Antalya
25.06.2022
A

Uzun zamandır hiç bu kadar kendimizle baş başa kalmamıştık sanırım Hepimizde tuhaf bir şaşkınlık oluşturdu bu durum. Süreç sandığımızdan daha uzun sürdü ve süreceğe de benziyor. Gündemi takip etmenin yanı sıra kendi kendimizle ve ailemizle kaldığımız uzun zamanlar yaşıyoruz bu aralar. Rutinlerimiz sarsıldı, aynı evin içinde kısıtlı zamanlar geçirdiğimiz aile bireyleriyle yeniden ilişkilerimizi güncelliyoruz adeta. Kendimizle de öyle, ne kadar uzun zaman olmuş böylesine yavaşlamayalı.

İş, ailedeki roller, yetişilmesi gereken randevular, sosyal medya paylaşımları, arkadaş görüşmeleri eksik kalınmaması gereken sosyal ve kültürel etkinlikler derken ruhumuzu dinlemeye pek vakit kalmıyormuş belli ki.

 

 Selam yalnızlığımız, ne kadar uzun zaman olmuş seninle görüşmeyeli?

 

Belli ki çok olmuş, çünkü bu kadar erken sıkılmazdık kendimizden.

 “Eee ne yapacağım ben şimdi bu işlerde bitti?” boşluğuna düştük adeta. Nasıl geçiyordu günler anlamıyorduk oysa rutinlerimiz sırasında. Hatta o kadar hızlı akıyordu ki hayat dönüp bakmıyorduk kendimize, duygularımıza ve insanların bize hissettirdiklerine. Bazen mutlu oluyorduk ama tadını bile çıkaramıyorduk, bazense kırılmış ve incinmiş olmamıza rağmen tutmuyorduk yasımızı, oralarda soluklanmıyorduk bile. Nefes alıp yola devam ediyorduk. Şimdi kendimizle baş başa kalınca sıkça fotoğraflardaki anılara göz gezdirirken an’larımıza da gidiyoruz, o zamanlardaki hislerimize dalıveriyoruz.

Birçoğumuz ne keyifli zamanlarmış meğer, tadını çıkaramadım diyordur eminim. Çünkü sahip olduğumuz şeylerin değerini çok da bilmeden devam eden bir tüketim çılgınlığı içindeydik. Sadece maddi değil bunlar üstelik oldukça manevi, insanları, ilişkileri, duyguları tükettiğimiz bir çağdayız. Ve belki de evlerimizde kendimizle baş başa kaldığımız bu günler yalnızlığımızla yüzleşmemize, ailemizle yeniden tanışmamıza vesile oluyordur. Kimileri bu yüzleşmeleri gerçekleştirirken kimileri de bundan kaçınmak, yalnızlığıyla karşılaşmamak için çeşitli savunma mekanizmaları buluyordur.  Çünkü herkesin yalnızlığına kimse karışamaz.

 

Ne diyordu Franz Kafka “Benim yalnızlığım insanlarla dolu.”

 

İtiraf ediyorum Sevgili Kafka benim de öyleymiş. Kişisel olarak kendimle baş başa kaldığım bu süreç bana iyi geldi. Dinlendim, düşündüm, istediklerimle görüştüm, bazen kapılarımı kapattım, bazen sürekli paylaşım yaptım, bazen iletişime girmek istemedim, bazen günlerce bir şeyler izledim, okudum. Anılarıma baktım öylece, bazılarına hasretle sarıldım, bazıları için hüzünlendim. Yalnızlığımı ne kadar çok insanla, işle ve sosyallikle doldurduğumu gördüm. Fark ettim ki tüm bu kaynaklar elinden alınınca da devam ediyor hayat.

Hatta öyle güzel devam ediyor ki ne kadar az şeye ihtiyaç duyduğunu öğreniyorsun.

Ne kadar az insanın sana yetebildiğine. Ne kadar az eşyayla yaşayabileceğine, ne kadar az kıyafetle yıllarca kalabileceğine. Yaşamak için gerekli olan şeylerin, ihtiyacından fazlası olmadığını anladığım. Şimdi giyemediğim kıyafetlere bakıyorum, ertelediğim görüşmelere, gidemediğim seyahatlere. Hep söylenirdi ama ciddiye almazdık, “yarın ne olacağı belli olmaz” söylemlerini meğer “Şu an” ne değerliymiş!

 

Tekrar normal hayatımıza döndüğümüzde, yarın karantinaya girecekmişiz gibi yaşayacağım bir hayat bekliyor beni, umarım sizleri de öyledir. Gereksiz alışverişleri rafa kaldırdığım, özel gün kıyafetlerini her anım özel olduğu için gün ayırt etmeden giydiğim, sevdiğim insanlarla zaman geçirip, sevdiğim şeyleri yaptığım, zamanı başa harcamadığım keyifli günler hayal ediyorum hepimiz için. Umutla ve Sevgiyle kalın…

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok