Antalya
17.02.2021
A

Kendinizi içten içe ne çok yargıladığınızı hiç fark ettiniz mi? Başkasının yargılamasana gerek kalmadan üstelik, içimizdeki sürekli olumsuz konuşan o seslerin uğultusundan bahsediyorum. “Sen zaten başaramazsın, o kiloyu da veremezsin, iradesizsin, al işte yine yanlış adama güvendin “ deyip duran, öz şefkate engel olan iç sesler. Hep varlar mıydı içimizde, yoksa biz yargılandıkça mı ortaya çıktı o sesler? Cevap veriyorum yoklardı, büyüdükçe ortaya çıktılar. Kalbimizle bağ kuramayıp kendi sesimizi duyamadıkça, başkalarının sesinden var oldu o uğultular.

Hatta arttırıyorum doğduğumuz andan itibaren ebeveynlerimizin hayat algısını bize dayatmasıyla oluşmaya başladılar. Sonrasında çember genişledikçe genişledi.

Biz iç sesimizi duyamadıkça kapılır olduk, başkalarının içimizde seslendirdiği uğultulara.

 İçimizde yükselen o sesler annemizin, babamızın, eşimizin, arkadaşımızın, patronumuzun sesi oldu. Çoğu zaman o kadar kapılıyoruz ki bu dış seslere, kalbimizle bağı koparıyoruz, neye ihtiyacımız var, gerçekten neyi severiz, nasıl hissederiz unutuveriyoruz kendimizi. İşte bu yüzden bunca kararsızlığımız ve sevgiyle ilgili bunca hayal kırıklığımız. Yakın ilişkide olduğumuz insanları dinlerken sanki hep yorum yapmalıymışız gibi hissediyoruz, oysa bize anlatırken tek istediği şey kendisini yorumsuz dinlememiz.

Kalpten bağlar kurmaya önem verdiğim son dönemlerde, en çok kendimle olan bağıma özen gösteriyorum. İhtiyaçlarım neler, ne hissediyorum, nerede daha huzurluyum bana rahatsızlık veren ortamlarda neler oluyor diye bakıyorum içime.  Bazen tam kendime bağlanacağım hop içimde bir yargı beliriyor. Bu yargıya dönüp baktığımda ise karşılaştığım manzara; yorumla ve tecrübelerle bezenmiş ilişki süreçleri ne yazık ki. Yetiştirilme biçimimiz, kök inançlar, arkadaşlarımızla ettiğimiz sohbetler toplumsal olaylar her biri zihnimizde bir örümcek ağı oluşturmuş. Zihinsel özgürleşmeyi o kadar zorluyor ki bu durum her birimiz zihnimizi susturmak için farklı yöntemler peşine düşüyor, huzurla yol almak istediğimiz yaşam serüveninde. Yolumuza engel olabilecek ağlardan kurtulabilmek için, öncelikle yargıların bizi ne kadar etkilediğini fark etmeliyiz. Kimi zaman bu sürece biz maruz kalıyoruz, kimi zaman da ne yazık ki biz maruz bırakıyoruz çevremizdekileri.

En son ne zaman birini hiç yorum yapmadan dinledik?

Karşımızdaki, daha bizden fikir istemeden fikrimizi beyan ediyoruz. Karar alma sürecini manipüle etmiş olmamız yetmezmiş gibi, bir de kendi fikirlerimizi bambaşka bir hayat yaşayan birine empoze ediyoruz aslında. Onu dinlerken yorum yaparak kendi duygusunu, ihtiyacını fark etmesinin önüne geçiyoruz aslında.

Geçenlerde bol sohbetli bir ortamda bambaşka fikirler havada uçuşurken bu fikirlerin beni ne kadar beslediğini fakat bazen de olumsuz etkilediğini düşündüm. Kendi fikirlerimi fark edebilmek için, yalnızlığa ve sessizliğe ihtiyaç duydum. Dış seslerin, iç sesime karıştığını fark edebiliyorum artık. Hatta bazen gereğinden fazla konuşup haddim olmayarak yaptığım yorumlar aklıma geliyor hüzünleniyorum.

Herkes kendi hayatının biricik kahramanı.

Birbirimizin tecrübelerinden faydalanmak başka, onun anlattıklarına yorum yapmak başka. Yaşadığımız kültürde bunu yapabilmek zor da olsa deneyebiliriz bence. Şimdi herkes kendi yorumunu ve yargısını sessizce yere bıraksın, bir de bunlar olmadan dinleyelim yakınlarımızı. Kim bilir belki de daha keyifli bir hal alır dinleme ve dinlenme süreçlerimiz. İnsanların her zaman tavsiyeye ihtiyacı yoktur. Bazen gerçekten ihtiyaç duydukları tek şey tutmak için bir el, dinlenmek için bir kulak ve onları anlamak için bir kalptir.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok