Antalya
12.04.2022
A

İstanbul; binyıllardır nice romana, öyküye, şiire esin kaynağı olmuş şehir… Kiminin bir tatlı huzur aldığı Kalamış sahilinde kimininse hayata tutunmaya çalıştığı varoş mahallesinde, Boğaz’ı bir kez bile görmeden ömrünü tamamlayacağı şehir… Benim içinse sevmek ve ait hissetmek için kendime bahaneler aradığım bir mantık evliliği gibi. Zaman zaman yoluma çıkardığı mucizelerine kulaklarımı tıkadığım, gözlerimi kapadığım, güzelliklerini yok sayarak arkama bakmadan kaçıp gitmek istediğim…Ne zaman İstanbul’u düşünsem gözlerim kapalı, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Antalyalı hekim, ozan, müzisyen Haldun Çağlayan’ın şarkısını seslerim:

“Bu şehri öyle çok seviyorum ki

Bırakıp gitmeliyim yağmur altında

Yağan yağmur değil benim aslında

Yağan yağmur değil benim aslında…”

Gazanfer Eryüksel’in “GÖKÇADIRDA BİR SEYİRLİK, Bir İstanbul Anlatısı” kitabını okuduğumda yaşadığım şehirle aramdaki bu aşk-nefret ilişkisini yeniden sorguladım uzun uzun.  Yazar, şehrin mucizeleri yetmezmiş gibi mucizelerle bezeyerek görüntülemiş diyeceklerini. Yazdıklarını “anlatı” olarak tanımlamış ama “masal” demeliymiş bence. Ya da “şiir”…

Gazanfer Eryüksel üretkenliği hiç bitmeyen bir edebiyat emekçisi olsa da okurları onu usulmısralarından, benzersiz imgelerinden tanıyor olmalı. Kazandığı pek çok şiir ödülü ne denli cengâver bir ozan olduğunu kanıtlayan madalyalar adeta... Bir şairden bir düzyazı okumanın tadının ne kadar özel olduğunu anlatmak için vurguluyorum yazarın şair ruhunu.

Göğün bir fanus gibi üstlerine indiği, Kızkulesi’nin bir çadır direği gibi göğü taşıdığı” (s 17. GE), mevsimlerin anlık değiştiği, en uzak semtlerin bir anda yan yana geldiği Gökçadır’ın altında bir İstanbul masalı, şiir cümlelerle buluşuyor kitapta. Tarihi Yarımada’nın sakinleriyle, kendine en ırak varoşlarda bile yer açamamış çingeneler, beyaz gömlekliler, akşamcılar, köprüdeki balıkçılar bir “ihtiyar mısırcının” tanıklığıyla ince ince motiflenmiş yazarın kaleminden.

Bir şehri tanımak istiyorsanız eğer bir kızın peşine düşün… Geze göre o şehri tanırsınız,” derdi dayım…

Daha ilk sayfada okuduğum bu cümle kendimle tatlı-sert bir kavgaya tutuşturuyor beni: “Yeterince tanıyamadın mı yoksa şehri?” Sık sık mırıldanıyorum şarkının mısraını:

“İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?”

Paylaş
ETİKETLER:
Yok