Antalya
05.06.2021
A

ANADOLU TARİHİNDE HİJYEN VE SU

                        

Eski Anadolu’da yaşayan insanlar, gökyüzünün “temiz”, yeryüzünün ise “kirli” olduğunu düşünüyorlardı.

*

Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan toplumlar, yaşamın temel gereksinimleri içinde yer alan  su kaynaklarına büyük saygı göstermekteydi.

*

Aynı zamanda nehirleri, coşkun aktıkları dönemde çevrelerine verdikleri hasarlar ve korkular nedeniyle olsa gerek kutsallaştırmışlardı. Nehirlerin kutsallığı yalnız sözcüklerde kalmamış aynı zamanda nehir tanrısı kavramı ile de pekiştirilmiştir. Kısacası diğer pek çok doğa olayı gibi sular, yağmurlar kutsanmışlardır.

 

ANADOLU’NUN KONUMU
 

Anadolu, dünya üzerindeki en eski uygarlıklara ev sahipliği yapan bir toprak parçasıdır. Anadolu’nun üç eski kıta (Avrupa, Asya, Afrika kıtaları) arasında geçiş noktası, köprü konumunda yer alması, uygarlığın ortaya çıkışında ve gelişiminde ve dünya çapında yayılmasında etkin bir rol oynamasına neden olmuştur.

*

Anadolu’yu ayrıcalıklı kılan bu özel coğrafi konumudur. O doğudan batıya ya da batıdan doğuya uzanan kucaklayıcı bir el, saran sarmalayan bir kucaktır. Buram buram insanlıktır, yürekten yüreğe sımsıcak bir akıştır.   

*

Tarih öncesi devirler  dizinsel olarak sıralandığında, Anadolu, M.Ö. 600.000-10.000 yılları arasında “Paleolitik Çağ”a (Eski Taş Çağına), M.Ö. 10.000 -8.000 arasında “Mezolitik Çağ”a (Orta Taş Çağına) ve M.Ö. 8000-5500 arasında “Neolitik Çağ”a (Yeni Taş Çağına) tanıklık etmiş, yurt çapında pek çok arkeolojik bulgu bunları açıklamakta, örneklendirmekte, ayrıntılı biçimde tanımlamaktadır. Örnek verecek olursak, ilimizde bulunan Karain mağarası, tarih öncesi dönemlerin hepsinde kesintisiz iskan görerek tanıklık etmekte, dünya çapında eşsiz bir örnek oluşturmaktadır. Tarih öncesine yönelik bir araştırma okulu, bir kazı  alanı olmaktadır.       

 

*

 

Yapılan arkeolojik çalışmalar, ilk çağlardan beri Anadolu'da insan yaşamının olduğunu, yaşamın kesintisiz sürdüğünü göstermektedir. Dünyanın en eski yerleşimlerinin de Anadolu’da kurulduğu bilinmektedir. Karain’i örnek verdik. Boğazlar üzerinden suyun öteki yakasına yani Avrupa’ya geçen insanlar, bu kez İstanbul’un ilçelerinden Küçükçekmece’de bulunan Yarımburgaz mağarasına yerleşerek  Avrupa kıtasına Anadolu üzerinden adım atmışlardır. Bu bu topraklar için az şey midir?   

 

*
Ya 12 bin yıllık geçmişiyle Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe’ye ne demeli? Yan yana 20 nin üzerinde tapınağı yuvarlak planla düzenleyip, tonlarca ağırlıktaki taşlarla, sütunlarla ayağa kaldırıp yüzyıllarca tapındıktan sonra bozmaya, yıkmaya kıyamadıkları için muhtemelen koruma amaçlı olarak üstlerini örttükleri tapınaklara ne demeli! Anadolu, hemen her alandaolduğu gibi ya kaynak, başlangıç noktası konumunda, ya da taşıyıcı, aktarıcı bir geçit, bir köprü konumunda işlev görmüştür. Hem gelenden hem de gidenden beslendiği için de zengin bir kültüre sahiplik eder konumdadır.    

 

 

*

Anadolu insanı, hangi kültür katmanına ait olursa olsun, (ister tek tanrı ister pagan (çok tanrı)) inancına sahip olsun, kült (inanç) merkezine, tapınağa giderken, tanrı ya da tanrıçaların huzuruna çıkarken temiz  olmaya azami özen gösteriyordu. Biz ona bugün, “Temizlik imandan gelir” diyoruz.  

*

Hititlerde gusül abdesti alınması geleneği bununla ilişkilendirilebilir. Doğru ya da yanlış, Hititler, köpek ve domuzu pis kabul ettikleri için tapınaklara ve fırınlara onları sokmazlardı. 

*

Kimi kazı alanlarında  kimi yıkanma ünitelerinin (bölümlerinin, birimlerinin) (banyo küvetlerinin ve yunakların) bulunması temizliğe o dönemde verilen önemi gösteren kanıtlar arasındadır.

*

Antik dönem insanları, coşkun akan sulardan, sele ve taşkınlara neden olan nehirlerden, çevreye zarar veren, hasar oluşturan akarsulardan korkuyorlar, onları tanrısallaştırıyorlar, öfkelerini dindirmek adına kurbanlar sunuyorlardı. Onların gazaplarından korktukları için bunu yapıyorlardı. Nehir tanrısı kavramı da böyle bir anlayışın sonucudur.

*

Örneğin, Anadolu’nun tam ortasında Kızılırmak çevresinde konuşlanan Hititlerde, salt beden temizliğini önemsenmiyor, aynı zamanda saray, ev, tapınak, fırın gibi değişik alanların temizliği de önemseniyor, temizlik konusunda  çeşitli kurallar konularak, yaşam alanlarının, sokakların caddelerin temizliğine gereken özen gösteriliyordu. Su kaynaklarının temiz tutulması için kararlar alınıp uygulanıyordu.

*

O dönemde eldeki temiz suyu saklamak ve kirletmeden korumak da önemliydi. Bütün bu işler için değişik kaplar kullanılıyor, ayrı ayrı temiz ve pis su kanalları oluşturuluyor, havuzlar inşa ediliyor, pınar başlarına irili ufaklı tesisler kuruluyor, su toplamak üzere barajların, göletlerin ilk örnekleri veriliyordu. 

*

Yaşamın temel kaynakları arasında yer alan ve temizliğin de ana maddesi olan su ve suyun oluşumu Batı Anadolu’da İyonya bölgresinde yaşayan filozofların da ilgisini çekmiştir.

*

Doğa filozofları olarak adlandırılan İyonya kökenli bu ilk filozoflar, başta bilimin babası sayılan “Thales” olmak üzere  temel element, “öz” ya da “töz” olarak  dört ana madde sayıyorlardı. Toprak, su, hava ve ateş. Suyun önemini biliyorlardı.  

*

Kısacası bu filozoflar, başlangıçtan itibaren suyu asla ihmal etmemişlerdir. Temel öğelerden biri, hatta birincisi olarak suyu saymışlardır.

*

Su başta olmak üzere hava ve toprağın da temiz tutulmasını önemsemişlerdir.

*

Antik dönemde kentlerde oluşturulan jimnazyumlar ve frijidaryum (soğukluk), tepideryum (ılıklık), sıcaklık (kaldaryum) ve kakonikum (terleme,sauna) gibi değişik bölümlerden oluşan hamamlar, havuzların hemen hepsi temizlik amaçlı yapılardır.

 

 

*

Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat, kişisel temizliği, çevre temizliğini ve tıbbi temizliği önemseyen yazılarını  “Corpus Hippocraticum” adlı kitapta toplamış, kitabın "Havalar, Sular ve Topraklar" adını taşıyan bölümünde sağlık ve temizlik arasında ilişki kurmuş, dönemin insanlarına öneriler sunmuştur. 

*

Çok tanrılı dönemde, Pagan anlayışında, değişik bölgelerde değişik adlarla sağlık tanrısı kavramı vardı. Butanrıların Anadolu’da en yaygın olanı, erkek olanı, “Asklepios”, kadın olanı  adı “hijyen” le ilintili olan “Hygenie” idi. Görev yerleri, ilk sağlık kurumları “Asklepion” adını taşıyordu. Bu kurumlar su kaynaklarına ya da termal su kaynaklarına yakın yerlerde sıcak ve soğuk su ile tedavi de dahil olmak üzere çok farklı tedavi yöntemleri uygulanan yerlerdi. Herbiri birer sağlık kompleksi (yapılar topluluğu) konumunda idi. Su, su sesi tedavide büyük önem taşıyordu.   

 

*

Bizim bugün anlamakta güçlük çektiğimiz husus, 21. Yüzyılda, insanlar bu kadar bilinçlenmişken, teknoloji bu kadar gelişmişken, üzerinde yaşadığımız dünyanın kaynakları artan nüfus nedeniyle giderek daha önem kazanmışken, kaynaklar hızla tükenirken,  çevre ve doğa konusunda bu kadar vurdumduymaz davranılmasıdır. “Uygarlık nereye gidiyor?” diye sormamımızn nedeni budur.  

*

Atalarımızdan öğreneceğimz çok şey var ama, farkında değiliz. Olanakların bitmeyeceğini, sınırsız olduğunu düşünüyor, resmen aptallık ediyoruz.

*

Doğa, ve üzerinede yaşadığımız dünya bunu bize ergeç acı biçimde öğretir, ama faturası insanlık adına ağır olur. Görmezleniyoruz. Yaşadığımız pandemi ortamı, gelecek kötü günlerin habercisidir. Görene.  

*

Kısacası temizlik önemlidir.Temizlik için de olmazsa olmaz sudur. Su kutsaldır. Vazgeçilmezdir. Onsuz yaşam düşünülemez. Değerini bilelim, sakın israf etmeyelim.

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok