Antalya
23.06.2022
A
GÜNDEM , RÖPORTAJ
OBEZİTEYE GOL ATTI / Engin Korkmaz-Röportaj
OBEZİTEYE  GOL ATTI / Engin Korkmaz-Röportaj

Çocukluğunda obez bir yaşam süren Emine Şen, gençlik çağında 52 beden babaanne pantolonunun kendini yansıtmadığına karar verdi. Geliştirdiği yöntemle 34 kilo veren Şen, obezite ile mücadele için azmetti ve diyetisyen oldu.   

Röportaj: Engin KORKMAZ

Emine Şen, 1997 yılında Hatay'da dünyaya geldi. Çocukluk yılları obez geçmiş, 17 yaşında 52 beden babaanne pantolonları giymeye başlamıştı. Bu durumu kendine yakıştıramayan Emine, farklı yöntemlerle 98 kilodan 64 kiloya düştü.  Hem de bu kilo kaybını sağlıklı bir şekilde yaşadı. Obezitenin aileden başladığına inanan Şen, sağlıklı nesillerin yetişmesine vesile olmak, doğru bilinen yanlışları düzeltmek için Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nü okudu. Bu yıl mezun olan Şen, şimdi önüne çok daha büyük hedefler koydu. Bu okuyacağınız obeziteye savaş açan kendisi de geçmişte obez olan beslenme uzmanı\diyetisyen Emine Şen'in hikayesi...

 

Hayatınıza kilolu da devam edebilirdiniz neden zayıflamayı tercih ettiniz?

Şöyle ki o zamanki Emine'nin yaşı ve cinsiyeti ile örtüşmeyen şeyler vardı. Mesela dolabımdaki 52 beden kumaş babaanne pantolonları ya da şifon teyze bluzları ile örtüşmüyordum. Aslında giymem gereken şeyler çiçekli elbiseler etekler olmalıydı. Tabi o zamanlarda şimdiki gibi büyük beden kıyafetler böyle çeşitli değildi. Büyük beden denilince battal boy babaanne kıyafetleri sunuluyordu size. Ee haliyle alışverişler kabusa dönerdi. Son nokta ise en yakın arkadaşımın kına gecesine kıyafet bulamadığım için gidemememdi. O zaman 98 kiloya çıkmıştım ve hiçbir kıyafetim olmuyordu. İşte benim en büyük iç motivasyonum buydu. Hadi Emine devam et, burası durma noktası değil, yenilme yeniden başla dedirten. Tabi bir de o dışarıdan duyduğunuz ithamlar, bakışlar da birer dış motivasyondu benim için.

 

Hangi yöntemle kilo verdiniz?

Bu soruya direkt şu yöntemle verdim diyemem. Aslında hayatım değiştikçe beslenme planım da ona göre şekil aldı diyebilirim. İlk 12-13 kilosunu bir diyetisyen eşliğinde verdim. Daha sonra üniversiteyi kazanıp şehir değiştirince ve yurt hayatına geçince diyetisyenimin benim listeleri yurtta uygulayamazsın demesi üzerine benim kendi yolumu bulma sürecim başladı diyebilirim. Ki kalan 21-22 kiloyu da bu yöntemle verdim. Şöyle ki hayatımın birçok alanında olduğu gibi kilo verme sürecinde de kendime 3 soru sordum. Sorun ne, bu sorun neden kaynaklanıyor, peki ben bu sorunu Nasıl çözebilirim. İlk ve en önemli adım sorunu net bir şekilde fark edebilmek. Sonra zaten sorun belliyse çözüm de kendiliğinden beliriyor. Diyelim ki sorun kilo verememek olsun hemen bir kağıt kalem alıp ne, neden, nasıl alıştırması yaptım bu süreçte. Besin tüketimimi, fiziksel aktivitemi ve stres durumumu değerlendirip ona göre çözümler ürettim. Tabi ki bu yazıldığı ya da söylendiği kadar kolay olmadı ama en sürdürülebilir olan bu yöntem oldu. İşin içinden kendim çıkamadığım zamanlar da oldu tabi ki o zaman da kim bana yardımcı olabilir diye düşünüp adımlar attım ki hala psikoterapi sürecim devam ediyor.

 

Bir birey olarak kilo verdikten sonra kendinizi nasıl hissettiniz?

 Aslında bu soruya klasik cevaplar verilebilir. Daha özgüvenli, daha mutlu, daha rahat hareket edip daha rahat nefes alabilen gibi.  Ama ben daha 'sıradan' hissettim demek istiyorum.  Sıradan, herkes gibi, normal.  Çünkü maalesef ki toplumda eğer kiloluysanız hayli ötekileştiriliyorsunuz. Garip bir bakış oluyor üstünüzde. Ki o bakış çoğu zaman alaycı, aşağılayıcı, itici ve incitici oluyor. İşte ben de zayıfladıktan sonra artık normal insanlar gibi göbeğinize şöyle bir bakış atılmadan yürüyebilmenin rahatlığını ve sıradanlığını hissediyorum diyebilirim.

 

Sağlıklı yaşam ve öncelikle kendiniz için diyetisyen oldunuz ve Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden mezun oldunuz. Buna hırs mı diyelim, idealist mi?

Kesinlikle hırs değil öncelikle onu belirtmek isterim. Çünkü ben hiçbir zaman siz bana bunları  bunları  söylediniz böyle davrandınız,  kilo vereyim de görün siz şeklinde bir yaklaşıma bürünmedim.  Benim sürecimde dönüşümüm de hep kendimeydi, kendi içimeydi. Mücadelem hep kendi beklentim ve isteklerimleydi.   Bu nedenle kendimi birilerine ispat etme çabam ya da bir hırsım olmadı. Diğer yandan bu mesleği tercih etmem kesinlikle idealist bir seçim. Özellikle çocukluk çağı obezitesiyle birlikte bu süreci yaşamış olmam, aslında bir danışanın bir diyetisyenden neler bekleyeceğini ve bu süreçte kişinin nelerle karşılaşabileceğini tecrübe etmiş olmam bana hep sen bu mesleği yapmalısın dedirtti. 10 yılı aşkın süredir de bu hayata geliş amacımın bu olduğunu düşünüyorum.  

Üniversiteye gitmeden öncen başvurduğunuz diyetisyenler size ne önerdi? Onlarda eksik gördüğünüz ve sizi üniversite okumaya iten sebep neydi?

 Şöyle ki aslında benim bu zamana kadar birçok diyetisyen tecrübem oldu. Bunlarda ortak olarak beni diyetisyen olmaya iten ilk şey aslında dinlenilmemekti, anlaşılamamaktı. O zamanlar yani bundan 9-10 yıl öncesinde diyetisyenin odasına giriyordunuz sizi tartıyorlardı bilgisayar çıktısı bir listeyi 3 kaşık 5 kaşık diye doldurup elinize veriyor ve birkaç yasaklar listesi sayıp gönderiyorlardı. O zamanlar şunu diyordum: ne oldu şimdi. Ama sormadı ki bana neden kilo veremiyorsun, seni bu kadar yemeye iten ne, normalde nasıl beslenirsin.  Dinlemedi ki beni.

Bununla birlikte ikinci şey ise verdikleri öğün düzeni. O listelerde en zorlandığım şey sabah 8 de kahvaltı yapmak zorunda olmaktı. Ama ben hayatım boyunca 8 de uyanabilen biri değildim ki. İşte bu da yine sorgulanmadığı ve dinlenilmediği için oluyordu.   En çok bu iki sebep diyetisyenlik bu olmamalı dedirtti bana. Ve o gün bugündür de ben “diyetisyen olunca...” ile başlayan hayaller kuruyorum.

Küçük yaşlarda obez çocuklar ve anneler üzerine çalışmanız var. Bu konudan bahseder misiniz? Obezite küçük yaşlarda engellenebilir mi?

 Evet, tam olarak çalışma aşamasına geçemese de yürütmek istediğim çalışmalar ve projeler var çocukluk çağı obezitesi ile ilgili. Öncelikle bu çalışmaları yapmak istememin nedenini belirterek başlamak istiyorum. Daha önce de söylediğim gibi ben de obez bir çocuktum ve  o zamanlar buna  kulaktan dolma yöntemlerle çözüm aranıyordu. Mesela göbeğime streç sarıp yürütmek gibi ya da acı çehre denen laksatif (Bağırsak hareketlerini artırıcı, kabızlığı tedavi edici) bir bitkiyi yedirmek gibi. Birinin çıkıp çocuk endokrinolojiye götürün bu çocuğu demesi benim 16. yaşımı buldu. İşte ben de bu nedenle kendime özellikle annelerin ve beraberinde ailenin bilinçlendirilmesini görev edindim. Yapmak istediğim çalışmaların kapsamı da bu yönde diyebiliriz. Tabi bu sadece çocukluk çağı obezitesi ile sınırlı da değil. Genel olarak çocuklara besini, besin öğesini, beslenmeyi, hastalık sağlık ilişkisini anlatmayı hedefliyorum ki çocuklar bundan 5-6 yıl sonra damdan düşer gibi popüler diyet kültürünün içine düşmesinler orda kendilerini kaybetmesinler. Biri çıkıp hurma diyeti, su diyeti vb. dediğinde öncelikle kendi sağlıklarını gözetip sorgulayabilsinler.

 

Obezite her yaşta olduğu gibi tabi ki de küçük yaşlarda da engellenebilir. Bu multidisipliner bir ekiple çözüm odaklı bir süreç gerektirir. Yani öncelikle bir doktor tarafından gerekli tetkiklerin yapılması şarttır. Obezite her ne kadar yenilen yemek miktarı ile ilişkilendirilse de aslında altta yatan birçok hormonal problem olabilir. Bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Daha sonra tabi ki bir beslenme uzmanı ile birlikte çocuğun genel beslenme düzeni ve beslenme alışkanlıkları değerlendirilmelidir. Ve burada izlenecek yol çocuğun beslenme düzeninin ve alışkanlıklarının iyileştirilmesi olmalıdır. Kesinlikle kısıtlayıcı diyetler değil. Çünkü bir çocukta vücut ağırlığı kontrolü kadar büyüme gelişmenin sekteye uğramaması da önemlidir.  Bunu da gözetmek gerekir. Yine beslenme ile birlikte fiziksel aktivite durumu ve hatta duygusal yeme durumu da değerlendirilerek kalıcı çözümler sunulmalıdır. Ancak bu şekilde obezite engellenebilir. Diğer türlü kilo al ver kısır döngüsünde devam eder maalesef ki.

Türkiye'de sağlıklı yaşam nedir, dünyada sağlıklı yaşam nedir? Sizce arada ne fark var?

Türkiye'de sağlıklı yaşam bence kesinlikle 'fit tarifler' ya da spesifik bir besini tüketmekle ve 'zayıf/kaslı bir beden' ile ilişkilendiriliyor. Yani mesela kabak spagetti, avokado, fit browni gibi. Ama Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sağlık bedensel sağlıkla birlikte ruhsal ve sosyal sağlığı da gözetmemiz gerektiğini söylüyor bence aradaki temel fark bu. Genel olarak şunu söyleyebilirim ki toplumumuzda sosyal sağlık hayli geri plana atılıyor. Hâlbuki biz insanlar sosyal bir varlığız ve ben gerek birey olarak kendimin gerekse bir beslenme uzmanı olarak danışanlarımın sosyal ortamlarından soyutlanabilecekleri bir beslenme düzeni içerisinde olmasını istemem. Çünkü sosyal sağlığın bozulduğu yerde aslına bakarsanız psikolojik sağlığınız da fizyolojik sağlığınız da bozulmaya başlıyor.

Diyet, sağlıklı beslenme, kilo alma verme vs. Bunlar sadece hayatımızın bir bölümünde mi olmalı?

Eğer siz bir beslenme planına bir isim koyarsanız X diyeti, Y diyeti gibi ve ona da bir başlangıç ve bitiş noktası belirlerseniz o zaman ne oluyor biliyor musunuz kişi kendini tamamıyla o diyete hazırlıyor. Bütün şartlar mükemmel ve 21 günlük Y diyetine başlıyor. Bazı kişiler bu 21 günü tamamlayamıyor çünkü aslında bir çok yönden kendisine uymayan bir düzen. Bazıları da o 21 günü tamamlıyor 22. Gün eski düzene dönüyor ve beklenen son verdiği tüm kiloları almaya başlıyor. Böyle olunca da insan direkt “ben zaten diyet yapamam ki, diyette zaten verince geri fazlasıyla alıyorsun ben ondan yapmıyorum, ben zaten bir şeyin sonunu getiremem ki vb. Düşünce kalıplarını benimsiyor. Aslında yaptığı bir diyet hayatının bir çok noktasında kendisini ve diyeti etiketlemesine neden olabiliyor. O yüzdendir ki bir beslenme planı tamamen kişiye özel, kişinin yaşam tarzına, ekonomik durumuna, bireysel isteklerine ve beklentilerine uygun olmalı. Beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesi, bu düzenin tüm hayatına adapta edebilmesi gerekir ki sürdürülebilir olsun.

Bundan sonra ne hedefliyorsunuz?

Öncelikle karşımdakinin insan olduğunu ve biricik olduğunu bilerek sorgulayan, dinleyen, yargılamayan, ortak çözümler üretebilen ve kendi yaşadığı süreci de unutmayan bir beslenme uzmanı olabilmeyi, etik değerler çerçevesinde karşımdaki insanın bütüncül olarak sadece sağlığını gözetebilmeyi, toplumun sağlının korunmasında ve iyileştirilmesinde payımın olabilmesini diliyorum bu meslekte.  Ve yıllardır da dediğim gibi ulaşabildiğim kadar genç kız, kadın, anne, aile ve çocuğa ulaşabilmeyi hedefliyorum.  Çünkü ben inanıyorum ki anneye ulaşırsam aileye ulaşırım,  aileye ulaşırsam en nihayetinde o çocuğa ulaşırım. Ki o çocuklar bizim geleceğimiz ben de kendimi gelecekten sorumlu hissediyorum.  

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: