Antalya
02.08.2021
A

Aslantepe, Anadolu yarımadasında yeri bilinen en eski kent devletinin kurulduğu yerdir. Kazılar da bunu kanıtlayan çok sayıda seramik parçaları, fincanlar, ok uçları, boncuk taneleri, kemikten yapılma araç-gereçler, ağırşaklar (ağırşak: iplik eğirmeye yarayan iği ağırlaştırmak için alt ucuna takılan, tahta, kemik ya da madenden yapılmış, ortası delik yarımküre biçimindeki ağırlık. Herhangi bir ören yerinde bulunması, yün örgü ve dokumacılığın bilindiğine kanıt gösterilmektedir. YAS) ve  çakmak taşları gibi eserler bulunmuştur. Örende müzik aleti gibi erken döneme tarihlenen eserlerin yanısıra nerdeyse 6 bin yıllık (5.700 yıllık) bir çocuk iskeleti de ortaya çıkartılmıştır.

 

Aslantepe Höyüğü bünyesinde Geç Kalkolitik Dönemden (M.Ö. 4000 ve M.Ö. 3100 yılları arası) Demir Çağına (M.Ö. 1800- 1200 yılları arası) kadar geçen tarihsel sürece ait buluntulara rastlanmıştır. Malatya ilinin “Battalgazi” ilçesinde bulunan Arslantepe Höyüğü, Hititler'den Roma ve Bizans'a kadar pek çok Anadolu uygarlığına evsahipliği yapan bir yer olarak tanınmaktadır.  

 

Höyüğün girişinde Geç Hitit Dönemi'ne ait aslan heykelleri ve yere devrilmiş bir kral heykeli bulunmuştır.

 

      

Ayrıca tarihi höyükte, dünyanın ilk yağmur drenaj hattı ortaya çıkartılmıştır. Kentin altyapısını oluşturan kerpiçten bir sarayla birlikte 2 bini geçkin mühür ele geçmiştir. Uzmanlar buranın Anadolu'daki “ilk kent devleti”nin alt yapısı olduğunu söylemektedirler.

 

 

2014 yılında, ilk kez UNESCO Kültür Mirası Kalıcı Listesi'ne girme girişiminde bulunan Aslantepe höyüğü, son yıllarda çıkan eserler sayesinde hak ettiği yere ulaşmış ve sonunda kalıcı listeye girmeye hak kazanmıştır. Bu ülkemiz açısından çok sevindirici bir haberdir. Aslantepe ile listedeki kültür mirası sayımız 19’a çıkmıştır. (*)

Höyükte İtalyan kazı heyeti tarafından gerçekleştirilen kazılarda ele geçirilen çok sayıda obje, (kemik ve seramik parçaları, fincan, ok ucu, boncuk taneleri, kemik aletler ve ağırşak, çakmak taşları, deliciler ve iğneler, müzik aleti, dairesel formlu kuyular, kolye ucu ve bir bebek iskeleti) M.Ö.3700-3500’lü yıllara tarihlenmektedirler.  

 

Aslantepe höyüğünün Kuzey-Doğu yönünde yer alan kazılarda da M.Ö. 1200-700 yılları arasına (Geç Hitit dönemine) tarihlenen kerpiç ve taş duvarlar, seramik ve kemik parçaları, ağırlıklar, taştan yapılmış kesici-delici aletler, taş objeler, boncuk taneleri ve fincanlar ele geçirilmiştir.  

 

Höyükteki kazıların en önemli bulgularından biri de yaklaşık 6 bin yıllık (5.700 yıllık) bir bebek iskeleti olmuştur. Bebeğin boynunda, 4 sıradan oluşan bir kolye, sağ el bileğinde 4 sıralı bir bileklik ve sol el bileğinde bir sıra bilekliği olan 6 yaşındaki çocuk iskeleti, o döneme yönelik pek sorunun yanıtını verecek ve dönemi daha ayrıntılı biçimde açıklayacaktır. İncelemelerin tamamlanması beklenmektedir.

 

 

 

 

Bugünkü bilgilerin ışığında Malatya Aslantepe Höyüğü, Anadolu’nun en eski saray kompleksi olarak kabul edilmektedir. Malatya iline bağlı Battalgazi ilçesi “Orduzu” mahallesinde bulunan “Aslantepe Höyüğü'nde bulunan saray yapısı, 2 buçuk metreye kadar korunarak günümüze ulaşan kerpiç duvarları, tapınak yapısı, depo ve yönetim odalarıyla günümüzde bölgeye giden tarih meraklılarının ziyaretine açılmıştır.

 

Kazı alanı, korunaklı bir çatı örtüsü altına alınarak korunmaktadır. Örtü, çevreye ve arkeolojik kalıntılara zarar vermeyecek biçimde tasarlanıp uygulanmıştır. Bu da bir ören yerinin korunması adına yapılması gereken uygun davranıştır.

 

 

 

 

Saray yapısının içerisine ziyaretçilere eşlik eden ve gerekli açıklamaları yapan panolar konmuştur. Bu panolar sayesinde, Geç Hitit Döneminde yönetime yönelik gücün ortaya çıkışı, ilk yönetsel yapının bölgede nasıl işlerlik kazandığı gibi konular üzerinde durulmaktadır. Sarayın ortasında yer alan koridor, sarayın odalarını süsleyen ve herbiri nerdeyse 5.500 yıllık bir geçmişe sahip duvar resimleri, tüm canlılığı ile görülebilmektedir.

 

 

Aslantepe ören yerinde ele geçirilen ve aralarında bilinen en eski kılıç gibi tarihi eserler, günümüzde Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir. Saray yapılar topluluğunda bulunan silahlar, arsenikli bakır alaşımlı, gümüş kakmalı kesici ve delici silahlardan oluşmaktadır.

 

 

Doğu Anadolu Bölgesinde ve Mezopotamya uygarlıklarında devletin oluşum sürecindeki önemli değişiklikleri gösteren Malatya iline bağlı “Battalgazi” ilçesinde bulunan Aslantepe Höyüğü, Dünya Mirası kalıcı listesine girmeyi başarmıştır. Bu durum ayrıcalıklı Anadolu için bir başka gurur kaynağıdır.  

 

Arslantepe Höyüğü'nün kalıcı listeye alınmasında, bünyesinde barındırdığı kültürel gelenekler ve zaman içerisinde toplumsal değerlerin değişimi, hiyerarşi, toplumsal  farklılıklar ve ekonomik ayrıcalıklara dayanan toplumdal ve siyasal sistemlerin ortaya çıkışına tanıklık etmesi gibi özelliklerin göz önüne alındığı bildirilmektedir.

 

 

Değerlendirme komitesi, anıtsal mimari, yönetim, teknoloji ve sanat alanında dönemin iktidarına özgü gelişmelerine kaynaklık eden Aslantepe höyüğünü, Mezopotamya ve çevresinde döneminin en kapsamlı kazılmış kamu komplekslerinin korunmuş örneklerinden biri olduğunu düşünerek listeye almıştır.

 

Ayrıca değerlendirmeye esas olarak Arslantepe Höyüğü'nün, Yakın Doğu'da ilk devlet toplumunun ortaya çıkışına tanıklık etmesi, bölge ekonomisini kontrol eden ve merkezi otorite uygulayan bir yönetimin ortaya çıkışına sahne olması gibi ayrıcalıklı niteliklerinin göz önüne alındığı ifade edilmiştir.

 

Aslantepe Höyüğünde ortaya çıkartılan tapınağın özellikleri:

 

M.Ö. 3600-3500 yıllarına tarihlenen tapınağın, M.Ö. 3350 ye tarihlenen kerpiç saraydan daha eski bir yapı olduğu, yapım açısından aralarında en az 100 yıllık bir zaman farkı bulunduğu tespit edilmiştir.    

 

Aslantepe höyüğünde de Mezopotamya’da bulunan yapılara benzer biçimde tapınağın duvarlarında nişler olduğu görülmüş, bu nişleri Mezopotamyadaki tapınaklardan ayıran ayırıcı özelliğin, içlerinde kırmızı renkli dekorasyonlara sahip olmaları gösterilmiştir. İç dekorasyonlar (duvar süslemeleri) üçgen şeklinde ya da baklava dilimi şeklinde dizilmiş şekillerden oluşmaktadır. Mezopotamya’daki tapınaklarda böyle mekân için dekorasyonların (iç süslemelerin) olmadığı biliniyor.

 

Yapının duvarı yıkılmış, ama şans eseri yere blok halinde sağlam biçimde inmiş.  Uzmanlar, Yukarı Fırat havzasında önce Neolitik, sonra Kalkolitik döneme tarihlenen buluntular arasında duvara çizimleri yapmalarını ilginç bulmaktadırlar. Kırmızı renkli bir duvar çizimi, ne amaçla konduğu henüz net olarak açıklanamıyor, ama rölyefi (kabartmayı) andıran bir mühür görüntüsü var. Resimlere neresinden bakarsanız bakın çok ilginç ve güzel duvar süsleme unsurları içeriyor. Üç odalı ve üçgen şeklindeki yapınak yapısının daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyduğu, başka gizemleri varsa onu da zamanın ve araştırmaların göstereceği söyleniyor.  Kısacası tapınak yapısının bünyesinde barındırdığı gizem bir biçimde ergeç ortaya çıkacak. Kazıbilimi yavaş ama emin biçimde kanıtlı ispatlı ilerleyen, belgelerle konuşan bir bilim dalı. Öyle de olması gerekiyor.   

 

Kazıyı yürüten uzmanlar, devlet düzeninin, kent yönetim sisteminin önce tapınak yapılanmasında başladığını savlıyorlar. Buna kanıt olarak kazılar esnasında buldukları yüzden fazla küçük çanağı ve çok sayıda mühür baskıları gösteriyor. Buradan hareketle tapınakta saraydan önce bir kontrol sisteminin başladığını düşünüyorlar.  Tapınak orada dururken yeni bir bina yaprak yeni bir sistem oluşturmuşlar. Kent devleti yavaş yavaş büyümüş, ama yönetim sistemi öncelikle tapınakta başlamış. İddia bu. Sonradan saray yapılana değin, yönetime yönelik tüm gücün daha eskiye tarihlenen tapınağın elinde olduğunu, saray devreye girince başka bir yönetim sisteminin başladığını düşünüyorlar. Bence burası ilginç, bir süre tapınak ayrı, yönetici kral ayrı, din ayrı, devlet ayrı hareket ediyorlar, bağlantı var, ama aralarında çatışma yok.  Sonradan yolların ayrıldığı kanısı var.

 

Anadolu’nun ilk kent şehir devletinin yer aldığı Aslantepe’de bulunan 5000 yıllık kerpiç sarayda, yine kerpiçten yapılmış bir tahtın varlığı da ortaya konmuş. Tahtın arka kısmında iki pencere bölmesi bulunuyormuş. Tahtın varlığı, bir sarayı ya da kentin yöneticisine (kralına) ait bir yapıyı simgeliyordu. Uzmanlar, saraya gelen insanların sarayın ön kapısından girdiklerini, avluyu takip ederek tahtın olduğu platforma (yükseltiye) geçtiklerini ve yönetici kralın ya da şefin huzuruna çıktıklarını öngörüyorlar.

 

Kazı bilimciler, ayrıca duvarlarının kalınlığı iki metreyi bulan bu saray yapısıyla ve yönetim biçimiyle din ve devlet işlerinin göreceli biçimde ayrı tutulduğunu düşünüyorlar, Aslantepe’de göreceli laik bir sisteminin varlığına atıfta bulunuyorlar. Tapınak ve saray marifetiyle din ve devlet işlerinin ayrı tutulduğu sistemin burada başladığı tahmin ediliyor. Din ve devlet işlerinin ayrı tutulduğunu, en azından bu anlayışın bir dönem kentte egemen olduğunu düşünüyorlar.

 

(*) Höyük: Tarih boyunca değişik nedenlerle yıkılıp yok olmuş yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesi nedeniyle oluşmuş, çoğu kez içinde tarihsel kalıntıların katmanlar halinde gömülü bulunduğu yayvan toprak yığını ya da küçük oylumlu tepe. Değişik uygarlıklar coğrafyası olan Anadolu’nun dört bir tarafında çok sayıda tarihi öneme sahip höyük (insan eliyle oluşan en eski katmanın en altta olduğu yapay yığma tepe. YAS)  

 

Not: İsim benzerliği var gibi görünmesine karşın Malatya’daki “Aslantepe” höyüğünü, Adana’da bulunan “Karatepe, Aslantaş” ile karıştırmamak gerekir.  

 

İlginç Hususlar

Aslantepe, Anadolu’daki ilk kent-devletin kurulduğu yer kabul ediliyor.

 

Geçmişi M.Ö.5.000’li yıllara dayanan, Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürece tarihlenen zengin buluntulara sahip Arslantepe höyüğü, Hititlerden başlayarak Roma ve Bizans dönemlerine değin pek çok uygarlığın izlerini taşımaktadır.

 

(*) Anadolu’dan UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne kaydedilen 19 yer

 

1. İstanbul’un Tarihi Alanları (İstanbul) (1985)

2. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir, Kayseri) (1985)

3. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas) (1985)

4. Hattuşa: Hitit Başkenti (Çorum) (1986)

5. Nemrut Dağı (Adıyaman) (1987)

6. Xanthos-Letoon (Antalya, Muğla) (1988)

7. Hieropolis-Pamukkale (Denizli) (1988)

8. Safranbolu Kenti (Karabük) (1994)

9. Troya Arkeolojik Siti (Çanakkale) (1998)

10. Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) (2011)

11. Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) (2012)

12. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa)(2014)

13. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı (İzmir) (2014)

14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri (Diyarbakır) (2015)

15. Efes (İzmir) (2015)

16. Ani Arkeolojik Alanı (Kars) (2016)

17. Afrodisyas Arkeolojik Alanı (Aydın) (2017)

18. Göbeklitepe (Şanlıurfa) (2018)

19. Arslantepe Höyüğü (Malatya) (2021)

 

 

Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Malatya iline bağlı “Battalgazi” ilçesinde yer alan Arslantepe höyüğü, yüksek tarım potansiyeli, sulak alanları ve nehrin taşkınlarından korunan yapısı sayesinde binlerce yıldan bu yana bölge insanına kucak açmış tarihi mekanlardan biridir.

 

En eski kent-devlet konumunda olan ve Anadolu topraklarının zengin tarihi kültürünü yansıtan Arslantepe Höyüğü, Geç Kalkolitik dönemden Demir Çağı’na kadar geçen tarihsel sürecin buluntularını günümüze taşıyan yerlerden biridir.

Aslantepe öreninde bulunan kerpiç saray içinde 2.000’ i geçkin mühür bulunmuştur. Mühür çokluğu, ticari işlerde, malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi bulunan çok sayıda görevlinin bulnduğunu göstermesi bakımından da ilginçtir.

 

Saray duvarlarında gücü simgelediği düşünülen kırmızı renkli figürler ve işlenmiş kabartmalar bulunmuştur. Aslantepe Höyüğünün erken dönem devlet sisteminin izlerini barındırdığı söylenmektedir. Kazılar sırasında Aslantepe’de ele geçirilen çanak, çömlek buluntuları, Mezopotamya’da bulunanlarla büyük benzerlikler göstermektedir.

 

Höyük kazısı sırasında bakır, kurşun, gümüş, altın ve alaşımlarından oluşan madeni eserlerin bulunması höyüğün Kalkolitik dönemde de yerleşim gördüğünü göstermektedir. Höyükte madeni buluntu olarak, 12 mızrak, 3’ünün kabzası gümüş bezemeli 9 kılıç bulunmuştur. Bu buluntular o dönem savaşlarında kullanılan silahlara yönelik bilgi sunmaktadırlar.  

 

Höyükte 3200 yıllık olduğu belirlenen ve Geç Hitit dönemine tarihlenen bir fil dişi tablet bulunmuş, bu tablet, “Aslantepe” ile “Asurlular” arasındaki ilişkiyi ortaya koyan benzersiz bir belge konumundadır.  

 

Aslantepe Höyüğü, Malatya ilinin 7 kilometre kadar kuzeydoğusunda yer alan bir arkeolojik yerleşim yeri, Anadolu topraklarında bulunan en büyük höyüklerden biridir.

 

Aslantepe Höyüğü, Fırat (Euphrates) nehri üzerinde yer alan Karakaya Baraj Gölü’nün batısındadır. Yerden yüksekliği otuz metreyi geçen höyüğün M.Ö. 5 bin yıllarından başlayarak MS 11. Yüzyıla kadar yerleşim gördüğü belirlenmiştir. Bölge, M.S. 5. ve 6. Yüzyıllarda küçük bir Roma köyü olarak kalmış, daha sonraki dönemde bir Bizans nekropolü (mezarlık) olarak kullanılmış bir ören yeridir.

 

200 metre x 120 metre boyutlarında olan Aslantepe höyüğü, yaklaşık 4 hektarlık bir alana yayılmış durumdadır.  

 

Bölgede sürdürülen kazılar, Hitit İmparatorluğu'nun son döneminde bölgede kurulan geç dönem krallıklardan birinin başkentine ulaşmak amaçlanarak başlatılmıştır. Kazılar sırasında ele geçen buluntular, yerleşim gördüğü dönemde Aslantepe’nin, aristokratik siyasi, dini ve kültürel bir merkez olarak önemini ortaya koymuştur.  Bugün örende ele geçen buluntuların hemen hepsi, Aslantepe Açık Hava Müzesi’nde ve Malatya Müzesinde sergilenmektedirler.

 

Höyükte ele geçen çok sayıda mühür, yerleşimin yönetsel bir merkez olduğu kadar da önemli bir ticaret merkezi olduğunu gösteren kanıtlar arasındadır. Bulunan mühürler, büyük olasılıkla malların depolanması ve nakliyesi sırasında mühürlemek maksadıyla kullanılıyorlardı.

 

Aslantepe Höyüğü, yerleşim gördüğü dönemlerde su kaynakları bakımından bol, ama  Fırat (Euphrates) nehrinin taşkın alanından oldukça uzakta oldukça güvenli bir bölgede yer almaktaydı. Tarım için çok uygun topraklara sahipti. Bölge yerel bir sınıfın egemenliği ve yönetimi altında idi. Yöreye egemen olan bu sınıf, politik, ekonomik ve dini anlamda gücü elinde tutuyor, Anadolu’daki ilk kent-devleti olarak hüküm sürüyordu.  

 

Sarayın yakınında M.Ö. 2.900 lü yıllara tarihlenen bir mezar bulunmuş, içinden çıkan objelere bakarak bunun bir kral mezarı olduğu öngörülmüştür. Mezar kazısı sırasında değerli armağanlar bulunmuş, mezarı kapatan taş kapak üzerinde kurban edilmiş dört genç insan cesedine raslanmıştır. Bu durum da o dönemde insanların kurban edildiğini göstermesi bakımından son derece ilginçtir.   

 

M.Ö. 2 binden itibaren höyüğün yavaş yavaş büyüdiğü, giderek daha geniş alanlara yayılan ve dönemin mısırlılarla birlikte iki süper gücündne birine dönüşen Hititlerin etki alanına girdiği, Hititler tarafından bir üs olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Örneğin, Hitit Kralı I. Şuppiluliuma'nın Mittani başkenti Washukanni'ye düzenlediği seferde burayı üs olarak kullandığı bilinmektedir.) Aslantepe, Hitit İmparatorluğu yıkılınca, onun yerine kurulan Geç Hitit krallıklarından biri olan “Kammanu”nun başkenti olmuştur.

 

Sonraki dönemde giderek zayıflayan, önemini ve gücünü yitiren kent, Asurlulara bir dönem haraç ödemek zorunda kalmış, Kral II. Sargon tarafından ele geçirilip yağmalanmış, M.Ö. 712 yavaş yavaş terkedilmiştir. MS 5. Yüzyıla kadar bir daha yerleşim görmemiştir.

 

Arslantepe höyüğü, dünyanın en eski kral mezarına ve en eski kılıçlarına ev sahipliği yapan bir höyüktür. 40 metreyi bulan yükseklikte bir höyüktür. Bölge kazıları Geç Hitit tabakalarına ağırlık verilerek yapılmış ve Geç Hitit dönemine tarihlenen bir saray kalıntısı bulunmuştur.

 

Arslantepe’de yukarıdan aşağıya kadar yapılan kazılarda altı yerleşme ve kültür tabakası tespit edilmiştir.

 

Yüzeyde (en üst tabakada) İslami döneme ait kalıntılar bulunmuştur. Birinci tabakada Bizans-Roma Çağlarına ait, İkinci tabakada Demir Çağının 2.yarısına yönelik, Üçüncü tabakada Geç Hitit Dönemine, Dördüncü tabakada Hitit İmparatorluk Dönemine, Beşinci tabakada Tunç Çağına, Altıncı tabakada ise Son Kalkolitik Dönemi temsil eden yerleşmelere, kalıntı ve buluntulara rastlanmıştır.

 

Aslantepe kazılarında elde edilen buluntular, ilk kentdevleti yerleşiminin, bir biçimde aristokrasinin (soylular yönetiminin) doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı resmi, dini ve kültürel bir merkez olduğunu göstermiştir. Arslantepe, topraklarını denetim altında tutabilen ve bölgedeki hammaddeyi işleyen ya da en azından işlenmesini organize eden egemen bir merkez olarak ortaya çıkmıştır.  

 

Uzmanlar, yapıların duvarlarında yer alan zengin bezeme ve kabartmaların da gücü simgelediğini düşünmektedirler. Etkinliklerin merkezileştirildiğine, malları kaydetme adına yoğun bir mühürleme sistemine başvurulduğuna, giderek bürokrasinin geliştiğine, dini ve siyasi kurumları olan bir devlet yapısının oluşumuna vurgu yapmaktadırlar. Geçmişte daha çok dinsel amaçlar için yapılan ve o amaçla kullanılan büyük yapıların, ilk kez burada başka yönetsel işlevler de kazanıp içinde kamu hizmetlerinin de görüldüğü, mimari açıdan gelişmiş saraylara dönüştüğünü, ilk örnekleri oluşturduklarını söylemektedirler.

 

Saray yapı blokunda çok sayıda silahın yanı sıra yüksek ayaklı meyvelikler ve Mezopotamya tipli uzun vazolar da ele geçirilmiştir.

 

M.Ö. 2000 li yıllarda Arslantepe höyüğü, sürekli büyüyen, genişleyen Hitit İmparatorluğu’nun “Melidia” ya da “Meliddu” adını taşıyan kentini oluşturur. Bu yerleşimin, sonradan etrafı toprak surlarla çevrili bir Geç Hitit kenti olarak kullanıldığı bilinmektedir.

 

Bugün Aslantepe, bir “Açık Hava Müzesi” olarak ziyarete açılmış durumdadır. Yol üzerinde bulunan geleneksel sivil mimari örneği olan evler düzenlenmiş, Tunç Dönemine ait bir ev yeniden inşa edilmiş, Geç Hitit Kapı Arslanları, Kral Tarhunza Heykeli ve diğer buluntuların birebir kopyaları yapılarak yerlerine konmuş durumdadır. Müze, tarihe meraklı, geçmişi öğrenmek isteyen konuklarını beklemektedir. Daha nice Anadolu kaynaklı alanın kalıcı mirasa dahil edilmesi, ama öncelikle adam gibi korunması dileğiyle. 30 Temmuz 2021, İstanbul   

Yavuz Ali Sakarya

 

   

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok