Antalya
06.05.2022
A

Antalya’da sanat ortamına ilişkin gözlemlerimizi masaya yatırdığımız yazı dizimize devam ediyoruz. Bu bağlamda bu haftaki alt başlığımızı “algı ve gerçek” şeklinde adlandırabiliriz.

Sinema Kenti Antalya!

Kuşkusuz bu başlık bir algıdan ibaret! Kâğıt üzerinde Antalya, Altın Portakal’dan dolayı öteden beri bir sinema kenti olarak nitelendirilir. Peki, gerçek böyle midir? Ortada, yılın sadece bir haftasına yayılan ve çoğunlukla kent dışından davetli olarak katılan küçük bir azınlığa hitap eden son derece başarısız bir organizasyon durmakta. Geçen yıl gösterdiğimiz tepki sonucunda lütfedip bir salon daha açmasalar, kent insanının festival filmlerini izlemesine olanak kalmayacaktı. Türkiye’nin en köklü sanatsal organizasyonunda, açılış ve kapanış gecelerindeki konserler de olmasa halk hiç olmayacak! Bin bir güçlükle kurulan, darbe ve sansüre rağmen yarım asrı aşkın bir süredir ayakta kalan bir festivalin geldiği nokta ne yazık ki içler acısı!

Tarihe baktığımızda Portakal ne zaman dışarıdaki organizatörlerin insafına terk edilse orada sorunlar çıktığını ve çözümün Antalya merkezli bir oluşumdan geçtiğini, son yerel yönetime daha ilk günden söylemiştik. Yakın bir geçmişte ulusal yarışmanın kaldırılmasında dolaylı imzası bulunan isimlerden oluşan İstanbul merkezli danışma kurulu ve diğer yetkililer yönetmelikleri çiğniyor, tuhaf jüri kararları peşi sıra geliyor, halkın portakalı halktan uzakta yapılıyor! Muratpaşa Belediyesi ve Modern Zamanlar çevresi olarak gerçekleştirdiğimiz etkinlikler sayılmazsa, “sinema kentinde” yıl içinde yapılan tek bir gösterim ya da söyleşi yok! Benzer bir durum tiyatroda da yaşanıyor. Yakın bir geçmişte kamuoyuna da yansıyan ciddi suçlamalarla görevden alınanlarla aylar sonra göreve getirilenler aynı kimseler. İşler, birkaç insanının “ben yaptım, oldu!” söylemiyle yürüyor.

Üniversite Kenti Antalya!

Eskişehir, taşrada kültürel dönüşüme örnek olarak gösterilen kentlerin başında yer alır. Bu tespit doğruluk taşımakla birlikte, arka planı yaratan Yılmaz Hoca (Büyükerşen) ve üniversite ortamından yeterince dem vurulmaz. Bu noktada Antalya sanat ortamının, -kişisel çabaları asla göz ardı etmeden- bu olgudan kurumsal bir destek aldığını iddia etmek olanaklı değildir. Yerel yönetimle işbirliğine giderek (ki, politik konjonktürde bu önerme ne yazık ki gerçekçi değildir!) yapılabilecek onlarca etkinlik söz konusu olabilecekken, sözü edilen dayanışmanın pek de sergilenememiş olması tezimizi doğrulamaktadır. Kentten bağımsız bir görünüm sergileyen, kültürel üretimi daha içe dönük olan kurumsal çalışmaların Antalya’yı dönüştürücü etkisi Eskişehir’le kıyaslanamayacak ölçüde düşüktür. (Bu noktada, halkaya 15 Temmuz sonrasında yaşanan kurum içi olumsuz gelişmeleri de ekleyebilirsiniz.)

Bu manzara, medeniyetlerin buluşma noktası olarak on binlerce yıla yayılan bir tarihe ve kültüre sahip olan Antalya adına kelimenin en hafif tabiriyle hazindir.

“Ne Yapmalı”ya Doğru

İki haftalık kuşbakışı özet, kentte kültürel ve sanatsal çalışmaların bir grup iyi niyetli kimsenin omuzlarında yürüdüğünü ve çoğunlukla kurumsallıktan uzak ilerlediğini gösteriyor. İlgisizliğin, yalnızlaşmanın, sansür ve otosansürün damgasını vurduğu bu fetret devrinde kuşkusuz tablo bütünüyle karanlık da değil. Bizleri Warhol, Picasso, şair ressamlar başta olmak üzere pek çok sanatçıyla buluşturan AKS (Antalya Kültür Sanat), özgün deneysel içerikleriyle ayakta kalmaya çabalayan Kırmızı Kalem, Antre Sahne, Baküs vb. oluşumlar, plastik sanatlarda cesur yeni girişimler, kısa sürede oluşturduğu sinerjiyle geleceğe umutla bakmamızı sağlayan Muratpaşa Belediyesi’nin AntSanat Dergisi, Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Genç Çınarlar Ulusal Liselerarası Kısa Film Festivali ve adını sayamadığımız çabalara bu fırsatla bir selam gönderelim.

Haftaya, “NeYapmalı” sorusunu derinleştirerek bu bahse bir virgül atacağız.

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok