Antalya
16.12.2021
A

Geçen hafta, Sinema Yazarları Derneği Jürisini temsil etmek üzere, 10. Uluslararası Malatya Film Festivali'nde bulundum. Bu yazıda sinemayla ve filmlerle dolu geçen bir haftanın özetini paylaşmak ve gözlemlerime yer vermek istiyorum.

Filmler Kimin İçin Çekiliyor?

Öncelikle bu festivallerde büyük bir ikilem yaşadığımı söylerek söze giriş yapmak istiyorum. Ulusal Yarışma'da yer alan filmler, geniş kitleler tarafından artık takip edil(e)miyor. İki yıl önce Altın Portakal'da En İyi Film seçilen yapım henüz vizyona dahi girmedi. Bir mucize yaratarak gösterim şansı bulsa bile bundan Türkiye'nin önemli bir kesiminin (sözgelimi Antalya'nın) haberi olmayacak; çünkü vizyon muhtemelen İstanbul'daki birkaç salonla sınırlı kalacak. Öyleyse bu filmler kimin için ve neden çekiliyor? Kimi Avrupa festivallerindeki otoriteler için mi, bütçesi büyük yerli organizasyonlarda ya da Kültür Bakanlığı fonlarında yer alan isimler düşünülerek mi, yoksa benim gibi bir avuç sinema yazarı için mi?

Neden Sinema?

Sinemayı diğer sanatlardan farklı kılan en önemli özellik, geniş kesimleri kucaklayabilmesidir. Bu, kendisinden önceki hiçbir sanatla kıyaslanmayacak ölçüde temel bir gerçekliktir. Yedinci Sanat ne konser, opera ve bale gibi seçkin bir azınlığa, ne sergileri gezebilecek kadar gözükara veya ekonomik gücü yüksek azınlığa bahşedilmiştir. ABD'de bozuk parayla (nickelodeon) seyirci kabul eden salonlarda ortaya çıkan yüksek katılım, bu sanatın yoksul kesimler için "ucuz eğlencelik" olmasını kanıtlar; ayrıca ele alınan konuların bizzat sokaktaki insanı ele alması, bu sanata gösterilen teveccühün asli nedenlerindendir.

Festival Filmleri Ne Anlatıyor?

Değerlendirmesinde bulunduğum Ulusal Yarışma kategorisinde on film yarışıyordu. Kimilerini Altın Portakal'da izleme olanağı bulmuştum. Pandemi dolayısıyla film yapım koşullarının zorlaştığı bir dönemden geçmemiz nedeniyle katılımcı eserlere esneklik tanındığı için, iki yıl önce çekildiğini bildiğimiz yapımlar da festivalde kendisine yer bulmuştu.

Son dönemde yalnızca festival tutkunlarınca izlenen filmlerde göze çarpan en önemli farklılığın, yönetmenlerin bir konuyu / durumu dert edinmeleri olduğunu söyleyebilirim. Artık uzak ufka ya da denize doğru bakan, hemen hiç konuşmayan kahramanlar yok yeni filmlerde. Yoksulluk, hak arama çabası, değişen değerler, festival filmlerinin ele aldığı meseleler arasında yer alıyor. Mizahın kendisine pek yer bulamadığı bu dünyada senaryo sorunları fazlasıyla göze çarpıyor. Final yapma konusunda sorun yaşayan genç sinemacılar, çoğunlukla kısa film içinde yer bulacak konuları uzun metrajlı filmlere yaymaya çalışıyorlar.

Çatlak'ı Kaçırmayın

İçinde bulunduğum jürinin oybirliğiyle En İyi Film Ödülü'ne değer bulduğu Fikret Reyhan'ın "Çatlak" adlı filmi, kapitalizmin insan ilişkilerine, geleneksel / feodal değerlere vurduğu darbeyi esaslı bir bakışla yansıtıyor. Söz konusu para olunca ne muhafazakârlık ne de yerleşik kurallar kalıyor, filmde olduğu gibi birbirine bağlı olmakla övünen aileler bile dağılabiliyor.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok