Antalya
19.06.2021
A

“Memlekette taş çok, varsın götürsünler!” diyerek, sorumsuzca  davranan Osmanlı saray çevrelerinin, aklı evvel   padişahların, bilerek isteyerek cahil bırakılmış ve kültür değerlerine sahip çıkma konusunda yeterince bilgilendirilmemiş, bilinçlendirilmemiş insanların masumca ya da bilerek göz yumduğu ya da kendi kişisel çıkarları doğrultusunda üç kuruşa elden çıkardıkları  tarihi eserleri, insanların yüzlerce yılda emek emek biriktirdiği, nesiller boyunca çalışıp tamamladıkları güzelim eserleri, sadece “taş” olarak görüp, paha biçilmez tarihi eserlerimizi bu duruma  düşürenlere yüksek sesle ve gönülden büyük bir beddua okuyarak başlayalım yazımıza ve ozan Fahri Erdinç’ten  “TAŞ” başlıklı aşağıdaki taşlamayı dinleyelim:

 

“Merhametsiz kalpleri sana benzettiler.

Sana dilsiz, ruhsuz dediler.

Halbuki  senindir değirmendeki beste,

seninle biçim verir ruhuna heykeltraş.

Sana yanılır dert, sana vurulur baş.

Milyonlarca insanın milyonca tapındığı taş.

Sensin kucaklayan mehtabı surlarla, sütunlarla.

 

Çeşmeler hamamlar senden yapılır,

senden yapılır Allah’a uzanan merdivenler

Namaz vakti Müslümanlara senden haykırılır.

Günahkar kullarını Allah taş edermiş,

görmedim ama inanırım.

Ve hatta bir gün gökten de yağacaksın sanırım,

Taşlardır beka, taşlardır ebediyyet,

Taştan başka tarihe ne bırakır medeniyyet.

 

İnsanoğlu taş olur baş yarar

taşı üst üste kor bir yandan yapar

ve durmadan yıkar ve bir gün yatırılır.

boylu boyunca şehrin musalla taşına

yine bir taş dikilir başına

işte bu taştır insanoğlundan baki

üstünde bir tarih, bir fatiha, bir hüvelbaki.”

 

Bugün ki konumuz taş taş üstünde bırakmayanlardan başlayıp, taşı taş üstüne koyarak ve arkalarında büyük izler bırakarak gidenlere güneş ülkesinin çocuklarına, Anadolu’nun has evlatlarına, Likyalılara, kucak dolusu bir selam göndermek olacak.

*

Taşa hayat veren, taş işçiliğinde inanılmazı başaran taşın büyük ustası Likyalılara gönülden bir “Merhaba” demek için, taşları konuşturmak için buradayız bugün.

*

Likyalılar ölümden korkmazlardı ve anıtmezar niteliğindeki mezarlarını meydanlara şehrin merkezlerine dikerlerdi. Kaş ilçe merkezinde olduğu gibi.

*

Likya’da ölümden sonra da yaşamın devam ettiğine inanılıyordu. Kadın şeklindeki Harpi kuşlarının, ölünün ruhu bedenden ayrıldıktan sonra, ruhu göklere taşıdıkları, daha sonra bedenle ruhun yeniden bir araya gelecekleri inancı yaygındı.

*

İKİNCİ YAŞAM

 

Çok farklıydı diğerlerinden Likyalılar,

Ölümden sonra da yaşam var diyorlardı.

Ölüm bitiş değildi onlara, ikinci bir başlangıçtı,

Atılan yeni bir adım, bir mekan değişikliği idi.

Yabancılık çekmesin diye Likyalı ölüler,

Mezarlarını ev tipinde inşa ettiler, eve benzettiler.

Ölen kişi, öte dünyada da kullansın diye,

Yabancılık çekmesin diye eşyalar bıraktılar mezara

Yaşarken kullandığı eşyalarla donattılar mezarı,

Mutlu olsun diye ölen Likyalı, hediyeler bıraktılar.

Koyarken hediyeleri, ölünün cinsiyetini gözettiler,

Kaya mezarlarına farklı armağanlar sundular. 

Kabartmalar oydular dağlara, kayaların üstüne,

Askere ayrı, rahibe ayrı, kadına,erkeğe, çocuğa ayrı  

Değişik mezar hediyeleri seçip kaya mezarlarına koydular

Farklıydı  mezar tipleri, ölen kişinin statüsünü gösteriyordu.  Mezar kabartmaları kişinin yaşamından sahneler içeriyordu.

Likçe yazıtlar vardı, kaya mezarlarında duvarlara kazılı,

Ölen kişilerin yaşamlarına yönelik bilgiler yazılı. 

Çok farklıydı diğerlerinden Likyalı atalar,

Ölümden sonra ikinci yaşama inandılar. 

 

*

İnşa edilen anıtmezarlar, kayamezarlarını ve lahitleri defalarca kullanabilmek ve cesedi uzun süre iyi koşullarda muhafaza etmek maksadıyla inşa ediliyordu ve ölünün, ölüm sonrası yaşamına yabancılık çekmemesi için de içine konulduğu mezarların yaşadığı zaman ki evine benzemesine büyük özen gösteriliyor ve mezarın içine yaşarken kullandığı eşyalar da konuyordu. Mezarların ön ve yanları kabartmalarla süsleniyordu. Ölünün yaşamından kesitler kayalar üzerine oyulan kabartmalar halinde gösteriliyordu.

*

Bu kabartmaların en önemlilerinden biri Myradaki (Demre) deniz nekropolünde (denize bakan mezarlıkta) bulunan bir kaya mezarının üzerinde bulunan kabartmalardır.

 

 

 

 

 

 

 

Burada, zengin bir aile mezarı bulunmaktadır. Mezarın sol tarafında iki kişiden meydana gelen savaşcı kabartmaları ve sağ tarafta bir kanepe üzerinde kurulmuş mezar sahibinin etrafında bulunan insanlarla bir ziyafet sahnesi görülmektedir.

Bu sahneye, ziyafet sahnesi değil de, bir cenazenin başında yas tutan aile üyeleri yorumunu getirenler de vardır. Bu kabartmalarda on değişik insan betimlenmiştir.

1.Sağda çıplak bir köle ayakta durmaktadır. Kölenin  etrafında kavisli bir halka bulunmaktadır.(Bunun ölen adamın çocukluğunu sembolize ettiği de ifade edilmektedir.YAS)  

2. Kısa elbiseli ve cepheden betimlenmiş sakallı bir adam görülmektedir.(Bu adamın zırhlı olduğunu, ölen kişinin asker kişiliğini sembolize ettiği de söylenmektedir.YAS) Kayamezarının üst solunda bulunan bu iki rölyef (kabartma, friz) yan yana betimlenmiş olup bir beraberlik, bir bütünlük arz etmektedirler.

3.Çıplak ve cüsseli bir erkek kabartması vardır. O da cepheden (önden) betimlenmiştir.

4.Bu erkek kabartmasının hemen yanında, yine çıplak konumda ve iri cüsseli ellerini yukarı doğru kaldırmış başka bir erkek kabartması daha bulunmaktadır. (Bu iki çıplak figürün, ölen kişinin yarışmalarda başarılı olan atlet kimliğini, sporcu yapısını temsil ettiği  ileri sürülmektedir.YAS)

5.İki çıplak erkekten sonra başı örtülü ve elbiseli ve yine cepheden betimlenmiş bir kadın kabartması dikkati çekmektedir. (Bu kadının flüt benzeri bir müzik aleti çaldığı söylenmektedir.YAS)

 

6.Elbiseli bir köle, yönünü sağa doğru dönmüş konumda betimlenmiş olup elinde bir tabak tutar durumdadır. (Bu kadının da bir armağan sunduğu düşünülmektedir.YAS)

7.Karyolaya, kanepeye ya da bir sedire uzanmış olarak resmedilmiş bir insan kabartması, kafası kopuk ya da zamanın acımasız tahribatına (yıkımına) uğramış biçimde yer almakta, uzmanlar, bunun büyük olasılıkla mezar sahibi ya da ziyafet sahibi olduğunu düşünmektedirler.

8.Mezar sahibinin hemen yanında ayakta duran elbiseli bir kadın kabartması  dikkat çekmektedir.  

9.Sandalyeye oturmuş ve yatağa doğru yönelmiş elbiseli bir insan kabartması, kafası kırık durumda karşımıza çıkmaktadır.

10.Ayrıca kabartma blokunda elbiseli bir insan daha vardır. O kabartmanın bir çok bölümü kırık olduğu için cinsiyeti pek belli değildir.

Bütün bu sekiz kabartma aynı kompozisyon içinde yer almakta ve dağa oyulmuş bir büyük aile anıt mezarının üst alınlığını süslemektedir. Kabartmaların üstü parlak bir madde ile kaplanmıştır. Kaya kabartmalarının  konusu ziyafet ya da defin töreni olabilir. Bir aile büyüğünün, çok yakın  bir akrabalarının ölümüne üzülen bir aile resmedilmiş olabilir.

*

Likyabölgesinde ayrıca lahitlerin ve kaya mezarlarının çevrelerinde savaş sahneleri, av sahneleri, ziyafetler, geziler ve günlük yaşamdan alıntılar da yer almaktadır.

*

Mezarda uzun süre tutulan ceset çürüdükten sonra, toplanan kemikler asıl gömülmesi gereken yere taşınıp mezar, yeni bir ölünün gömülmesi içi hazır hale getiriliyordu.

*

Mezarların giriş kapıları kayadan oluşuyor ve ancak aile bireylerinin bildiği bir şifre ile açılıp içeri girilebiliyordu. Mezarların alınlıklarında, mezara zarar verecekler için çeşitli beddualar yer alıyordu. 

*

Likya lahitlerinin dış yüzlerinde zaman zaman bebek kabartmaları da yer alıyordu. Belki de bebekler insan ruhunu sembolize ediyordu. Mezarlar, lahitler, kanatlı harpiler tarafından ölen insanın ruhunu gökyüzüne kolaylıkla taşıyabilsinler diye kayalara oyulmuş veya yüksekçe bir kaidenin üstüne yapılan lahitin en yüksek yerine, en tepe noktasına konuyordu. (Bunun bölgedeki en güzel örneği başkent Ksantos’ta bulunan “Harpiler anıtı” olup, ne yazık ki, İngiltere’ye kaçırılmıştır. YAS)   

*

Likya lahit mezar kapaklarının ters dönmüş bir mavna veya taka ya da kayık görüntüsünde olduğunu, bu kapaklara semer görüntüsü de verdikleri için “semerdam” denildiğini biliyoruz.

*

Lahit mezarların defalarca kullanılabilmeleri için ve içeriye konan cesetlerin çabuk çürümelerini sağlamak için dolgu maddesi olarak kireçtaşı kullanıldığı ileri sürülmektedir.

*

İlk anıtmezar Likya’da inşa edilmiş olup M.Ö. 5. yüzyılda Xsantos’ta (Kınık) ve “Nereidler Anıtı” diye bildiğimiz ve bugün  Xsantos’tan kaçırılıp, British Museum’da teşhir edilen görkemli anıtmezardır.(Dünyanın Yedi Harikası”ndan biri olan Halikarnasos’taki (Bodrum) Kral Mausolos’un mezarının yapılması için daha en az bir asıra yakın zaman vardır. Bu nedenle anıtmezarların ilk örneği Likya bölgesindedir diyebiliriz. Anıtmezarlarının öncülerini, Likyalı hemşerilerimiz, Anadolulu atalarımız yapmışlardır.Onlarla ve uygarlığa yaptıkları özgün katkılar ile ne kadar övünsek azdır.YAS)

*

Likya bölgesinde inşaedilen kaya mezarları ve lahitler tamamiyle yerel mimariyi andırıyordu. Ahşabın estetiğini Likyalı sanatçılar, bölgenin hemen tamamının kayalık ve taşlık olması nedeniyle çok başarılı bir şekilde taşa uygulamışlardır. Taş ustaları bir bölgeden bir bölgeye sırf bu taş  anıtları yapmak için davet edilirlerdi. Onlar da ustalıklarını, taşı ince ince işleyerek, sabırla çalışarak gösterirlerdi. Kaya mezarı denince Likya’nın önce akla gelmesi bu nedenledir.    

*

“Lahitlerin anayurdu Likya idi” dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Gerçekten Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yoğunlukta lahiti, anıtmezar ve kaya mezarını bir arada görmek mümkün değildir. Bu Anadolu’nun, Teke yarımadasının şansıdır. Ayrıcalığıdır. Likya ayrıcalığıdır.  

*

Vatanın değerlerinin adamgibi korunduğunu, her karışının gereği gibi sahiplenildiğini görmek dileğiyle. 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok