Antalya
07.04.2021
A

Pandemi süreci, tüm dünyada köklü değişikliklere neden oldu. Bugünlerde kontrollü normalleşmeye dönüş yapmaya çalışsak da, bu pek mümkün görünmüyor. 1 yıl öncesine kadar normal olan birçok şey artık anormal hale geldi.

 

Yaşam tarzımız, zevklerimiz, hobilerimiz… Belki farkında bile değiliz ancak, hayatımızın çok önemli bir bölümünde anormal sayılabilecek değişiklikler oldu.

 

Bilgisayar, televizyon ve telefonlara hiç olmadığı kadar çok zaman ayırdık. Eğlenceyi, oyunu, aile büyüklerine ziyareti, hatta alışverişi bile bu elektronik kutulara sığdırdık. Film ve dizileri hayatımıza daha çok soktuk.

 

Hal böyle olunca dizilerin verdiği absürt mesajlara, hayatımızda az veya çok yer ayırdık.

 

Mesela; istemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edilebileceğini ve başkasıyla aşk yaşamanın normal olduğu mesajını aldık. Veya sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onun yuvasını yıkmanın anormal bir durum olmadığını öğrendik.

 

Her kötü olayın ardından alkol tüketip etrafı yakıp-yıkmanın gerekli bir olay olduğunu öğrendik.

 

Şiddet içeren ‘mafyavari’ dizileri izleyenler, kötülerin hep güçlü, iyilerin ise hep ezilmeye mahkum olduğunu yerleştirdi bilinçaltına.

 

Pandemi boyunca işsiz kalıp ay sonunu getirememenin sıkıntılarını çabuk unutup, yeni elbiseler ve ayakkabılar alabilmek için lüks yerlerde sorumsuzca para harcanmazsa toplumda kabul görmeyeceğimizi kazıdık belleğimize.

 

Pandemi boyunca, neredeyse tamamı tüketimi ve ahlaki yozlaşmayı özendiren dizileri izleyen ve son günlerde normalleşmeye çalışan insanların işi çok zor. Çünkü, hayali de olsa rüya gibi toz pembe hayat bitti ve gerçek hayat başlıyor. Anormal bir durum olsa gerek.

 

Oysa dizilerde gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve ortaokul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıydı, şimdi bulabilirse işi olmalı. Aynı şekilde anneler hep huysuz, babalar sert ve anlayışsız, çocuklar ise her zaman haklı olmalı. Çünkü tüketim toplumunun en savunmasız bireyleridir çocuklar.

 

Nereden geldiği asla belli olmayan parayı harcayan başrol oyuncuları, hep cömert, savurgan ve doyumsuz olmalıydı. Aynı şekilde işyerleri hep rezidans, rezidansın içindeki iş hayatı ise hep entrika ve dalavere ile doluydu. Diziler böyleydi, şimdi ise toplumun büyük bölümü, barakada bile olsa sadece işinin olmasını istiyor.

 

Sıradan, ortalama bir hayat yoktu dizilerde. Ya dipte, ya zirvede olan hayatlar bitti, artık ay sonuna kadar çalışacak bir iş, ay sonu da alınabilecek bir maaş olursa, günü kurtaran hayatların sahne zamanı geldi.

 

İşyerlerinde entrika, gençlerinde aşk ve cinsiyetçilik dışında konu işlenmeyen diziler, 1 yıl boyunca lüks ve özenti bir hayat pompaladı. Yaşanan ülkenin hiçbir sorunu yok ve bireylerin gelecek diye bir kaygısı da yoktu.

 

Kısacası, bir yıllık süreçte bireyselleştirildik, yalnızlığa itildik, kimseye güvenilmemesi gerektiğini anladık, bilinçsiz bir toplumun parçası olduk ve ailenin kutsal değil sıkıntılı bir müessese olduğunu kavradık.

 

Şimdi toplum olarak normalleşiyoruz!

 

Aslında anormalleşmeye dev bir adım atıyoruz.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok