED kapsamı dışında tutulan maden arama faaliyetine konu bölgede yaşayan halkın tarım ve hayvancılıkla geçimini sağladığının altı çizilen dava dilekçesinde,
“Geçimleri, sadece toprağa ve suya bağlı, çoğunluğu elinden emekli insanlardır. Çay merkez ilçe ve köyleri dışında yaşayan müvekkiller de ruhsat sahasının yakınındaki köylerde ya da sahada yürütülen sondaj faaliyetinin etkisi altında kalan bölgelerde tarım, arıcılık ve hayvancılık faaliyeti sürdürmektedirler ve onların da dava açmakta hukuki yararları vardır. Köyde yerleşik müvekkiller ile tarım, hayvancılık ya da arıcılık faaliyetlerini yürütebilmek için yılın belli dönemlerinde köylerine gelen müvekkillerin, sondaj faaliyetlerinden ya da dava konusu maden ruhsatına konu projenin işletmeye geçmesi halinde, yani arama faaliyetleri sonrasında bulunması olası değerli madenleri topraktan ayrıştırmada kullanılan siyanür gibi zehirli kimyasal maddeler ile içinde cevher bulunan toprağın işlenmek üzere kazılması/çıkarılması sırasında ortaya çıkacak diğer zehirli bileşiklerin, ağır metallerin ve gazların hiçbir kaza olmasa bile yağmurlar ve buharlaşma suretiyle yeraltı sularına, havaya, toprağa, besin zincirine karışması sonucunda değerli tarım topraklarının, suların ve dahi kendilerinin, besledikleri hayvanların zehirlenmesi kuvvetle muhtemeldir” denildi.

EN ZARAR VERİCİ UYGULAMA SONDAJ
Maden aramada en zarar verici uygulamaların sondajlama işlemleri olduğu görüşüne yer verilen dava dilekçesinde, bilimsel çalışmalara da atıf yapılarak şöyle denildi:
“Arama sondajlarında, yüzlerce sondaj kuyusundan toplamda binlerce ton kirletici ve zehirli çamur, doğrudan bu yeraltı su haznelerine basılmaktadır. Bu kadar zehirli çamur, fay kırıkları boyunca geniş alanlarda, yer altı su haznelerine karışarak kaynak sularını içilmez ve kullanılmaz hale getirmektedir. Birbirinden bağımsız yeraltı suyu haznelerinin (akiferler) delinerek iyi su ile kötü suyun birbirine karışmasına neden olması sondajlamanın olumsuz etkisinin yıllarca sürmesine neden olur. Sondajlama sırasında yapılan patlatmalar yeraltındaki çatlak/mağara sistemini bozulmasına, çökmelere, suyollarının değişmesine, suyun derinlere kaçmasına ve hatta 2.5-3 büyüklüğünde sarsıntılara sebep olur.”

BİLİME VE HUKUKA AÇIKÇA AYKIRI
Ekonomik krizin ve hayat pahalılığının günümüzde ulusal güvenlik sorunu haline geldiği de hatırlatılan dilekçede,
“yangınlar ve madencilik faaliyetleri nedeniyle yüz binlerce hektarlık ormanlık alanımızı kaybettiğimiz bir ülkede, Akarçay Havzası'nın içinde yer alan, Akdeniz ve Ege Bölgesi'nin çatısı sayılan Sultan Dağları'nın bulunduğu Afyon'un Çay İlçesi'ndeki en yüksek zirvelerden biri olan Gelincik Ana Tepesi'nin eteklerindeki, tescilli kirazlar yetiştirilip ihraç edilen, geniş yelpazede tarım faaliyetleri yürütülen, arıcılık ve hayvancılık yapılan, üç iklim kuşağı özellikleri taşıyan oldukça verimli tarım topraklarını barındıran bir bölgede yeni bir maden sahası açılmak üzere, doğa, insan ve canlı üzerinden rant elde etmek isteyen özel bir şirkete maden arama ruhsatı verilmesi, akla, bilime, hukuka açıkça aykırıdır ve hiçbir şekilde kabul edilemez bir durumdur” görüşüne yer verildi.

GIDA VE SU KRİZİ
Yöre halkının ekonomik kriz yüzünden güç koşullarda üretim yapmaya çalıştığının da altı çizilen dava dilekçesinde, madencilik yıkımından dolayı su ve gıda krizi ile yüzleşmek zorunda kalınabileceğine vurgu yapılarak projenin yaratacağı risklere dikkat çekildi.
DÖRT-BEŞ KÖYÜN YAŞAM ALANINI ETKİLEYECEK
ÇED sürecinden muaf tutularak arama çalışması yürütülen sahanın barındırdığı zengin biyolojik çeşitlilik ile madencilik faaliyetlerine kurban edilip kefen biçilemeyecek kadar önemli olduğu vurgulanan dilekçede,
“bereketli geniş ovalarında sulu tarım, mera ve yaylalarında büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, ormanlarında arıcılık yapılabilen, coğrafi olarak tescilli kiraz ile azımsanmayacak ölçekte vişne üretilip ihraç edilerek ülkeye döviz girdisi sağlayan bir bölgede, 4-5 köyün yaşam alanlarının çok yakınında yer alan ve yerel halk tarafından kutsal sayılan Gelincik Ana Tepesi’nde maden arama sondajı yapılması ve bulunacak madenin çıkarılmasının planlanması akıl alır bir durum değildir” görüşüne yer verildi
Afyonkarahisar ilinin yüzölçümünün yüzde 52’lik kısmının 100’e yakın maden ve endüstriyel minerali kapsayan IV. Grup madenlere ruhsatlı olduğu bilgisine de yer verilen dava dilekçesinde,
“Davalı MAPEG'e yazılacak müzekkere ile de anlaşılacağı üzere, Afyon ve çevresinde IV. grup madenlere ilişkin ruhsat alanı toplamı 1.088,066 hektardır. Bu alan; ihale, arama ve işletme safhalarındaki 1.155 ruhsata bölünmüştür. Yani MAPEG tarafından Afyon'da çalışma alanı olarak nitelendirilen sahaların yüzde 52’si madenlere ruhsatlıdır” denildi.

SOSYAL ETKİLER DE GÖZ ÖNÜNE ALINMALI
Yöre halkının kutsal saydığı Gelincik Ana Tepesi’ni de kapsayan bölgede madencilik faaliyeti yürütülmesine karşı haklı bir tepkinin oluştuğu da vurgulanan dava dilekçesinde, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile korunan toprakların özel teşebbüs madenciliği ile talan edilmesinin halkın ruhunda yaralar açacağı vurgulanarak madencilik faaliyetlerinin sosyal etkilerinin de göz önüne alınması gerektiği savunuldu.

TEMA’NIN RAPORUNDA ÜRKÜTEN RAKAMLAR
Öte yandan TEMA Vakfı’nın Temmuz 2021’de yayınladığı bir rapora göre Afyonkarahisar ilindeki maden arama ve işletme ruhsatlarının doğal ve kültürel miras alanlarıyla sulak alanlara yönelik olası etkileri gözler önüne seriliyor. ‘Afyon ve Çevresinde Madencilik’ başlıklı 34 sayfalık raporda, il sınırlarındaki milli park, gen koruma alanı ve doğal sit gibi farklı koruma statülerine sahip alanların yüzde 45’inin madenlere ruhsatlandırıldığı belirtiliyor.
TARIM ALANLARNDA DURUM
TEMA’nın raporuna göre Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile koruma altına alınan büyük ovaların da içinde yer aldığı Afyonkarahisar’daki büyük ovaların yüzde 62, ildeki toplam tarım alanlarının ise yüzde 55’i madenlere ruhsatlandırılmış durumda. İl genelindeki orman alanlarında verilen maden ruhsatı ise ildeki toplam orman alanlarının yüzde 50’sini oluşturuyor.
KÜLTÜREL MİRAS ALANLARI
Luviler’denFrigler’e, Hititler’den Roma’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya birçok kültürün izlerini taşıyan Afyonkarahisar ilindeki kültürel miras alanlarının önemli bir bölümü madenler için ruhsatlandırılmış durumda. TEMA’nın MAPEG verilerine dayanarak hazırladığı raporda, şu bilgilere yer veriliyor:
“Çalışma alanında yer alan arkeolojik sit, kentsel sit, korunması gereken taşınmaz kültür varlığı ve sit alanı gibi kategorilere sahip kültür mirasları 142.976 hektarlık alandan oluşmaktadır. Yapılan çalışmada bu kategorilerden arkeolojik sit alanı statüsü ile koruma altına alınmış alanların %85’inin madenlere ruhsatlı olduğu görülmüştür. Arkeolojik sit alanlarının yüzde 82’si ihale, yüzde 2’si arama, yüzde 1’i işletme safhasındaki madenlere ruhsatlıdır. Çalışma alanında yer alan ve korunması gerekli kültür varlıklarının tamamı, tarihi sit alanlarının ise yüzde 37’si ihale safhasındaki ruhsatlarca madenlere ruhsatlıdır.”

BÜTÜNCÜL ARAZİ PLANLAMASI VURGUSU
Afyonkarahisar bölgesini ele alan raporun ortaya koyduğu çarpıcı sonuçların Türkiye genelinde ekolojik temelli, bütüncül ve tarımsal üretimi önceliklendiren bir arazi kullanım planlamasına ve koruma yaklaşımına ihtiyaç olduğunu gösterdiğine dikkat çekilen TEMA’nın raporunda,
“5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, arazi kullanım planlarının hazırlanması konusunda gerekli hükümleri içerse de kanunun yasalaştığı 2005 yılından bu yana bu konuda maalesef önemli bir ilerleme kaydedilememiştir. Dahası rapor doğa koruma alanlarından önemli doğa alanlarına, tarım alanlarından meralara, ekolojik, kültürel ve ekonomik değere sahip alanları madencilik faaliyetlerine kapatan bir kanuna ihtiyaç olduğunu da göstermektedir. Sahip olduğu doğal varlıkları, geniş tarım ve mera alanları ile ülkemizin bir doğa ve tarım merkezi olan Afyon’u bugünde ve gelecekte değerleri ile koruma sorumluluğu hepimizindir. Geleceğimizin mirası bu nadir coğrafya madencilik faaliyetlerine tamamen kapalı statüleri ile korunmalıdır” ifadelerine yer verildi.