Antalya
08.03.2021
A

Bugün 8 Mart, birçok özel gününün hediye furyasıyla karıştırılsa da Dünya kadınlar günü, kadınların hak ihlaline ve şiddete verilmiş bir tepki aslında. Nasıl mı ortaya çıktı? 8 Mart 1857’de New York’ta yer alan bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve başlamış. Bu eylemi durdurmak isteyen polis, kadın işçilere saldırmış, fabrikanın patronlarının da desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlenmiş. Bu sırada çıkan yangında içeride kilitli kalan işçilerden 129’u yanarak yaşamını yitirmiş.

Anlayacağınız haksız çalışma koşullarını, kadın erkek eşitsizliğini ve kendilerine oy hakkı verilmeyişini protesto ederken yanarak ölen 129 kadın işçinin anısını, mücadelesini yaşatmak için ortaya çıkmıştır.

Dünyada ve Türkiye’de 8 Mart kadınlar günü olarak kutlanmaktadır. Kutlama dediğimiz şey bazı ülkelerde bugünün tatil ilan edilmesi, erkeklerin kadınlara hediye alması, bazı ürünlerin kadınlara o hafta için indirim yapması şeklinde maalesef. Hiç biri bir kadın için kutlama niteliğinde değil, gerçek bir kutlama ancak cinsiyet eşitsizliği ortadan kalkınca sağlanacak ve bizlerin mücadelesi o güne kadar devam edecek. 2020 yılında kayıtlara geçen kadın cinayeti 408, 2021 yılının başında olmamıza rağmen bu sayı şu an 67. Bazı erkek ve entelektüel arkadaşlarım tarafından neden sürekli kadın cinayetleri diyorsunuz, sizde ötekileştiriyorsunuz, insan cinayeti olarak baksanıza söylemleriyle karşılaşıyorum çoğu zaman hemen açıklayayım. Öncelikle hiçbir kadın durumu ajite etmiyor emin olun. Zira buna ihtiyaç da duymuyoruz, cinsiyet farkını göz ardı etmemenizi rica ederek,bazı kadınların yaşam koşullarını, bazı mücadelelerini veuğradıkları bazı haksızlıkları yazmak isterim müsaadenizle. Daha 18’ine bile gelmeden evlendirilen kız çocuklarını hatırlatmak isterim. Etek ya da şort giydiği için bir erkeğin tacizine maruz kaldığında onu giymeseydin söylemlerini, kahkaha atınca kadın kısmı bu kadar yüksek sesli gülmez, edepli ol uyarılarını hatırlayalım. Her kızdığında kadın cinselliğine yönelik ettiğiniz küfürleri de hatırlamakta fayda var, bir de kadını aşağılayan atasözlerinin toplumumuzdaki yeri yadsınamaz. Töre ve namus cinayetlerine değinmedim bile.

Şimdi de hiç anlayamayacağınız bazı şeylerden bahsedeyim.

İş yerinde bir erkekle eşit muamele görmek için bir erkekten daha çok çalışmak zorunda kalmak, fiziğimizin bazen yaptığımız işlerden daha çok ön plana çıkmasının canımızı nasıl acıttığını anlayamayacaksınız, birçok başarıya imza atmışken hala elinin hamuruyla erkek işine karışma söylemleriyle karşılaşınca ne kadar kızdığımızı da anlayamayacaksınız. İş yerinde sırf kadın olduğumuz için mobbing ya da tacize uğramayı, şikâyet edince sonuç alamamayı da asla anlayamayacaksınız. Evlendiğimiz adam tarafından! Düşünsenize sevdiğimiz, bir zamanlar âşık olduğumuz adam tarafından aşağılanmayı, dayak yemeyi, tecavüze uğramayı, çocuğumuzla tehdit edilmeyi de anlayamayacaksınız. Boşanınca çocuğuna 3 kuruş nafaka göndermeyip bakımını da üstlenmeyen güya eski eşini cezalandıran ama baba olduğunu iddia eden erkekler de hiç anlayamaz bu söylemlerimizi. Her iki taraf da çalışmasına rağmen neden ev işlerinin kadının sorumluluğuymuş gibi davranıldığını, sanki çocuğu tek başına yapmış gibi tüm bakımını annenin yapmasını da biz anlayamıyoruz.

Sevgili dostlar bizim isyanımız toplumsal. Bazı eşitsizlikleri kabul eden kadınlara haklarını hatırlatmak derdimiz, hiç birimizin bir erkeklerle derdi yok. Babamız da erkek, sevdiğimiz adam da ve evladımızda. Bizler sadece kadının da erkeklerle eşit muamele gördüğü, adaletin tecelli ettiği, sırf kadın olduğu için şiddete maruz kalmadığı bir dünya hayal ediyoruz. Bunu ancak hepimiz sesimizi çıkartırsak, eğitimle, medyayla, adaletle, dilimizi değiştirerek, önce evimizden başlayarak sağlayabiliriz.

Biz artık, her an başıma bir şey gelebilir ve cezasız kalır korkusuyla yaşamak istemiyoruz!

Paylaş
ETİKETLER:
Yok