Antalya
15.11.2022
A
GÜNDEM , RÖPORTAJ
RÖPORTAJ- Kaza değil cinayet
RÖPORTAJ- Kaza değil cinayet

Bartın'da yaşanan maden kazasıyla ilgili soruşturma devam ederken Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Şube Başkanı Tanju İşeri, konuyla ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulundu. Maden işletmelerinin verildiği şirketlere dikkat çeken İşeri, “Bu patlama bir kaza değil, engellenebilir bir olay, bir cinayettir.” dedi.

Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Şube Başkanı Tanju İşeri ile Bartın başta olmak üzere maden kazalarını, nedenlerini ve çözüm önerilerini konuştuk. İşeri, maden işletmelerinin verildiği şirketlerin dikkat çekici olduğunu söyledi. İşeri, “Patronların kar hırsıyla yönettiği ve her yıl binlerce emekçinin ölmesine, sakatlanmasına ya da meslek hastalığına yakalanmasına neden olan piyasacı çalışma hayatı bir an önce terk edilmelidir.” dedi.

Dünyada ve Türkiye’de maden kazaları ve ölüm istatistikleri nedir?

Kömür madenciliği, ulaşımı bakımından en zor ve en çok ölümü bünyesinde barındıran bir faaliyettir. Açıkçası dünyanın bütün ülkeleri kömür rezervi varsa buna ulaşmak için amansız bir mücadele verilerek üretimi sağlanır ülke kaynakları için kullanılır. Rezerv ve üretim olarak kömür üreticileri arasında Dünyanın önemli ülkeleri Çin, Hindistan, Endonezya, ABD, Avustralya, Rusya, Güney Afrika, Almanya, Polonya, Türkiye diye devam etmektedir. Türkiye en çok rezerv ve üretim konusunda dünyanın şanslı ülkelerinden biridir dünya sıralamasında 12. Sırada bulunmaktadır. Ancak bunu maden kazalarının önlenmesi ve ölümlerin düşürülmesi bazında baktığımızda diğer ülkelere göre sınıfta kalmaktayız. Nasıl kalmayalım bu kazalara kader fıtrat bakışıyla yaklaşırsak tabi ki önlenemez. Biz diyoruz ki önlenebilir tüm kazalar cinayettir, bizim bakış açımız bu,  evet kazalar tabiki olacak ama zamanında ve yeterli önlem alabiliyorsanız bu kazalarda hiçbir maden emekçisi hayatını kaybetmez ya da en aza indirirsiniz.

Şimdi dünya genelinde en çok ölümlü kazalar maalesef gelişmemiş ülkelerde meydana geliyor. Çünkü önlem almada yetersizler. Çin'de 1942 yılında yaşanan kazada tam 1549 maden emekçisi hayatını kaybetmiş,  son 50 yılın en önemli kazaları Hindistan 1975- 375 ölüm, Türkiye soma 2014- 301, İtalya 1985- 268, Türkiye Zonguldak 1992- 263, Çin 2005-214, Güney Afrika 1986- 177 diye gidiyor. Burada da görüldüğü gibi Türkiye sınıfta kalmıştır. Dünya genelinde yapılan bir araştırmada dünyanın önemli kömür üreticileri arasında milyon ton başına ölüm oranları ise ABD 0,02 Hindistan 0,13 ve Türkiye 0,47 çıkıyor.  Yine sınıfta kalmışız.

Maden kazanlarında Türkiye ile Almanya kıyaslanıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Şimdi son günlerde bir algı var Almanya bizi kıskanıyor. İsterseniz Almanya ile Türkiye’yi maden kazaları ve ölümleri hakkında bir kıyaslama yapalım. Bir inceleme yapılmış 1983 yılı ile 2013 yılı arasında 40 yıllık periyotta neler olmuş. Bu yıllar arasında Türkiye de meydana gelen kazalarda 1378 maden emekçisi hayatını kaybetmiş, Almanya da ise 54 maden emekçisi hayatını kaybetmiş. Bu rakamlar gösteriyor ki Almanya bizi kıskanıyor. Almanya'da 1998 yılında yaşanan kazada 51 madenci ölmüş, 2013'te 3 maden emekçisi hayatını kaybetmiştir. 2019 yılında yine bir maden kazası oluyor 35 işçi yeraltında mahsur kalıyor ama hiç birine bir şey olmadan kurtarılıyor. 2013 yılında 3 maden emekçisi hayatını kaybettikten sonra Almanya kömür üretiminden vazgeçme kararı alıyor. Tüm enerji üretimini yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmişlerdir.

 Bartın Amasra’daki kaza nasıl oldu?

Patlamanın -320 kalın damar hazırlık bacasında dinamit atımı sırasında açığa çıkan yüksek miktarda metan gazının ortamda bulunan hava ile karışarak oluşturduğu grizunun yine dinamit atımından kaynaklı olarak, grizu + kömür tozu patlaması şeklinde cereyan ettiği düşünülürken, olayın etkilediği alanın büyüklüğü, otopsi raporlan, ocak içinde meydana gelen hasarın boyutu, patlama sonucu ocakta yangın çıkması gibi hususların bu tespiti desteklediği söylendi. Olayın sadece grizu patlaması olmadığı belirtilen raporda olayın büyüklüğü neticesinde kömür tozu patlamasının yaşandığı da belirtildi. Patlamanın olduğu -320 kalın damar üst tavan hazırlık galerisinde metan miktarını gösteren sensör CH-27 no’lu sensördür. 16:00/24:00 vardiyasında bu sensöre ait kayıtlar incelendiğinde, saat 16:00 ile 17:55 arasında ortamdaki metan konsantrasyonunun 0.63 ile başlayıp kısa bir aralıkta değişerek yüzde 0.65'te kaldığı görülmektedir. 17:56'da yüzde 0.71 olan metan değerinin artmaya başlayarak, 17:59'da yüzde 1.06'ya geldiği ve ikaz verdiği saat 18:05'de ise yüzde 1.55 gelerek gaz izleme sisteminde alarm verdiği kayıtlardan anlaşılmaktadır. Sensörden son ölçüm saat 18.09'da alınmış ve bu değer yüzde 1.69 olarak kaydedilmiştir. Verilen zaman aralılarında metan gazının önemli bir şekilde yükselme gösterdiği gözleniyor.

Kazadan sonra kimler hakkında soruşturma başlatıldı?

Amasra Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye getirilen şüphelilerden TTK Amasra Müessese İşletme Baş Mühendisi ve Müessese Müdürü de aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklandı.  TTK Amasra Müessese Müdür Yardımcısı ile kartiyelerden (Birkaç üretim ünitesinden oluşan ocak) sorumlu 2  maden mühendisleri, iş güvenliği şube müdür vekili ve emniyet mühendisi savcılıktaki sorgularının ardından tutuklama talebiyle nöbetçi hâkimliğe sevk edildi. Nöbetçi hâkimlik, 8 şüphelinin "bilinçli taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmak" suçundan tutuklanmasına karar verdi. Bizleri en çok yaralayan olay ise adaletin olmayışı,  bunu Soma'da gördük. 

301 madencinin ölümünden sorumlu olan patronlar ve işveren temsilcileri göstermelik cezalarla ödüllendirildi. 15 Nisan 2020 tarihinde çıkarılan infaz yasası ile tutuklu tüm sanıklar tahliye edilerek vicdanlar bir kere daha göçük altında bırakıldı. Yapılan göstermelik yargılamalarda mahkeme heyeti ve bilirkişiler defalarca değiştirilerek davanın içi boşaltıldı. Kaza sonrası kıdem tazminatı hak edecek şekilde hizmet akdi sona eren maden emekçilerinin tazminatları uzun süre ödenmedi. Madencilerin kararlı mücadelesi ile 7. Yılın sonunda tazminatların TKİ tarafından ödenmesine karar verildi.

Kaza ile ilgili genel tespitleriniz nelerdir?

Engellenebilir olan her türlü kaza “cinayet” olarak gerekmektedir. Bu patlama bir kaza değil, engellenebilir bir olay, bir cinayettir.  Sonuçlar üzerinden konuşmayı bırakmamız lazım. 42 madencinin yaşamını yitirdiği patlama için 3 noktaya odaklanmak gerekmektedir. Bu 3 nedenin genelde tüm maden kazalarına etkisi söylemekte fayda vardır: Havza madenciliğinden uzaklaşma ve özelleştirme, liyakatsizlik ve sendikal mücadeledeki geriye gidiş. Türkiye’nin özellikle 1990’lardan itibaren havza madenciliğinden uzaklaştığını, bu durumun da birçok ihmale neden olduğunu ifade etti. Madenciliğin yaşayan bir organizma olduğunu belirterek, kömürden nikele, gümüşten demire, her türlü maden çalışması için havza madenciliğinin elzem olduğunu ve Türkiye’nin bu yapıya geri dönmesinin geri dönmesinin gerekli olduğudur.

Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) Amasra Müessesesi’nde de görüldüğü üzere, havza madenciliğinden uzaklaşma ve maden sahalarının özelleştirilmesi, maden sahalarının “köşeye sıkışmasına” neden oluyor. Amasra özelinde bakıldığında, maden işletme ruhsatlarının çok büyük bir bölümünün Hattat Enerji ve Maden Ticaret A.Ş.’ye bırakıldığı gözlemleniyor. Bu durumun, TTK’ya ait maden ocağının köşeye sıkışmasına, kurumların adım adım bu maden sahasını tamamen terk etmek için hazırlık yapmasına işarettir. Ortaya atılan bir diğer bulgu ise Hattat isimli özel firmanın maden sözleşmesini imzaladığı 2005 yılından beri kömür üretimi yapmaması. Bunun sebebinin üç adımlı olduğunu, öncelikle santral kurulmak istendiğini, daha sonra da ithal kömürle bu santralin beslenmesi ve son tahlilde de havzanın tamamının adı geçen şirkete devrinin tamamlanmasının amaçlandığını dile getirdi. Amasra taşkömürü havzasının kamunun elinden koparılarak, tamamen özelleştirilmesi olduğu yönündeydi. Bu noktada Hattat’ın havzaya girişinin sağlandığı 17 yıllık periyotta üretimlerinin incelenmesi ve bu konuda araştırılma yapılması da önem arz ediyor.

Bu tip maden kazalarının yaşanmaması ne tür tedbirler alınmalıdır?

Madencilik bilim ve teknolojisi grizu patlamalarını önleyecek bilgi birikimine ve deneyimine sahiptir. Bu nedenle bu tip kazalar önlenebilir niteliktedir. Bu değerlendirmeler ışığında görüş ve önerilerimiz aşağıda belirtilmiştir. Bilim ve tekniğin gereklerini uygulamak yerine, yaşanan kayıpları kader ve fıtrat anlayışıyla açıklamak bu tür kayıpların gelecekte de yaşanacağını düşündürmektedir. TTK gibi kamu kurumları her türlü siyasi baskıdan arındırılarak madencilik işletme kurallarına göre yönetilmelidir. Madencilik sektöründe acil durum planı ve risk haritaları her kurum, işletme ve bütün işyerleri için ayrı planlanmalı ve uygulanmalıdır. Metan yoğunluğu olan Zonguldak, Soma, Tunçbilek gibi havzalarda üretim planlaması aşamasında öncelikle metan drenajının her türlü ekonomik kaygıdan uzak bir şekilde dünya örneklerinde olduğu gibi yapılması, bölgenin olabildiğince metansızlaştırılması sonrasında hazırlık ve üretim çalışmalarına başlanılması gerekmektedir. Yeraltı kömür madenciliği bir kültürdür. Bu kültür geliştirilerek yaşatılmalıdır. Bunun için TTK ve TKİ gibi kamu kuruluşlarımız üretim yaparken aynı zamanda iş güvenliği ve mesleki eğitim anlamında okul görevi görmelidirler. Bu nedenle güçlendirilmeleri için gerekli çalışmalar zaman geçirmeden yapılmalıdır. Maden üretiminin, maden mühendisi nezaretinde yapılması kanuni zorunluluktur. Bu uygulamanın tüm vardiyalarda yeteri kadar maden mühendisi tarafından taviz vermeden uygulanması sağlanmalıdır. Maden işletmelerinde yasal olarak bulundurulan Daimi Nezaretçilerin ve İş Güvenliği Uzmanlarının mesleki bağımsızlığı ve iş güvencesi yasal teminat altına alınmalıdır. Maden işletmelerinde denetim ve yönlendirme mutlaka maden mühendislerinin yetkisinde olmalıdır. Tüm çalışanların iş güvenliği mevzuatı uygulamaları ve karşılaşılacak muhtemel riskler konusunda bilinçlenmelerini sağlayacak mesleki eğitim politikaları belirlenerek gerçek anlamda yaşama geçirilmelidir. Siyasetin bürokrasiye müdahalesi sonucu oluşturulan kadroların liyakatsizliğinin bedeli geçmişte olduğu gibi cephede çalışan birkaç maden mühendisi meslektaşımıza yüklenmemelidir. Kazayla ilgili tüm verilerin şeffaf olarak paylaşılması, kazanın gerçek nedeninin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Gerçek nedenin belirlenmesi bu tip kazaların gelecekte tekrar yaşanmaması açısından önemlidir. Maden mevzuatı; odağında insan ve doğa olan çağdaş bir yapıya kavuşturulmalı ve bunun için ulusal madencilik politikaları oluşturulmalıdır. Sendikamız böylesi üzücü faciaların bir daha yaşanmaması için tüm yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile iş birliği yapmaya hazırdır.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Patronların kar hırsıyla yönettiği ve her yıl binlerce emekçinin ölmesine, sakatlanmasına ya da meslek hastalığına yakalanmasına neden olan piyasacı çalışma hayatı bir an önce terk edilmelidir.  İş sağlığı ve güvenliği alanı mali bir gider olarak görülmemeli, bu alan üzerinde ciddi bir kamu denetimi oluşturulmalıdır. Özellikle madenlerde özelleştirmeler durdurulmalı, taşeron istihdam ve rödovans modeli terk edilmelidir. Tüm çalışanlara kamusal, nitelikli, güvenceli bir gelecek sunulmalıdır.

 

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: