Antalya
28.09.2021
A

İnsanlar can güvenliği veya daha iyi şartlarda yaşamak için göç eder. Ülkemizdeki Suriye ve Afgan vatandaşlarının arasındaki kadın, çocuk, yaşlı ve engelli bireyler gibi. Bazı insanlar için yaşamsal önem taşıyan konular, diğer insanlar için ise hobi niteliğindedir.

Alman yüzücü Nathalie Pohl, 25 Nisan 2016 tarihinde Cebelitarık’ın kuzey ucundan güney ucuna kadar yaklaşık 3 saat yüzdü ve tarihe geçti. İspanya’nın Tarifa kentinden yola çıkan Nathalie Pohl, Fas’ın kıyısına kadar olan 15 kilometreyi 2 saat 53 dakikada geçmeyi başardı.

Cebelitarık’ı 3 saatin altında geçerek rekor kıran Nathalie bu başarısını kutlarken, başka insanlar aynı mesafeyi hayatta kalabilmek ve insanca yaşamak için geçmeye çalıştı ve birçoğu bunu başaramayarak can verdi. Afrika’daki yaşam koşullarından kaçıp Avrupa’ya gitmek isteyen çok sayıda mülteci, Nathalie’nin rekor kırıp tarihe geçtiği mesafeyi ilkel şartlarda, şişme botlarla geçmeye çalışırken aileleri ile birlikte boğularak hayattan koptu. Bu olay o kadar sık yaşandı ki; artık birçok insan tepki bile göstermedi. Zamanla sadece ölü sayısı ile ilgilenildi ve gerisi teferruat olarak görüldü.

Alman yüzücü Nathalie’nin yeni bir hedefi var. 32 kilometre mesafesi olan Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmak. Yine mültecilerin şişme botlarla geçmek isterken canlarını kaybettiği Manş Denizi, tek bir yüzücü için tarihe geçecek bir mesafe iken, binlerce mülteci için hayata tutunabilmek için ilkel şartlarda geçilmesi gereken devasa bir engel.

Aynı şekilde…

Günümüzde aile içi kavgalar çok yaşanıyor. Özellikle pandemi sürecinde birçok ailede bastırılan olaylar gizlenemez hale geldi. Yüzücü Nathalie ile mülteciler arasında yapılan kıyaslama, toplumsal bir sorun. Benzer sorunu geçtiğimiz günlerde tesadüfen şahitlik ettiğim bir aile kavgasında gördüm.

Bir kadın ve kocası arasında, sokak ortasında yaşanan kavgaya şahitlik etmek sıradan hale geldi. İki taraf da birbirini suçlar, vatandaşlar arayı bulunca veya polis gelince kavga sona erer. Şahitlik ettiğim kavga da taraflardan birinin annesinin gelmesi ile son buldu. Ancak kavgadaki bir ayrıntı bu olayın sadece bir aile içi kavga olmadığını gösterdi ve bence günlerce unutamayacağım bir yürek sızısı haline geldi.

Anne-babası kavga eden 7-8 yaşlarındaki bir çocuk, deyim yerindeyse kavganın tam ortasında kaldı. Babasının belinden sıkı sıkı tuttuğu çocuğu, annesi ayaklarından çekerek almak istiyordu. Avazı çıktığı kadar bağıran çocuğun belli ki canı yanıyordu. Araya girenlerin ayırmaya çalıştığı kavgada, çocuk daha çok zarar görse de, tartışma uzadıkça uzadı.

20 dakikalık kavganın sonunda, kadın polisi aradı ve eşi tarafından şiddete uğradığını belirterek olay yerine ekip gelmesini istedi. Kadının, “Eşim tarafından darp ediliyorum, polis gönderin” sözü üzerine, kavgayı korkulu gözlerle izleyip ne olduğunu anlamaya çalışan çocuk çığlığı bastı: “Baba polis geliyormuş, nolur gitme. Gidince geri gelmiyorsun”.

Belli ki daha önce de babasından ayrı kalmış ve bunun acısını defalarca yaşayıp belleğine kazımıştı çocuk. Babası yokken neler yaşadıysa, aynı hayatı tekrarlamak istemiyordu. Anne ve babası için sadece günlerle hesap edilen ayrılık, o çocuk için asırlar olmuştu. Yaşadığı travmayı atlatamadığı her halinden belliyken, tekrar aynı kabusu görmek istemiyordu.

Hayat böyle. Birileri için küçük bir ayrıntı olan detaylar, başkaları için hayati önem taşıyor.

Bir yüzücünün rekor kırmak için geçtiği denizde, başka insanlar sadece yaşayabilmek için can veriyor.

Toplumun basit bir karı-koca kavgası olarak gördüğü ve çok da önem vermediği tartışmalar, minik bir yürek için, babasız kalmanın vereceği ızdırapla derin bir boşluk haline geliyor.

Küçük dev ayrıntıları fark edebilmek için, sanırım hayata biraz daha geniş pencereden bakmak gerekiyor.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok