Antalya
19.01.2021
A

İklim krizinin ciddi anlamda etkisini yaşadığımız şu günlerde, hayatını sürdürülebilir yaşam ve doğanın korunmasına dair mücadeleye adayan Biyolog Ferdi Akarsu ile sohbet ettik. Akarsu her geçen gün grileşen dünyada yeşil bir fotoğraf çekebilmenin ipuçlarını Körfez Enerji ile paylaştı:  Ne zaman umudumuz kırılsa sokaklardaki kağıt toplayıcısı arkadaşlarımıza bakın. Yüzümüzü griye çalan “modern” dünyaya inat olsun diye döne döne bakın. İnat etmek, direnmek ve örgütlü olmak en yeşil davranışlar arasındadır.

 

Doğaya ve yeşile olan ve tabi kuşlara olan tutkunuzun size ne gibi manevi kazanımları olduğunu merak ediyoruz. Bu yolculuk nasıl başladı?

Bu yolculuk ben farkına varmadan başlamış bir zamanda. Benim de en çok merak ettiğim konulardan biri bu. Şunu söyleyebilirim ama. Dedemin önünü kesip “beni köye götür diye yakardığım” zamanları hatırlıyorum. Ya da saklambaç oynamak varken dağda böğürtlen toplamayı tercih ettiğimi. Sabah geç uyanıp anneanne ve dedemi bahçede gördüğümde “yine kaçırdım, geç kaldım diye” kendime kızmalarımı. Biraz büyüyünce kendi kendime deneyler yapışım, belgeselden başka bir şey izlememem. Yani sayacak çok şey var. Bu durum karar vermeden karar vermiş olmak gibi bir şey. Bir şekilde doğada olacak her imkânı değerlendirme çabası. Dağcılık mesela. Ya da kuş ve doğa gözlemciliği. Yolculuk nasıl başladı bilmiyorum ama asla bitmeyeceğini biliyorum artık.

Kafayı yeşillendirmek bir slogandan çok bir yaşam biçimine dönüşebilir mi nasıl?

Elbette dönüşebilir. Pratikte de karşılığı olan olgu bu. Kavramların ete kemiğe bürünmesi bir süreçtir hani. Başlangıç noktası olarak; daha önce buna benzer bir şey olmuş mu diye bakarız biz bilim insanları, düşünürler. 68 kuşağı ve akabinde gelişen hippi hareketi mesela veya Avrupa’da yeşiller hareketi örnekleri var tarihte... Aslında bir ölçüde kafayı yeşillendirme çabaları hepsi. Ama dünyada ha deyince hemen her istediğimiz olmuyor şüphesiz. Ben kafayı yeşillendirme fikrinin arkasına koskoca bir doğa kültürü ve yaşam bilgisinin olduğunu düşünüyorum. Zaten nihilizm, minimalizm vb. daha kentli akımlar da bir ölçüde küçük de olsa bir yerlerinden kafayı yeşillendirme yolunda denemeler olarak görünüyor gözüme. Elbette başka onlarca konsept ve akım da var dünyada. Daha önemli bir kanıt da göçer ve yerli toplulukların yeşil kafalar ile binlerce yıldır hayatın içinde var olabilmeleri. Yani abiyeni tabirle “yapılmışı, olmuşu var”. Olay bu konseptin günümüz dünyasına nasıl entegre edileceği aslıda. Adım adım olması gerekiyor. Bu adımlar benim kafamda gayet açık ve tanımlı. Ama kitlelerde nasıl işler, bu konuda başka beyinlerin çözümlerine ve desteğine ihtiyaç var. Mesela bana ve en önemli partnerim doğaya 3-4 öğrenci verin küçük yaşta. Hayatı boyunca başarılı olabilmesini sağlayacak meraklı olma halini ve eleştirel düşünme yetisini kazandırırız hızlıca. O kazanımdan sonra her ne yapıyorsa yapsın zaten fark yaratır o konuda. Bunu birilerini, arkadaşlarını geçmek için de yapmaz. Mücadele ya da rekabet bile denmez onunkine. Öğrencilerde asıl konu bir şey üretme dürtüsü olur. Doğa da nasılsa insanda da öyle yani. Tabi bu öğreti eğer insanın içinde yoksa çocukluk yaşlarında aşılanarak yetişkinliğe kadar ulaşabilecek bir yolculuk. Bir insan çocukken doğayla tanışıp arkadaş olmasıyla yetişkin koşullarında bu deneyimi kazanması oldukça farklı geri dönüşler yapıyor. Az önce belirttiğim merak duygusu ve ebeveynlerin teşviki aslında burada kilit nokta. Çocuğu olantüm bireylere daha fazla doğaya karışmalarını ve çocuklarının toprakla tanışmasını ertelememelerini öneriyorum. Çünkü doğayı koruma dürtüsü tüm zihnini kapladığında ilerde iş insanı belki müteahhit olduğunda doğanın dengesini bozmayacak çalışmalara öncelik vermek isteyecektir. Bu süreç de tüm ülkeye ve dünyaya yavaş yavaş yayılarak sürdürülebilir bir yeşil kavramına daha çok ulaşmamızı sağlayabilir.

Yeşil Sürdürülebilir Yaşam ve İklim kitabınızda birey olarak evrene ve dünyaya verdiğimiz zararları en aza indireceğimizi 10 ayrı başlıkta toplamışsınız. Okuyucularımıza bu maddeleri günlük yaşamlarına nasıl uyarlayacaklarını kısa örneklerle açıklayabilir misiniz?

Öncelikle kafa yeşillenmeye başlasın diye merak, eleştirel düşünme, varlık hakları, tüketim, mülkiyet, miras gibi konularda düşünmeye başlıyoruz. Sonra gündelik hayatlarımızda adım adım uygulamaya geçmemiz gerekiyor. Enerjide mutlaka enerjinin ne olduğu, aslında maddenin ve bizim de enerjinin birer formu olduğumuzu bilmek önemli. Bunu ve enerjinin üretilme mekanizmalarını bilince tüketirken artık pervasızca davranma konusunda ayağımız geri gidiyor yavaş yavaş. Evlerde tasarruflu ampuller, led ışıklar önemli mesela tasarruf için.

EVLERDE PERLATÖR KULLANIN

Su ise bir diğer başlık. Bu günlerde de sıkça konuştuğumuz bir konu ayrıca. Zira su dünyada oldukça kısıtlı. Ve bizler hızla kısıtlı olan suyu ziyan ediyoruz. Evlerde perlatör kullanımı çok önemli, suyun fazla akmasını veya basınçlı akımını önleyen çok ucuz ve çok önemli bir çözüm. Ayrıca ev ve işyerlerinde damlatan musluklar da başa bela. Tahmin edemeyeceğimiz kadar su israfına neden oluyor, mutlaka çözmek gerekiyor bu konuyu.

AZ TÜKET AZ ATIĞIN OLSUN

Atık konusu bir insanlık ayıbı. Dünya da atık, çöp üreten yegâne türleriz. Önemli başlıklardan biri ise tüketim, atık mevzusunda. Atık azaltmadaki en önemli davranış elbette daha az tüketme. Yine de çıkan atık olursa geri dönüşüm ve yeniden kullanım önemli kavramlar. Bütün bu adımlardan sonra hala atığımız varsa uygun bertaraf yöntemleri tercih etmemiz gerekiyor. Mesela mutfak yağlarını birkaç kez kullanabiliyoruz, daha sonra musluğa dökmek yerine yağ toplayan firmalara vermemiz ya da bulunduğumuz şehirde belediyelere ait atık tanklarını kullanmamız gerekiyor. Çünkü musluğa dökülen yağ kilometrelerce deniz yüzeyine ulaşıyor ve ulaştığı yeri kirletiyor. Oksijensiz, ışıksız bırakıyoruz.

3 YEŞİL T: Tarım, turizm, ticaret

Tarım ve hayvancılık yeşil olma konusunda son derece önemli faaliyet alanları. Zira bu iki konu özellikle su ve enerji kullanımı gibi çok önemli bileşenlerin dahil olduğu sektörler olduğu gibi toprak hakkı, diğer canlılar ve bitkiler konusunda da yeşil olmamızın elzem olduğu faaliyet alanı. Örnek vermek gerekirse tarım ve bahçe faaliyetlerinde havzaya ve o bölgenin doğasına ait bitkilerin kullanılması hem verim hem de biyolojik çeşitliliğin sürece entegrasyonu ve onlara da yaşam imkanı sağlanması açısından önemli. Ayrıca kimyasal kullanımının asgariye indirgenmesi bu basit tercihle olanaklı olan hususlar arasında. Bunun dışında tarım, ticaret, turizm, lojistik gibi sektörler için de üretim ve alan kullanım faaliyetlerinde yeşil olmak adına çok sayıda imkan var.

Doğada tüm canlıların temel ihtiyaçlardan biri de adil bir yaşam sürebilmek. Bütün canlılar için eşit haklar düşünüldüğünde gelecek nesiller için özellikle iklim adaletini nasıl sağlayabiliriz? Bu konuda dünyada ne gibi faaliyetler var?

İklim dünyevi tüm faaliyetlerimizin bir çıktısı. Gündelik hayatlarımızda bütün faaliyetlerimiz, endüstri ve diğer tüm sektörlerin faaliyetlerinin karbon üzerinden ölçülen büyük ya da küçük bir etkisi. Son tahlilde ise günümüzde yaşadığımız iklim krizini yanlış uygulamalarımızla var ettik. İşin ilginç tarafı Amazon içinde hiç “çağdaş” sivilize insanla karşılaşmamış, iklim krizine neden olan hiçbir faaliyet içinde olmamış bir yerli grubu, bizlerin ülkelerde, kentlerde ve yaşam alanlarında yapmış olduğu yanlış uygulamalarının sonuçlarını çekmek zorundalar. Pasifikte küçücük adalarda dünyadan izole yaşayan ada insanlarının yaşam alanları, okyanus sularının iklim krizi nedeniyle yükselmesiyle kayboluyor. Birçok ada artık yok. Birçoğu da yok olmak üzere. Başka canlıların yaşam alanlarını yok etmeye hakkımız yok.

PARİS ANTLAŞMASINI İMZALADIK TBMM’DEN GEÇMEDİ

İklim adaletini sağlamanın en önemli yollarından biri bireysel olarak yeşillenmekten geçiyor. Diğer konu ise uluslararası ve endüstriye yönelik birliktelik ve sözleşmeler. Bunlar arasında en önemlisi elbette Paris Antlaşması. Ayrıca Dünyada bu yönde çok sayıda sivil ve hükümetlerin dahil olduğu yapılar kuruldu ve çalışmalarına devam ediyor. Bunlar arasında Hükümetler Arası İklim Paneli (IPCC), Birleşmiş Milletlerin Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, Habitat ve Küresel Hedefler gibi yapılanmaları bulunuyor. İklim40 (C40) denilen İklime yönelik kentlerin kurmuş olduğu platform da önemli bir görev alıyor. Ayrıca Antarktika’da uluslararası düzeyde birçok ülkenin bilim insanı iklime yönelik araştırmalar yürütüyor. Türkiye bu konuda Paris Antlaşması’nı imzalayan ancak TBMM’den geçirmemiş ülkeler arasındaki yerini ne yazık ki koruyor. Anlaşmanın adı var kendi yok. Meclisten geçirerek uygulamaya başlamak için neyi beklediğimizi merak ediyorum.

Dijital dünyada size ait olan en önemli platformlardan biri de Yeşil Yaşam Atlası. Yeşil Yaşam Atlası projesini hayata geçirirken hedefleriniz nelerdi? Nasıl bir algı yönetimi planladınız? Ticaretten turizme, ulaşımdan temel ihtiyaçlarımızdan gıdaya kadar daha fazla yeşile ulaşmak için şuana kadar neler yaptığınızı anlatır mısınız?

Yeşil Yaşam Atlasında yapmak istediğim en önemli konu, insanlara aslında başka opsiyonlar ve kapılar olduğunu gösterebilmek. Çünkü yaşama dair faaliyetlerimizde daha yeşil olan opsiyonları bilirsek değiştirme yönünde bir umudumuz olur. Aksi takdirde öğrenilmiş bir çaresizlik haline bürünüyoruz. Edilgen bir konum değil bu konuda göstermemiz gereken düstur. Dolayısıyla bu mecrada Atlas’ın sırtında Dünya’yı taşıması gibi, insanlarında bu “yeşil” misyonu hem hayatlarında hem de çevrelerinde yansıtmaları için ortam ve bilgi sağlamaya, kapılar açmaya çalışıyorum.

Çevre aktivistleri arasında doğaya bence en büyük katkıyı sunan geri dönüşüm işçileridir. Kağıt ve diğer çöpleri toplayan özellikle çocuklardan oluşan geri dönüşüm işçileri için devletler ne gibi olanaklar oluşturmalı? Bu alanda dünya örgütlerinin oluşturduğu fonlar var mı? Türkiye’de nasıl bir model izlenirse asgari düzeyde geri dönüşümden daha temiz bir ülke konumuna gelebiliriz?

Bu benim de çok hassas olduğum bir konu. Kitabımı da geri dönüşüm işçileri olan arkadaşlarıma adadım. Bence onlar gerçek sürdürülebilirlik işçileri. Kirli gibi görünen ama dünyanın en temiz işini yapan ne sosyal imkânı ne de sağlık güvencesi olan insanlar. Latin Amerika’da bu sürdürülebilirlik emekçisi arkadaşların sosyal sisteme adaptasyonuna yönelik girişimler başladı. Ülkemizde de Ankara’da Büyükşehir Belediyesi bu arkadaşlarımıza daha iyi imkanlar ve sosyal haklar yönünde faaliyetlere başladı. Ama elbette çok çok yetersiz.

Uzun yıllar çeşitli çevre sorunlarına duyarlı bir aktivist ve araştırmacı olarak çok sayıda araştırmaya imza attınız. Dünya küresel ısınmaya karşı alarm vermiş durumda, yaptığınız araştırmalardan bahsedecek olursak önümüzdeki 5 yılda doğayı ve canlıları ne gibi tehditler bekliyor? Yakın zamanda bizatihi yaşadığımız kuraklıkla başlarsak bu olası tehditlere karşı ne gibi kriz yönetimleri oluşturmalı? Yerel ve ulusal düzeyde ne gibi çalışmalar uzun vadede umut barındırabilir?

Akut bir durum olarak sulak alanların kuruması artık gizli saklı bir şey değil. Orta Anadolu’da birçok göl artık yok. Ülkemizde Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alanı kaybettik. İklim krizi, barajlar ve kaçak yer altı suyu kullanımı gibi yanlış su uygulamaları sulak alanlarımızı kaybetmemizin en önemli nedenleri arasında. Ayrıca tarımda yanlış ürünlerin teşviki ve vahşi sulama teknikleri gibi nedenler suyumuzu yok eden konular arasında. Denizler ve okyanuslarda suların yükselmesi yine en önemli sorun. Zira adalar ve kıyılar yok olduğu gibi kentlerin altyapısı çökme tehdidi altında. Ayrıca okyanus ve denizlerdeki sıcak ve soğuk su akıntılarının iklim krizi nedeniyle değişmesi yağış ve ekstrem hava olaylarının sıklığının artmasını sağlıyor. Öncelikle sivil toplum örgütleri ve sivil halkın bu örgütlenme mekanizmaları ile iklim direnişine dahil olmaları önemli. Bu yönde küresel ölçekte çok sayıda faaliyet umut vadediyor.

TÜRKİYE’DE İKLİM KÜRSÜSÜ YOK

Türkiye’de ne yazık ki küresel ısınma tehdidine yönelik az sayıda ciddi çalışma var. Türkiye’de UNDP İklim ve UN Habitat gibi sürdürülebilir kalkınma amaçları gibi hedefleri içeren bir mekanizma var. Bazı belediyeler İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri ilk örnekler olarak kendi meclislerinde bu mekanizmayı bir stratejik plan dahilinde uygulamaya aldılar. Aynı zamanda dünyada kentlerin üye oldukları iklime yönelik panellerin gerçekleştirdiği bir platform var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi üye yakında İzmir de üye olacak. Küresel ısınmayla ciddi anlamda mücadele edeceksek kamusal ve sivil toplum sürecinde daha fazlasına ihtiyacımız var. Bunun eksikliğinin ana nedeni ülkemizde iklimle ilgili bir kürsü yok. Üniversitelerde iklim üzerine çalışan uzmanlar yok ve işin kötü tarafı yetişmiyor. Herkes iklim uzmanıyım diyor ancak bir şeyleri ölçemediğimiz için bu uzmanlığı nereden alıyoruz o da soru işareti olarak kalıyor. Şimdi dünyada Danimarka’da Antarktika ya da İngiltere’de çeşitli uluslararası organizyasyonlarda gidip çalışan insanlar var. Böyle bir kürsü olmadığı için biz neyi çalışacağız hangi laboratuvarda hangi deneyi yapacağız ve hangi makale ile katılacağız? Uluslararası datalara erişen uzmanlar ancak bu makaleleri üretebilir. Türkiye’de bu boşluğun artık yeri doldurulmalı ve iklim adına fikir sahibi olmalıyız.

Bir başka yönden de baktığımızda karşımıza tüketim alışkanlıklarımızın doğanın kirlenmesi ve tabiatın yok olmasında en başat etken olduğu görülüyor. Doğumdan ölüme tüketim alışkanlıkları ne yönde ve renkte değişirse son umut olarak elimizde kalan doğa ve tabiatı koruyabiliriz? Yeni nesillere ve ebeveynlere ne gibi önerileriniz olabilir? Kısacası gün geçtikçe gri bir çerçeveye dönüşen dünyaya yeşil bir fotoğrafı nasıl yerleştireceğiz?

Aşırı ve gereksiz tüketim ve israf, en önemli konu yeşil olmaya engel olarak görülebilecek. Tüketimi tetikleyecek davranışsal ve yapısal unsurların üzerine gitmek gerekiyor. Kitabımda belki en büyük paya sahip olan kavram tüketimdir. İnsanlar arasında kendini toplum içinde var etmenin yolu, “daha çok ve marka ürüne sahip olmak” olmamalı. Bu ciddi bir yanılgı aslında. Öte yandan daha çocukken bize aşılanan bir yöntem bu “mutlu” ve “başarılı” bir insan olmak adına. Reklamlar, çevremiz ve birçok mecra bize bunu dayatıyor. Bu oyuna gelmeyelim. Bizi biz yapan tüketim oranımız falan değil. Bizzat kendimiz ve karakterimiz olmalı. Toplum içinde bir yer edinmek ve kendimizi göstermek istiyorsak bunu karakterimizle oluşturmamız gerekiyor. Bu düsturu hayatımıza adapte edersek zaten hem kafamızın yeşillenmesi hem de gündelik faaliyetlerimizde daha yeşil uygulamalar içinde olacağız. Ayrıca dünyanın bir yerlerinde hala doğanın içinde ve doğayla uyumlu bir şekilde yaşamakta olan göçer, yarı göçer ve yerli insanlara tekrar tekrar bakmakta fayda var.

Ferdi Akarsu Kimdir?

Akarsu, ulusal ve uluslararası çok sayıda sivil toplum kuruluşunda nesli tehlike altındaki türler ve tehdit altındaki doğal alanlar üzerine çalışmış bir biyolog. Kafalarımızı yeşillendirerek krize karşı bireysel önlemleri nasıl alabileceğimize ışık tutuyor. Ne zaman umudumuz kırılsa mutlaka bu yaşam biçimlerine ve sokaklardaki sürdürülebilirlik emekçisi arkadaşlarımıza bakalım. Dönüp dönüp bakalım. Yüzümüzü griye çalan “modern” dünyaya inat olsun diye bakalım. İnat etmek, direnmek ve örgütlü olmak iyidir. En yeşil davranışlar arasındadır.

Ulusal ve uluslararası birçok platformda yaban hayatı, doğa araştırmaları, ekolojik prensipler ve eko turizm konuları üzerine çalışmaları ve çok sayıda makalesi bulunuyor. Turna kitabı, Atlas Dergisi ve Hürriyet Seyahat’teki yazılarından tanıdığımız Ferdi Akarsu aynı zamanda doğa, kültür ve biyo- kültür konularında araştırmalar yapıyor ve yazıyor. 2020 yılında yayınladığı “Yeşil - Sürdürülebilir Yaşam ve İklim” kitabı ile küresel ısınma konusunu ele alan Ferdi Akarsu, çalışmalarında insanın gündelik faaliyetlerinde ve kentsel uygulamalarında sürdürülebilirliğe yönelik yöntemleri araştırıyor

Paylaş
ETİKETLER:
Yok