Antalya
26.11.2022
A

I

Zaman, şeylerin ol-öl iklimidir. Duygusu yoktur, silip atarken şeyleri. Zamanla ilişkimizde sanat, bir gün öleceğini bilen tek canlı olan insanın ölümü yenme coğrafyasıdır. Eski bir Türk sözü var; “Adınız en son anıldığı gün ölürsünüz…” Halk kültüründe “Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eser” diye ifade edilir bu durum.

II

Denge… Dengi dengine…

Zaman yolculuğunda şeylerin denge, öl-öl sarkacında bir andır. Dengi dengine olmak ise anlar içinde bir an zerresidir.

Akış, oluş, uçuş süreci denizin gelgitlerini andırır. Denge, dengesizlik ve yeniden denge.

Sanat da dengesizliklerden yola çıkarak dengeler kurgulama çilesidir.

III

Yazı; bir metin kurgulamak, özünde bir itaatsizlik eylemidir. Hayata artı bir diyebilmektir. Zerreden kâinata giderek genişleyen zamana şerh düşmektir.

IV

Bir şey söylerken hiçbir şey söylememek yalın hâlidir doğanın. Kendi olmanın, olabilmenin söylemi.

“Hiçbir şey söylememek” deyince malumatfuruş takımının ve bazı politikacıların laf salataları gelmesin aklınıza. Hiçbir şey söylemediğini sandığımız doğa/kâinat bize öyle çok şey anlatır ki marifet onu okuyabilmede saklıdır.

V

Her atasözü ve deyim kolektif bilinçaltının ifadesidir. Hayatın dinamiğini, hem anlama hem de ifade etmede salt atasözleriyle deyimlerin arasına sıkıştıran bir aklın olguları analiz ederek bir sentez yapabilmesini neredeyse olanaksız hâle gelir. Sanat ise kolektif bilincin dışına çıkarak bakmanın ve görebilmenin yordamıdır.

VI

“Eser müellifin imzasıdır” derler. Yazarın kurguladığı metin, kendi penceresinden gördükleridir. Okur/izleyici/dinleyici “müellifin imzası” olan üslupla algılamaya, duyumsamaya çalışırken kendi penceresindeki mercekten bakacaktır o metne.

İşte bu salınımda bazı yazılarında kullandığım ifadeyi hatırlatmam gerekiyor. “Okur yazandan arif gerek…”

Metnin satır aralarını ve arka planını algılamak / duyumsamak okurun hissesine düşen bir boyuttur.

VII

Fuat Sevimay, “Benden’iz James Joyce” romanı için Gamze Akdemir ile yaptığı söyleşide (Cumhuriyet Kitap eki, 23 Temmuz 2020) bir metni iki yazarın birlikte kaleme almasına “biautografi” diyor. “Çifte yazar…” Sevimay, Joyce’u İstanbul’da Gezi Direnişinin göbeğinde çevirmeni ile karşılaştırıyor. Ve ortaya yazarın çevirmene, çevirmenin okura, okurun kitaba dönüştüğü bir şey çıkıyor.

VIII

Metin onu yazanın eseri olsa da kendine ait hayatı olan bir zaman yolcusudur.

Mekân/coğrafyanın ayniyle insan olması üretim tarzından, üretin ilişkilerine bir kültür iklimidir. Kendi denizinden başka deniz bilmeyen balık için sıkıntı yoktur. Ta ki mukayese/karşılaştırma olgusuna kadar. Kapalı toplumların/ekonomik yapıların dışa açılmasıyla karşılaştırma geniş açılı bir objektife dönüşecektir.

IX

Düş kurmak, insanın bireyselden toplumsala bir yaşam tasarlamasıdır. Bir yolculuk…

Bu yolculuk tasarımında iç ve dış etkenler teraziye konuş/konmayışlarına göre kurguda belirleyici etkenlerdir.

Bireyselden toplumsala giderek genişleyen bir açıda bireyin kendine karşı samimi olması veya olamaması kurulan düşün magmasıdır. Çünkü düş kuranın görünmez kökü geçmişidir. Kendi geçmişinin gerçekliğini görmezden gelmek, kurulacak düşün de düşük yapmasına yol açacaktır.

Düşük yapan düş ise gelecek kaygısını aşılmaz bir dağ gibi bırakır insanın önüne.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok