Antalya
17.05.2021
A

İstanbul , dünyanın en güzel kenti. İki kıta üzerine yerleşik tek metropol kent. Binlerce şiire konu olan şiir kadar güzel kent.  

Bakın Şair Orhan Veli Kanık, İstanbul’u dinliyor gözleri kapalı.

 

 İSTANBUL’U DİNLİYORUM

 

“İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalı Çarşı;

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;

Güvercin dolu avlular.

Çekiç sesleri geliyor doklardan,

Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başında eski âlemlerin sarhoşluğu,

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum.”

 

 

İstanbul aşığı bir başka ünlü şair Yahya Kemal  Beyatlı“BİR BAŞKA TEPEDEN” bakıyor  İstanbul’a.

 

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

 

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,

Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.”

*

Bir başka İstanbul aşığı da Ümit Yaşar Oğuzcan. Sağı solu, önü arkası, her yer “İSTANBUL.” 

 

“Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.”

 

Şiirin hasını yazan, resmin güzelini çizen usta şair ressam Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun İstanbul deyince aklına “martı, masal, Gülcemal” ve “bir sepet kınalı yapıncak” gelir.

 

“İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş
İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu’da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul’a
Gülcemalle gelir
İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir”

 

 

 

Kederlidir Vedat Türkali, “üstüme varma İstanbul” der.

 

Sana geldim, içim ümitlerle dolu
Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur
Bir gün ben de eririm caddelerinde
Çürür kemiklerim adım unutulur
Yine sen kalırsın dipdiri, sımsıcak
Göğü, bulutların, denizlerin kalır
Oynama İstanbul, benimle oynama
Bir gün öldürür beni bu dert, bu kahır
Ezilmiş ellerimin arasında başım
Bu yeryüzünde başka çarem kalmamış
İşte gelip kapılarına dayanmışım
Karşında yıkılmış bir duvar gibiyim
Beni sarhoş etme, başım dönüyor
Üstüme varma İstanbul, kederliyim.

 

 

 

Müjdat Gezen altta kalır mı? O da aşığıdır İstanbul’un. Doğduğu gün yakmıştır abayı güzel kente.

 

“Ne gözlerim kapalı senidinliyorum

Nesana dün bir tepeden baktım,

Ben, doğduğum gün,

Sana abayı yaktım.”

 

Örnekler bitmez İstanbul’u  şiirleştirmeye. 

*

 

YA ANTALYA?

 

Dünya cennetini arayan Attalos’un  beğenip kurduğu, Mustafa Kemal’in “Kuşkusuz dünyanın en güzel yeridir” dediği, hayranlık beslediği Antalya’nın yedi tepeli İstanbul’dan ne eksiği var?   

 

Bir kaç yıl önce sonsuzluğa uğurladığımız Mustafa Ceylan’la başlayalım ve “Sevgili Antalya” diyelim:  

 

“Tünek Tepesi’ nden seyrettim seni,
Afrodit misâli göz kırptın bana;
Masmavi sularla, altın kumlarla
Portakal bahçelerinde gezinen
Yosun gözlü kızlarla
“Gel! Gel! ” diyordun...

 

Geyik Bayırı’ ndan seyrettim seni,
Nar çiçeği gibi gülümsedin bana;
Sihirli, ılık bir nefesin vardı,
Saçlarını yıkıyordun
Düden’ de, Kurşunlu’ da.
Zümrüt kıyılarınla, cam piramitinle
Ayna tutuyordun bana
“Gel! Gel! ” diyordun...

 

Mazı Dağı’ ndan seyrettim seni
Gizlice “Beni seviyor musun? ” dedin
Dağların denizlerin kadar güzel
Poyrazın meltemin kadar efsunlu,
Seni sevmemek mümkün mü?

İmkânsız seni bırakıp gitmek
Sensiz yaşamak ölüm, biliyor musun?

 

Kepez Varyantı’ ndan seyrettim seni,
“Akşam oluyor, ışıklarımı yak! ” dedin
Çam kokan, muz kokan havanı soludum
Donattım ışıklarla her yanını
On dördünde bir ay ışığı
On binlerce parlak yıldızla
Bezedim gök yüzünü...
Parklarımda, bahçelerimde gezin
“Haydi gel! Gel! ” diyordun...

 

Sonra,
Tutuştuk el ele
Yat limanında iki bira salladık
Konyaaltı Sahilinde taş attık denize,
Dans ettik kızlarla Lâra’ da,
Saklıkent’ten gelen kar üstüne
Tatlı döküp yedik...
Sen beni, ben seni
Ölesiye sevdik
Ölesiye sevdik...”

 

 

 

Antalyalıdır şair Baki Süha Ediboğlu.  Antalya” yı övmeden edemez.

“Bahçeler meltemlerle konuşuyor,
Üçbin yıl evvele dair.
Masal cennetlerinin kapısı açılmış,
Ağır ağır geçiyor taş kapılardan.
Omuz başları kopmuş genç heykeller.,
Yarım kalmış rüyalar içinde,
Portakal bahçelerinin ışık denizinde,
Beyaz elleri gecelere uzanmış

Otları nergiz yapıyor zaman.,
Toprakları ışıl ışıl yakut kaya.
Limon bahçelerinden sarhoş olmuş
Antalya.
Bitip tükenmez raksında sular.
Eski köprüler,
Kadırga ışıklarıyla tıkanan,
Çağlayanlar boyunca.
Eski köprüler...
Zamanın dışında gülen
Kader, güzel kader, mahsun kader nerdesin?
Deniz zamanlarının maviliğinde açan şafak gülü
Nerdesin?
Sabahın derinliğinde aydınlık, aydınlık,
Yeşil aydınlık
Yelken yelken dağılan.
Bahçe bahçe toplanan,
Mor aydınlık, beyaz aydınlık...
Mermerler dünyasında başlayan yolculuk
Karasevdalı heykeller ömrünce,
Eski Yunan kızlarının sönen gözlerinde,
Susan dudaklarında eski şairlerin.”

 

 

 

Antalya çocuğu ünlü sinemacı Behlül Dal da 

Anlatıyor  şiirleriyle “Antalya”yı.

 

“Antalya mavi denizlerden aşırdın beni,

Antalya martı kanatlarında uçurdun beni,

Antalya kara sevdalara düşürdün beni

Antalya kara sevdalara düşürdün beni

 

Doğa, güneş ve tarih el ele kucak kucak.

Tanrı güzellikleri savurmuş yaprak yaprak.

Bu öyle bir sevda ki eşi yok benzeri yok.

Bu öyle bir sevda ki sonunda çıldırtacak.”

 

Akın Önen, bir başka Antalya tutkunu. “Antalya da Sabah” adını taşıyan şiirinde maviliklere açılan, martı çığlıklarının ortalığı kapladığı kentin sabahlarının kısalığını anlatır. 


“Antalya’da gece tükenirken,
Sarar evreni, toprağın ve denizin kokusu...
Sabahın perdesi , maviliklere açılır,
Ortalığı martıların çığlıkları kaplar
Sular griden maviye bulanır...


Antalya , alaşağı edilmiş bir geceden çıkar,
Dudaklarında acı bir gülümsemeyle.
Güneyde sabah rüzgârları umuttur.
Önce dipten vuran bir dalga,
Sonra bir sessizlik ve bir ışık,
Bir anıdır şimdi dalgın uyuyan şehir.
Yeni umutlara, yeni sevgilere gebedir.


Akdeniz, yeni bir günün doğuşunu resimler.
Deniz, hafif hışırtılı, sahille kucaklaşır.
Günün ilk ışıkları Torosları ışıtır,
Kızlar sivrisi sonra Tunç dağı,
Tepeleri hafif bulutlu , yukardan bakarlar,
O an ulaşılmazın resmidirler.
Derken balıkçıların dönüşü,
Limanda balık pazarı,
Uzaktan süzülen bir yelkenli,
Uzun seferine hazırlanan bir gemi,
Ve evler arasında gölgelenen sokaklar,
Gözleri mahmur işe koyulan insanlar,
Yoğunlaşan sesler, atışmalar, kavgalar,
Arabalar, makinalar, otobüsler , kamyonlar,
Bir koşuşturmadır sarar her yanı.


Sabah yerini güne bırakır,
Sessizlikse yaşam kavgasına.
Denize kıyısı olan kara şehri,
Antalya’da sabah kısadır.”

 

Şair Murat Duman, “Akdeniz’in İncisi” başlıklı şirinde  Antalya’yı nasıl öveceğini, nasıl dillendireceğini bilemez. 

 

“Nasıl methedeyim Antalya seni,
Yeşil göz üstünde, kaşa benzersin,
Sahilinde güneş, yakarken teni,
Toros dağlarında, kışa benzersin…

Baharın bir başka, yazın bir başka,
Sana gelen canlar, tutulur aşka
Yurt eyleyip seni, yaşasam keşke,
Gönlümde şakıyan, kuşa benzersin…

 

Bir zaman uğradım, gönül hanına,
Saraylar kurulmuş, dört bir yanına,
Sedefler serilmiş, can mekânına,
Yakutla işlenmiş, taşa benzersin…

 

Belekte sevdanın, arzusu yaşar,
Kumsalda gönüller, sevgiyle coşar,
Eğlence yerlerin, hep dolar taşar,
Gül üstüne düşen, yaşa benzersin…

 

Side’yle Alanya, bulunmaz eşin,
Damla taş mağrası, yanan ateşin,
Kemerde turizim, zirvede başın,
Dünyada benzersiz, eşe benzersin…

 

Manavgat ırmağı çağlayıp akar,
Sevdalı gönüller, özlemle bakar,
Dünya pazarında, yurduma vakar,
Garip sofrasında, aşa benzersin…

 

Varmıdır emsalin, fani âlemde,
Seni görmeyenin, gönlü elemde,
Murat mecnun olmuş eli kalemde,
Akdeniz incisi, başa benzersin…”
*

Bir dönem Antalya valiliği de yapan Nüzhet Erman, bir dörtlükle “Antalya” ya kendince nokta koyuyor.

 

“Güneşlerin en cömerti Antalya’dadır.

Deniz kıyasıya mavi, tepeler “kar” ken,

“Antalya” demeli artık “Güzel” yerine

Ne hacet “Güzel”e “ Antalya” varken…”

Derdimiz bu iki güzel kenti  karşılaştırmak değil elbet.  Anadolu’nun, iki kadim kentini de, güzellikleri ve değerleri ile sahiplenmek ve sonsuza değin korumak hepimize düşen görev. Onu anımsatmaya çalışıyoruz. Aslında Anadolu, bütünüyle başımızın tacı, her noktası özgün birer kültür ve sanat potası. Bütüncül bakıp, hepsinin değerini bilmeliyiz. Anadolu’yu bütünüyle, sevmeliyiz.

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok