Antalya
13.09.2020
A
RÖPORTAJ
Eğitim yalnızlaştırıldı
Eğitim yalnızlaştırıldı

Yeni eğitim-öğretim dönemi tartışmalar arasında kademeli olarak açılıyor. Mart ayından bugüne eğitim alanında yapılanları değerlendiren Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Öğretmenler yalnızlaştırıldı. Okullar, öğrenciler yalnızlaştırıldı. Kısacası topyekûn eğitim yalnızlaştırıldı. Bu yalnızlık ve korku içinde yeni döneme gireceğiz” dedi

 

 

Herkese iyi akşamlar. Sosyal medya söyleşilerimize devam ediyoruz. Bugünkü konuğum EĞİTİM SEN Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan olacak. Kendisinin canlı yayına bağlanmasını bekliyoruz. Feray Hanım canlı yayına bağlandığı andan itibaren korona virüste eğitim durumunu, korona virüste eğitime hazır mıyız ve eğitimdeki diğer sıkıntıları konuşacağız. Biliyorsunuz pandemi sürecinden beri sosyal medya üzerinden canlı yayınlarda farklı konuklar alıyoruz, farklı konular konuşuyoruz. Mümkün olduğunca gündemdeki konular üzerine canlı yayınlar yapmaya çalışıyoruz. Biliyorsunuz bakanlık açıklama yaptı 21 Eylül’de bir kısım kademeli olarak eğitime başlayacak. Bu tartışmalı bir karardı, hala tartışılıyor. Eğitim başlamalı, başlamamalı mı? Başlayacaksa hangi şartlarda başlamalı bunları Feray Hanım ile konuşacağız. Feray Hanım şu an bağlanmış sanırım. Feray Hanım iyi akşamlar.

 

 

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: İyi akşamlar, merhabalar.

ENGİN KORKMAZ: Nasılsınız, iyi misiniz?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: İyiyim çok teşekkür ederim. Siz nasılsınız?

ENGİN KORKMAZ: Hoş geldiniz yayınımıza.

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Hoş bulduk. Merhabalar tekrar herkese.

ENGİN KORKMAZ: Eğitim gündemi, yoğunluğu hiçbir zaman sıcaklığını kaybetmiyor. Pandemi sürecindeyiz. Kötü günler geçiriyoruz. Umarım sağlıklı günlere en kısa sürede ulaşırız fakat şu günler sıkıntılı günler Feray Hanım. siz de bu işin içerisindesiniz. Kamu emekçilerinin yaşadığı sorunları çok iyi biliyorsunuz. Yalnız sohbetimize başlamadan önce, belki biliyorsunuzdur, hatırlatmak isterim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, korona virüs tedavisi görüyor şimdi kendisi yoğun bakımda. Buradan kendisine tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sohbetimize başlamak istiyorum. Feray Hanım tekrar hoş geldiniz. Sohbetimize, söyleşimize temel soruyla başlamak istiyorum. Korona virüs günlerinde eğitime okullarımız, öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve velilerimiz hazır mı?

EĞİTİM SEN Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan

 

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Ben de öncelikle Muhittin Bey’e acil şifalar diliyorum ve tüm bu zor süreçten hep beraber sağlıklı bir şekilde çıkmamız en büyük dileğimiz. Okullar korona virüse hazır mı? Aslında bunun cevabını hep birlikte verebiliriz. Yaşadığımız gerçeklikle somut bilgi üzerinden verebiliriz. Bir Haziran’da yeni normale geçiş açıklandığında 2 Haziran tarihinde olgu sayısı 800’ün altına düşmüştü ve 13- 14 Haziran’la birlikte de hem olguda hem de ölüm sayılarında ciddi bir artış oldu ve 16 Haziran biz 1467 vakayı görmüştük ve şu anda bugün itibariyle de 1671’e ulaşmış durumda. Bilim insanlarının ve şu an yüz yüze eğitimin devam ettiği ve salgın yayılımının artmadığı ülkelerdeki temel kriterlerden biri 100 bin kişide vaka sayısı nüfusu oranı yüzde 1’in altına düşmek zorunda. Düşmesi gerekiyor. Bizim yine okullarımızın açılma koşullarının bu kriterler üzerinden hayata geçmesi için şu anda vaka sayılarının 600 ile 700 arasında olması gerekiyordu. Okulların yüz yüze eğitime hazırlıklı olabilmesi için şu an 600 ile 700 arasında olması gereken vaka sayısı 1670’lerde çok korkunç bir oranla karşı karşıyayız. Öncelikle bilim insanlarının uyarıları doğrultusunda dahi şu anda salgın yayılım oranının yüz yüze eğitime başlama noktasında gerekli önlemlerin alınmadığı durumda çok büyük bir risk olduğu gerçekliği karşımızda duruyor. Devamında peki okullarda hazırlık ne kadar gerçekleşti ne kadar tamamlandı? Öncelikle uzun süredir EĞİTİM SEN olarak çok sayıda çalışma yürüttük. Yüz yüze eğitimin başlamasını en çok biz öğretmenlerin biz eğitim emekçilerinin istediğini yüz yüze eğitimin başlamadığı her koşulda öğrencilerimizin eğitim sürecinden kopuşunun ne kadar hızlı olduğunu yine dünya genelinde okulların uzun süre kapalı kaldığı ülkelerde okullara geri dönüş gerçekleştiğinde okul terkinin arttığını çocuk işçilerin çocuk istismarının çok ciddi boyutlara ulaştığını biliyoruz. Ancak şunun da farkındayız, gerekli önlemler alınmadığı koşullarda çok büyük bir riskle karşı karşıyayız. Öncelikle 8 Ağustos’ta sahanın gerçek bilgisine ulaşabilmek için 2239 arkadaşımızla bir araştırma çalışması gerçekleştirdik. Arkadaşlarımızın yüzde 96’sından fazlası gerekli önlemler alınmadan ve salgının arttığı ortamda okulların açılmasının hem öğrencilerimiz hem öğretmenler ve tüm eğitim emekçileri için çok büyük bir risk taşıdığını ifade etmişti. Ve şu an hem salgın yayılma hem okulların hazırlığı konusunda arkadaşlarımızın tespitinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Yine salgından önceki koşullarda dahi eğitime ayrılan bütçenin son derece yetersiz olduğunu okullarda gerekli önemlerin alınması için mutlaka bütçenin arttırılması, eğitime yeterli bütçe ayrılması gerektiğini ifade eden arkadaşlarımızın oranı neredeyse tamamıydı. Yüzde 99.3’dü. Ancak bu konuda da bir adım atılmadı biliyorsunuz. Şu anda sayılı günler kalmasına rağmen 21 Eylül’e eğitime yeterli bütçenin ayrılmasıyla ilgili bir açıklama ve yine 12- 13 Ağustos tarihlerinde bilim insanlarının Türkiye’nin her yerinden eğitimci arkadaşlarımızın, öğretmen arkadaşlarımızın, yüksek öğretim kurumlarından akademisyen arkadaşlarımızın katılımıyla bir çalıştay gerçekleştirdik. Sadece sahanın bilgisi yetmezdi. Bilimsel bilgiye dayanarak sürecin yönetilmesi gerekiyordu ve yine çalıştayda da başta bilim insanlarının, hekimlerin, sağlık emekçisi arkadaşlarımız temel uyarısı salgının yayılımının artmaya devam ettiği ve okulların bu yayılımın devam ettiği koşullarda açılması durumunda çok büyük bir risk olduğunu ifade ettiler. Aslında dünyada da çok net örneklerini görüyoruz. Örneğin Danimarka, Hollanda, Finlandiya gibi ülkeler hem bilimsel verilerle hareket edip hem bilim insanlarının sözleri üzerinden söylemleri üzerinden bir süreç işlettikleri ve okullarda gerekli fiziki koşullar sağlandığında salgın yayılımına yol açmayacak şekilde yüz yüze eğitim devam ediyor. Nedir yapılması gerekenler? Vaka sayılarının kontrol altına alınması, az öncede ifade ettiğim gibi, devamında öğretmenleri, öğrencileri tüm eğitim emekçilerine düzenli ve ücretsiz test yapılması, risk grupları değerlendirmesinin çok net ve doğru şekilde yapılması hayata geçirilmesi, sınıf mevcutlarının azaltılması, öğretmen temizlik görevlisi ihtiyacının karşılanması, öğrencilerin okullara güvenli bir şekilde ulaşımının sağlanması gibi çok net ve yapılması gereken kriterler var. Bunlar hayata geçirildiğinde bu koşullar sağlandığında yüz yüze eğitimin başlaması mümkün ancak gerekli koşullar sağlanmadan gerekli önlemler alınmadan açılan ülkelerde de çok kötü bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Amerika’da çok sayıda eyalet çok önemli örnekler İsrail çok önemli bir örnek. Örneğin İsrail’de gerekli önlemler alınmadan okullar açıldı. İki hafta sonra okullarda vakalar görülmeye başlandı. Öğretmenler, öğrenciler karantina altına alınmaya başlandı ve ikinci dalgayı İsrail bu şekilde yaşadı. O yüzden hem yaşadığımız gerçeklik hem dünya örnekleri üzerinden neyle karşı karşıya olduğumuz çok net çok belli. Ancak biz şunu da görüyoruz ki Milli Eğitim Bakanlığı’nın hala hem yüz yüze eğitimin başlaması hem de uzaktan eğitimde yaşanan sorunların ve eşitsizliklerin giderilmesine ilişkin etkili uygulanabilir bir planlaması yok. Hepimizin yaşadığı kaygıları giderecek hala somut bir açıklaması yok. Şunu da özellikle belirtmek istiyorum, okulların açılması tartışması yapılıyor ancak 1. sınıf ve okul öncesi üzerinden yapıldı bu açıklama hala 15 milyonu aşkın öğrencimize dair yüz yüze eğitime ilişkin hangi hazırlıkların yapıldığı hangi çalışmaların yürütüldüğüne dair hiçbir bilgi yok. Yine az önce ifade ettiğim gibi öğrencilerimizin eğitimden kopuşu çok ciddi bir şekilde hızlanıyor, artıyor bunu çok net olarak görüyoruz. Sadece UNICEF’in verileri üzerinden 6 milyon öğrencimizin nitelikli bir eğitime ulaşma imkanından bahsedemiyoruz bile. Uzaktan eğitime erişememiş durumda gerekli cihazlara sahip olmadığı için internet erişimine sahip olmadığı için o yüzden aslında 21 Eylül ile birlikte yüz yüze eğitimin başladığını da söylemek mümkün değil şu anki durumda. Şu an sanki yapılan tartışmalar öğrencilerimizin tamamının ya da büyük bir çoğunluğunun yüz yüze eğitim sorunu çözülmüş algısıyla yürütülmeye çalışılıyor ama hala öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğuna ilişkin yüz yüze eğitimin başlaması ya da uzaktan eğitimde yaşanan sorunların giderilmesine dair tek bir açıklama dair yapılmamış durumda.

ENGİN KORKMAZ: Güzel bir giriş yaptınız. Konuyu özetlediniz. Cevabını verdiğiniz ya da üsten geçtiğiniz bazı soruları size tekrar soracağım. Şununla devam etmek istiyorum. Devlet okullarında kitap dağıtımından tutun da maske, ateş ölçer ya da diğer hijyen malzemelerinin yokluğunu görüyoruz. Birçok okulda kitap dağıtımının 2 öğretmenle ya da 2 çalışanla yapılıyor ki çok zor şartlarda yaptıklarına bizzat şahit oldum. İki öğretmen 1500 öğrencili okullarda kitap dağıtımı yapıyor. Devlet okullarını neden bu kadar çaresiz göstermeye çalışıyorlar?

 

 

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ders kitapları üzerinden son derece olağandışı bir dönemden geçiyoruz. Var olan sürece dair hiçbir içeriğin bulunmadığı ve akademik bilginin kesinlikle azaltılması ve ders kitaplarının yeniden düzenlenmesi gerektiği bir gerçeklikte geçmiş yıllarda kullanılan kitaplar aynı içerikle aynı eksiklikte şu anda öğrencilerimize dağıtılmaya çalışılıyor. Şu an yaşadığımız gerçeklikte bu var olan ders kitaplarının öğrencilerimizin hayatında hiçbir karşılığı yok. Bu konuda da bir çalışma yürütülmemiş olması, bu konuda bir çalışma yürütülme ihtiyacı hissedilmemesi dahi çok temel bir sorun. Ders kitaplarının dağıtılması, düzenlenmesi meselesinin öğrencilerimizin ihtiyacını karşılayan değil birtakım sermaye gruplarının ihtiyacını karşılayan bir noktada gerçekleştirilmesinin karşılığı aslında bu yaşadığımız süreç. Neden devlet okulları, kamu okulları çaresiz bırakıldı? Öncelikle bu bir tercih meselesi. Çok net bir şekilde görüyoruz ki özellikle örneğin 98’li yıllarda yüzde 30’luk oranda eğitim alanına bütçe ayrılırken 2002’de yüzde 17 oranlarına düşürülmüş durumda 2020 yılında yüzde 4,65’e düşürülmüş durumda. En temel hak olan eğitim kamusal bir hak olan eğitim maalesef bir meta olarak görülüyor bir piyasalaştırma aracı olarak görülüyor. En temel sorun şu anda bu. Her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı salgının başından itibaren uzaktan eğitimi yüz yüze eğitimle eşitleyen bir dil ve algı yürüterek bir başarı hikayesi yazmaya çalışsa da şu an 16 Mart’ta okullar kapatıldı. Aylar geçmesine rağmen tek bir temizlik görevlisinin dahi okulların bulunması, 6 milyon öğrencimizin uzaktan eğitime hiçbir şekilde erişemediği bir durumda devlet tarafından ihtiyaçların ücretsiz karşılanmaması durumu hem bir tercihin sonucu hem de son derece ciddi bir plansızlığın sonucu bunu yine çok net olarak görüyoruz. Bu yaşadığımız toplamda tüm süreçte şunu gördük eğitimcilerden, öğrencilerden, eğitim emekçilerinden yana kullanılmayan tercihlerin özel okul sahiplerinden, vakıf üniversitelerinden yine sınav tartışmalarında turizm şirketlerinden doğru olduğunu gördük. Aslında çok net bir tablo olarak bir tercihle karşı karşıyayız. Şunu da yine çok somut bir şekilde yaşadık yüz yüze eğitimde her geçen yıl daha eşitsiz bir tabloyla karşı karşıyaydık. Ancak salgınla birlikte yüz yüze eğitimdeki bu eşitsizlik daha da derinleşti tüm öğrencilerimiz açısından. Örneğin liselere geçiş sınavı bunu çok somut bir örneğiydi. Sosyo- ekonomik durumu daha üst düzeyde olan ailelerin çocuklarıyla sosyo- ekonomik durumu daha alt düzeyde olan ailelerin çocuklarının aldığı akademik başarı puanı arasında 120 puanlık bir farkla karşı karşıya kaldık. EĞİTİM SEN olarak yıllardır seçme, eleme, rekabete dayalı eğitim sistemine karşı mücadele ediyoruz. Her öğrencimizin istediği okulda eğitim görme hakkı mücadelesini veriyoruz. Ancak maalesef bütün geleceklerini belirleyen sınav sistemi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu tablo örneğin eşitsizliğin geldiği noktayı çok net bir şekilde ortaya çıkardı. Yine devamında en belirleyici alt tez yabancı dil oldu liselere geçiş sınavında. Yine biliyoruz ki kamu okullarında özel okullar arasındaki eşitsizliğin en temel göstergelerinden biri yabancı dil testi 3.53 gibi bir oranla. Tüm bu süreçler kamusal eğitimin niteliksizleştirilmeye çalışılması, kaynakların kamusal eğitime, kamusal alana ayrılmaması aynı zamanda özelleştirme süreçlerini de hızlandırıyor. Biz görüyoruz ki son derece yaşamsal bir süreçten geçerken özel okul sahipleri şu anda eğitim hakkıyla birlikte sağlık hakkı da pazarlayan bir süreç yürütüyorlar. Ve herkes son derece ciddi ekonomik sorunlar yaşarken 1.5 milyona yakın kayıt gerçekleşti örneğin özel okullara. Kamu kaynakları vardır. Kamu kaynakları bütçesi halkın bütçesidir, öğrencilerimizin bütçesidir. Ancak var olan kamu kaynaklarının kamu okullarına ayrılmaması kamusal eğitim için kullanılmaması şu an siyasi iktidarın ve tüm ilgili bakanlıkların temel tercihidir.

ENGİN KORKMAZ: Hocam çok teşekkür ederim, çok güzel gidiyoruz. Bu arada bizi izleyen tüm eğitim emekçilerine buradan selam olsun. Hepsini selamlıyorum. Hocam, Covid 19 ile birlikte belki de ülke olarak geç kaldığımız dijital altyapı platformuna geçtik. Belki de öğretmenlerimizin daha önce kullanmadığı Zoom, uzaktan eğitim, online eğitim gibi uygulamaları bu süreçte ilk defa kullandılar. Burada da yine bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldık. Benim şahsi düşüncem Covid 19 ile okulların kapanması ve online eğitime geçmemizle beraber öğretmenlere bir şekilde dijital altyapı eğitiminin verilmesi gerekiyordu çünkü her öğretmen online eğitimi bilmeyebilir, Zoom programını ya da benzeri programları bilmeyebilir. Bunların öğretmenlerimize ders olarak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fakat öğretmenlerimizin bu süreçte bu tarz uygulamaları birbirinden öğrendiğini biliyoruz. Bu süreçte öğretmenler de sizce yalnız bırakıldı mı? Yani dijital eğitime geçtik ama öğretmenler bilgilendirildi mi? Yeterince ders verildi mi devlet tarafından?

 

 

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Öncelikle öğretmenler yalnız bırakıldı mı sorusundan başlamak istiyorum. 4 Eylül’de aynı zamanda bir uzaktan eğitim çalıştayı gerçekleştirdik. Uzaktan eğitim sırasında öğrencilerimiz ne yaşadı öğretmenlerimiz ne yaşadı ve ne yapılmalı? Yüz yüze eğitimin bir parçası olarak uzaktan eğitimin devam etmesi gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Hatta okullarda gerekli önlemler alınmazsa uzaktan eğitimin öğrencilerimizin ve öğretmen arkadaşlarımızın önemli bir parçası olarak devam edeceğini görüyoruz. Ve bu çalıştayı gerçekleştirdik. Bu çalıştayda bir öğretmen arkadaşımızın söyledikleri çok önemliydi çok değerliydi. Bu süreç boyunca biz de çok ciddi kaygılar yaşadık kendilerimize dair, yakınlarımıza dair, ailelerimize dair, öğrencilerimize dair ama bizim ruh sağlığımızın bizim psikolojimizin nasıl olduğu konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve ya eğitim yöneticilerinin buradan doğru hiçbir zaman böyle bir yaklaşımı olmadı. Öğretmenlerin ruh sağlığının nasıl olduğu hiçbir zaman gündem olmadı ve biz de çok zor günler yaşadık. Bu zor günleri yaşarken de öğrencilerimize uzaktan eğitime erişim için gerekli destek sağlanmamasına rağmen telefonlarla, WhatsApp üzerinden birebir kitap ulaştırarak öğrencilerimizin hayatına ulaşmaktan hiçbir zaman vazgeçmedik. Evet öğretmenler yalnız bırakıldı. Ve 16 Mart’tan okulların kapatıldığı günden bugüne baktığımızda evet başlangıçta dünya genelinde bir krizdi. Sağlık kriziyle birlikte bir eğitim krizi yaşıyorduk. Akut bir durumla karşı karşıyaydık. Eksikliklere dair de EĞİTİM SEN olarak eleştirilerimizi o dönemde de sürdürdük. Bir yandan da tüm eksikliklerin giderilmesi noktasında tüm önerilerimizle birlikte sürdürdük. Ancak aylar geçmesine rağmen öğretmenlerin hayatında, bizim hayatımızda ve öğrencilerimizin hayatında değişen hiçbir şey olmadı. Şu anda öğretmen arkadaşlarımız da çok ciddi sorunlarla karşı karşıya öncelikle sürekli öğrencilerimizin ihtiyaçlarını gündemleştirmeye, kamuoyu oluşturmaya çalıştık örneğin 6 milyon öğrencimizin hala uzaktan eğitime erişimi için gerekli cihazın sağlanmamış olması devlet tarafından açıklanabilir hiçbir karşılığı yoktur. Ders içeriklerinin hala öğrencilerimizin ihtiyacını esas alan çocuğun üstün yararını esas alan bir içerikte hazırlanmaması hala 30 dakikalık 40 dakikalık tek taraflı bilgi aktarımı üzerinden videoların öğrencilerimizin hayatında hiçbir karşılığının olmadığının görülmemesi, ders içeriklerinin tekrar hazırlanmaması yapılandırılmamasının açıklanabilir hiçbir tarafı yoktur. Düşünebiliyor musunuz bu kadar yaşamsal bir dönemden geçiyoruz ders içeriklerinde temel olan öğrencilerimizin ruh sağlığının güçlü tutulmasıyken buna ilişkin içeriklerin hazırlanmamış olması kabul edilebilir mi? Bu süreç bittikten sonra öğrencilerimizin hafızasında ne kalacak? Salgında yaşadığı kaygılar kalacak. Salgında kendisine dair, ailesine dair, yakınlarına dair, sevdiklerine dair kaybetme endişeleri kalacak. Ancak içeriği son derece öğrencilerimizin ihtiyacını karşılamayan, alanın gerçek bilgisine sahip olan öğretmen arkadaşlarımızla birlikte bu derslerin içeriklerinin planlanmasına ihtiyaç bile duyulmadığı son derece plansız bir süreçle karşı karşıyayız. Öğretmen arkadaşlarımız açısından da sizin belirttiğiniz gibi evet bizim içinde olağandışı bir durumdu.  Bu konuda gerekli hizmet içi eğitim çalışmaları yapılmamıştı. Bu konuda gerekli çalışmalar yürütülmemişti. Ve geldiğimiz bu süreçte bu noktadaki çalışmaların yürütülmediğini görüyoruz. Ve şu anda da öğrencilerimize ulaşmaya çalıştığımız araçlar kendi kişisel imkanlarımızla sahip olduğumuz araçlar. Bir konu hizmeti veriyoruz. Kullandığımız araçların uzaktan eğitimde kullandığımız araçların niteliği aynı zamanda öğrencilerimiz içinde daha nitelikli bir eğitim imkanı demek. Yani şu an bizim için tebeşir neyse sınıfta tablet ve bilgisayar da o şu anda. Yine öğretmenlerin teknik desteklerinin sağlanması gerekiyordu. Öğretmenlerin bu ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. Bu konuda da hala bir adım atılmadı ama hem öğrencilerimiz hem öğretmen arkadaşlarımız için bu talebimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Deneyim paylaşımları çok önemliydi örneğin. Milli Eğitim Bakanlığı gerekli ders içeriğini amaç- araç ilişkisine uygun öğrencilerimizin ihtiyacına uygun bir şekilde hazırlamadığı için öğretmen arkadaşlarımız kişisel buluşta son derece yaratıcı örneklerle öğrencilerimize ulaşmaya çalıştı. Öğrencilerimizin hayatına dokunmaya çalıştı. Bu kişisel deneyim paylaşımlarının mutlaka tüm öğretmen arkadaşlarımıza ulaştırılabilir hale gelmesi gerekiyor. Ve bu sıraladıklarım ve daha çok sayıda yapılması gerekeni uzak eğitim çalıştayı gerçekleştirdiğimizi söylemiştim. Önümüzdeki günlerde Milli Eğitim Bakanlığı ve tüm kamuoyuyla paylaşacağız. Milli Eğitim Bakanlığı bunu dikkate almak zorunda. Ve devamında şöyle bir durumla da karşı karşıyayız. Biz salgın döneminde de hem şu anda da uzaktan eğitimde de çalışmaya devam ediyoruz. Öğretmen arkadaşlarımız salgının ilk gününden bugüne sabahtan geç saatlere kadar öğrencilerimiz ne zaman ihtiyaç duyarsa son derece fedakarca öğrencilerimiz yanında olmaya devam ettiler. Ancak hem salgının ilk başladığı günlerde hem şimdi de mahalle denetim ekibi adı altında mesleki formasyonumuza uzmanlık alanımıza uygun olmayan ve sağlık riski taşıyan saha görevlendirmelerine mecbur bırakılıyoruz. Kendi uzmanlık alanımıza uymayan, Covid 19 teşhisi konulan ya da temaslı olan kişilerin evde bulunup bulunmadığını kontrol etme üzerinden bir görevlendirme hem öğretmen arkadaşlarımızın, eğitim emekçilerinin hem de tüm toplumun sağlığını riske atmaktır. Buradan da bir kez da bütün öğretmen arkadaşlarımıza eğitim emekçisi arkadaşlarımıza sesleniyoruz hiçbir eğitim emekçisi arkadaşımız yalnız değildir. Geçtiğimiz hafta kararımızı da paylaştık. Hem tüm şubelerimiz de paylaştılar üyelerimizle ve eğitim emekçisi arkadaşlarımızla. Uluslararası sözleşmelerden ve iç hukuktan kaynaklı haklarımız var. Hiçbir arkadaşımız sağlık riskine neden olacak koşullarda çalışmak zorunda değildir. Bu kararı hayata geçirmek, sağlık riski olan koşullarda çalışmayı reddetmekte en temel hakkımız aynı zamanda.

ENGİN KORKMAZ: Çok güzel. Hocam az önce bahsetmiştiniz ama şu konuyu tekrar derinlemesine bahsetmenizi rica ediyorum. Öğrencilerin yüz yüze eğitim alıp almaması, velilerin tercihine bırakılması sosyo- ekonomik bakımdan toplumda nasıl bir etki yaratır?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Okul öncesi ve birinci sınıf öğrencilerinin sizin de ifade ettiğiniz gibi yüz yüze eğitime başlamasının velilerin tercihine bırakılması ifade edildi. Baktığımızda yaşadığımız gerçekliği bu kadar iliklerimize kadar yaşamasak son derece demokratik bir söylemle karşı karşıyayız. Peki gerçeklik ne? Ailelerin sosyo- ekonomik durumları sahip olduğu olanaklardan bağımsız değerlendirilebilir mi?

ENGİN KORKMAZ: Mümkün değil.

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Annesi ve babası, salgında çalışmak zorunda bırakıldıkları bir durumda gerekli özgürce tercih etme hür bir karar verme hakkı verilecekse bu eşitsizliklerin giderilmesi noktasında devletin önlem alması gerekmez mi? Çalışmak zorunda kalan veliler, okullarda gerekli önlemler alınmadan, çalışmak zorunda bırakıldığı için çocuklarını okula göndermek zorunda kalmıyorlar mı bu durumda? Burada aslında çok temel sorularla karşı karşıyayız. Uzaktan eğitimde, salgında şu anda bunu çok net bir şekilde gördük. Yoksul ailelerin çocukları açısından eğitimden kopuşun çok çok hızlı bir noktaya geldiği gördük. Mesele tek başına velilerin tercihine bırakıyoruz meselesi değil. Milli Eğitim Bakanlığı siyasi iktidarlar, karar alıcılar bu noktada sorumluluklarını yerine getirecek mi? Örneğin ihtiyacı olan tüm öğrencilerimize mali destek, eğitim desteği verilecek mi? Eğer veliler özgürce bu kararı kullanabilecekse yüz yüze eğitime başlatma ya da başlatmama durumunda o zaman bu durumda ebeveynlerden birine ücretli izin hakkı verilecek mi? Uzaktan eğitimi tercih ederse eğer veliler gerekli cihazlara uzaktan eğitime ulaşamayan öğrencilerimiz için bu cihazlar ücretsiz olarak karşılanacak mı? EBA destek erişim destek noktaları kurulacak mı? Var olan durumun tespiti üzerinden tüm önlemlerin alınmadığı durumda sağlık açısından da eğitim açısından da eşitsizlikler daha da artacak. Bu çok net bir gerçeklik olarak ortada. Bu durumda da yine öğrencilerimizin eğitim haklarını savunmaya, devlete Milli Eğitim Bakanlığı’na yapması gereken sorumluluğu hatırlatamaya ve uyarmaya devam edeceğiz. Eğer bu koşullar sağlanmazsa herhangi bir şekilde özgür karar verme hakkında bahsedebilmemiz mümkün değil. Kesinlikle değil.

ENGİN KORKMAZ: Anlıyorum. Hocam böyle bir ortamda kamusal, bilimsel eğitimden bahsedebilir miyiz? Öyle bir ortamımız var mı?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Eşitsizliğin her gün daha da derinleştiği bir ortamdan bahsediyoruz. Yine öğrencilerimizin uzaktan eğitime dahi erişemediğinden bahsediyoruz. Yine arkadaşlarımızla yaptığımız çalışma da arkadaşlarımızın yüzde 94’ü uzaktan eğitime erişen, erişme imkanına sahip olan öğrencilerin de nitelikle bir şekilde uzaktan eğitime erişemediğini ifade etmekte. Örneğin eğitimdeki devamlılık en temel ilkelerden biridir. Yetmiş öğrencide sorumlu arkadaşlarımız çok çabalar göstermelerine rağmen ki uzaktan eğitim döneminde öğretmenlerin uzaktan eğitim araçlarını kullanması öğrencilerin sisteme girişinin 3- 4 katından daha fazlaydı. Buna rağmen 70 öğrencisi olan arkadaşımızın 2- 3 öğrenciyle uzaktan eğitim sürecini devam ettirdiğini ifade etmekte. Otuz öğrenciden sorumlu olan arkadaşımız 1- 2 öğrenciyle bu süreci sürdürdüğünü ifade etmekte. Bir yanda uzatan eğitime hiçbir şekilde erişemeyen bir yandan da erişse dahi uzaktan eğitimden nitelikli şekilde faydalanamayan öğrenci gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bilimsel eğitime ilişkin de bu kadar son derece kritik bir süreçten geçtiğimiz günlerde okullarda yüz yüze eğitim veya uzaktan eğitimde her türlü etkinliği gerçekleştirmek üzerinden örneğin TUGVA ile bir protokol imzalandı. Hala önceliğin bilimsel eğitim, kamusal eğitim olmadığını hala piyasalaştırma ve bilimsel eğitimi reddeden politikaların hızlıca hayata geçirildiğini görüyoruz. Kamusal ve bilimsel eğitimden bahsetmemiz mümkün değil.

ENGİN KORKMAZ: Hocam bir taahhütname olayı var. Bu gerçekten önemli bir konu. Çocuklarını okula gönderecek ailelerden taahhütname isteniliyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen arkadaşlarımızın, öğrencilerimizin, eğitim emekçilerinin sağlığından sorumludur. Taahhütname imzalatılmasının bir sorumluluktan kurtulma aracı olarak görüyoruz ve kesinlikle ve kesinlikle kabul etmiyoruz. Bir karşılığı yoktur. Gerçekliği de yoktur. Taahhütname imzalamaması velinin öğrencilerin yüz yüze eğitime başlatılmama gerekçesi olarak kabul edilemez. Her durumda kamusal eğitim hakkı düzenlenmiştir. Anayasa’da düzenlenmiştir, uluslararası sözleşmelerle düzenlenmiştir. Velilerimiz taahhütname imzalasa da imzalamasa da ki imzalamamak da en temel haklarıdır. Öğrencilerin yüz yüze eğitime başlatılması noktasında bir kararı olduğu durumda okul idaresi öğrencilerimizi yüz yüze eğitime başlatmak durumundadır. Asıl taahhütname imzalaması gerekenler velilerimiz değil, Milli Eğitim Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve tüm karar alıcılardır.

ENGİN KORKMAZ: Feray Hocam Milli Eğitim Bakanı’nın yakın zamanda bir açıklaması var. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin öğretmenlere gittiğinin bu yüzden yatırım yapamadıklarına dair bir açıklama yapmıştı. Bütçe gerçekten öğretmenlere mi gidiyor? Öğretmenlere gitmiyorsa nereye gidiyor?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Bahsettiğiniz toplantı hepimizin yüz yüze eğitim başlayabilecek mi başlamak için yeterli koşullar hazır mı? Uzaktan eğitimde öğretmenlerin, öğrencilerin sorunlarının giderilmesi noktasında gerekli adımlar atılacak mı? Ve en temel soru tüm bu sorunların giderilmesi için de yeterli bütçe ayrılacak mı açıklamasını beklediğimiz bir günde gerçekleşti. Milli Eğitim Bakanı eğitime yeterli bütçe ayrılmamasının gerekçesini öğretmen maaşları olarak gösterdi. Öncelikle yine hepimizin hayatlarından ve öğrencilerimizin eğitim haklarından sorumlu olanlar bu noktada sorumluluklarının gerekliliklerini yerine getirmemenin karşılığı olarak öğretmenleri tartıştıran bir dil yaratmaya çalıştılar. Birinci temel sorun bu. Hepimiz biliyoruz ki asıl sorun öğretmenlerin maaşları değil eğitime yeterli bütçe ayrılmamasıdır. Son derece sınırlı bütçe ayrılmasıdır ve temel sorunun bu olduğunu biliyoruz. Kaldı ki tüm emekçiler gibi öğretmen arkadaşlarımız, eğitim emekçisi arkadaşlarımız da yoksulluk sınırının altında hatta kamuda, özelde ücretli, güvencesiz koşullarda, asgari ücretin dahi altında çalıştırılmakta. Son derece ciddi sorunlar yaşamakta zaten var olan durumda arkadaşlarımız. İkinci temel sorun da eğitimi meta olarak gören eğitimi satın alınabilir olarak tanımlayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarından önce Özel Okullar Derneği Başkanı önceki haftalarda okulların açılmaması gerekçesi üzerinden öğretmenleri hedef göstermiş ve öğretmenleri çalışmak istememekle suçlayan fütursuzca bir açıklama yaptı. Bütün öğretmenlerin haklarından sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanı bu fütursuzca açıklama yapan, eğitimi ticaret olarak gören, okulları ticarethane, öğretmenleri ucuz iş gücü, öğrencileri- velileri müşteri olarak gören bu anlayışa karşı bir ses dahi çıkarmadı. Aslında aynı anlayışın devamını öğretmen maaşlarını yük olarak gören bir yaklaşım da görüyoruz ki dünyanın her yerinde nitelikli bir eğitimden bahsedeceksek öğretmenlerin kendini değerli ve güvende hissettiği ve insanca yaşam koşullarına sahip olduklarında nitelikli eğitimden bahsedebiliriz. O toplantıda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapması gereken öğretmenlerin daha iyi ekonomik koşullarda çalışabilmesi için, yaşayabilmesi için neler yapılacağı konusunda açıklamaydı. Güvencesiz çalışmaya son verilmesi açıklamasıydı. Yine hukuksuzca ihraç edilen arkadaşlarımızın hukuksuzluk sürüyor ve hukuk süreci bitene kadar tüm arkadaşlarımız Milli Eğitim Bakanlığı çalışanıdır. Bu kadar öğretmene ihtiyaç olduğu dönemde arkadaşlarımızın görevlerine iade edilmesine yönelik adım atılması gerekirdi. Ataması yapılmayan arkadaşlarımızın yine hem mesleki hakları hem öğrencilerimizin eğitim hakkı açısından bu açıklamanın yapılması gerekirdi. Okullarda öğrencilerimizin yüz yüze eğitime harcanması için tüm kamu kaynaklarının olağan gücümüzle kullanacağız açıklaması yapılması gerekirdi. Tüm bu açıklamamaların yapılması yerine öğretmenlerin maaşları üzerinden bir tartışma yaratıldı. Bunu kabul etmiyoruz tabi ki bunu reddediyoruz bu açıklamayı ama eğitimi kamusal bir hak olarak görmeyen demin ifade ettiğim gibi eğitimi alınır- satılır bir meta olarak gören ve özelleştirme politikası ve bir özel okul sahibinin bakış açısıyla kamusal bir hak olarak görmediği eğitimde de kamu maliyetlerini de öğretmenlerin, kamu emekçilerinin maaşlarını daha da azaltma üzerinden değerlendiren bir bakış açısının yansımasıydı bu açıklama.

ENGİN KORKMAZ: Hocam, EĞİTİM SEN vaka olan okulları açıklıyor. Bu konuda çalışma yapıyor. Bakanlık, EĞİTİM SEN’in bu açıklamalarını dikkate alıyor mu? Dikkate almalı mı?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Bizim tüm açıklamalarımızı takip ettiklerini görüyoruz, biliyoruz. Tabi ki dikkate almak zorunda.  Öncelikle EĞİTİM SEN olarak biz okullarda Covid teşhisi konan ve temas olan arkadaşlarımızın olduğu okulları paylaşarak tarihsel ve toplumsal sorumluluğumuzun gerekliliğini yapıyoruz. Yüz yüze eğitimin başlayabilmesi için, herhangi bir öğretmen arkadaşımızın, eğitim emekçi arkadaşlarımızın bir sağlık problemi yaşamaması için, öğrencilerimizin sağlık riski koşullarında yüz yüze eğitime başlatılmaması için ve yine Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yüksek öğretim kurumlarında çalışan tüm arkadaşlarımız ve tüm öğrencilerimizle birlikte 30 milyona aşkın bir nüfustan bahsediyoruz. Öğrencilerimizin ebeveynleri ve temas ettiğimiz tüm toplum kesimleriyle birlikte aslında toplumun sağlık hakkından halkın sağlık hakkından bahsediyoruz. Okulları kayıt altına alarak. Okulları kayıt altına almayı da sürdürmeyi devam edeceğiz. Milli Eğitim Bakanı bizim okullara ilişkin gerekli önlemlerin sorumluluklarını hatırlatmamızı istismar olarak niteledi. Asıl istismarı yapanlar, asıl istismarı gerçekleştirenler hepimizin sağlık hakkıyla ilgili önlemleri almayanlardır. Öğrencilerimizin eğitim hakkı açısından yapılması gerekenleri yapmayanlardır. Biz bir eğitim sendikasıyız. Bilimsel bilgiyle hareket ederiz. Somut, şeffaf bilgiyle hareket ederiz. Gerçeği görmeden, gerçekle yüzleşmeden hangi adımların atılacağının planlanması mümkün değildir. Önce sorun tespit edilmelidir. Önce gerçekle yüzleşilmelidir. Bu var olan bilimsel, şeffaf bilgi üzerinden önlem alınmalıdır. Milli Eğitim Bakanı’nın o gün ne yapması gerekirdi. Covid tanısı konan ve teması olan arkadaşlarımızın bulunduğu okullarda hangi önlemlerin alındığını tüm kamuoyuyla paylaşması gerekirdi ve bundan sonrada paylaşmak zorundalar. Eğer yüz yüze eğitime başlanılacaksa yüz yüze eğitim başladığında salgın yayılımı artması noktasında önlem alınacaksa okullarla ilgili de hangi önlemleri aldıklarını hepimize açıklamak zorundalar. En temel hakkımız bu hepimizin yaşamlarımızdan bahsediyoruz. Şunu da son kez söylemek istiyorum. EĞİTİM SEN olarak geçmişten bugüne TÖS’ten TOBDER’den EĞİTİM SEN’e iktidarların tercih ettiği ya da hoşuna giden sözleri değil bizim tarihsel ve toplumsal sorumluluğumuz olmasını doğrultusunda yapılması gerekenleri uyarmaya ve hatırlatmaya devam ettik. Bunu da sürdüreceğiz ve yapacağımız açıklamaların içeriğine her zaman biz karar verdik ve eğitimde bilim emekçileri ve öğretmenler olarak biz karar vereceğiz. Çok önemli çok tarihsel bir sorumluluğu arkadaşlarımızla birlikte sürdürüyoruz ve yine Milli Eğitim Bakanlığı’na ve tüm karar alıcılara gerekli önlemlerin alınması noktasında tüm önerilerimizi sürdüreceğiz ısrarla.

ENGİN KORKMAZ: Hocam ağzınıza yüreğinize sağlık çok kısaca son sözlerinizi alabilir miyim?

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: Son sözüm aslında yine az önce ifade ettiğim cümleyle başlayayım. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm eğitim kurumları ve yüksek öğretim kurumlarıyla birlikte 30 milyonu aşkın ve yine velilerimizle ve bugünümüze ve geleceğimize dair umudunu kesmeyen herkesle birlikte bu toprakların tamamıyız. Çok büyük bir gücüz ve bu süreçte bir kez daha gördük ki kamusal eğitim, kamusal eğitim mücadelesi hem eğitim emekçilerinin insanca ve güvenceli çalışma koşulları açısından hem de öğrencilerimizin eğitim hakkı açısından yaşamsal bir mesele. Biz bu dönemde öğrencilerimizin kamu okullarıyla özel okullar arasında, kamu okullarının kendi olanak farklılıkları nedeniyle kendi arasında, kırsal kesimde yaşayan öğrencilerimizle kentte yaşayan öğrencilerimiz arasında, mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılan öğrencilerimizin yaşadığı mağduriyetleri bir kez daha çok net bir şekilde ortaya çıktı. Özel eğitim gereksinimi olan öğrencilerimiz, anadili Türkçe olmayan öğrencilerimiz, mülteci, göçmen çocuklar yani yaşanan eşitsizliğin çok daha derinleştiği bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Ve tercihinde bizden yana olmadığını gördük ama o kadar büyük bir gücüz ki bu tercihi değiştirmek bizim elimizde ve önümüzdeki hafta 21 Eylül’den önce illerde, bahçelerde, parklarda öğretmen arkadaşlarımızla, eğitim emekçisi arkadaşlarımızla buluşmaya, velilerimizle buluşmaya hem yüz yüze eğitimde alınması gereken önlemleri hem uzaktan eğitimdeki eşitsizliklerin giderilmesi noktasındaki uyarılarımızı hem de haklarımıza, öğrencilerimizin eğitim hakkına sahip çıkma mücadelemizi ülkenin dört bir yanında hayata geçireceğiz. İlmek ilmek öreceğiz kamusal eğitim mücadelemizi ve çağrımız bu mücadeleyi hep birlikte daha da güçlü bir şekilde örme çağrısıdır ve bunu yapabilecek gücü kesinlikle ve kesinlikle hepimizin ellerinde olduğunu çok iyi biliyoruz. Tarihten buna karanlıkları aydınlıklara çevirdiğimiz o kadar çok o kadar çok örnek var ki ve bu salgını da hep birlikte dayanışmayla hep birlikte birbirimizin nefesine nefes, sesine ses olarak birlikte atlayacağız. Ve son bir cümle bütün bu süreç salgından bugüne eğitim emekçilerine, eğitim sendikalarına, öğretmenlere rağmen yürütüldü. Ancak bundan sonraki sürece dair bu kadar salgın yayılımının arttığı noktada Milli Eğitim Bakanlığı ilgili bakanlıklar ve tüm karar alıcılar için bundan sonraki süreci ortak akıl ve toplumsal mutabakat üzerinden bir tercih değil zorunluluktur. Süreç, eğitim emekçilerini, velileri, öğrencilerimize rağmen yürütülemez. Tüm bu salgınla birlikte yaşadığımız süreci tekrar aynı cümleyle tamamlamış olayım hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Hiçbir öğretmen arkadaşımız, hiçbir eğitim emekçisi arkadaşımız ve hiçbir öğrencimiz yalnız değildir. Her yerde olmaya sesimizi en güçlü şekilde haykırmaya devam edeceğiz.

ENGİN KORKMAZ: Hocam tekrar ağzınıza yüreğinize sağlık. Evet bu akşam EĞİTİM SEN Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ile birlikteydik. Eğitimde yaşananları, pandemi sürecinde okulların açılıp açılmamasını konuştuk. Kendisine bize verdiği güzel bilgiler için teşekkür ediyorum. Buradan da ben tüm eğitim emekçisi dostlarımıza bizi izleyen eğitim emekçisi dostlarımıza izleyen izlemeyen tüm eğitim emekçisi dostlarıma selam gönderiyorum. Feray Hocam tekrar ağzınıza sağlık. Görüşmek üzere umarım sağlıklı günler en kısa zamanda bizi bulur diyorum. Herkese iyi akşamlar.

FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: İyi akşamlar. 

Not: Yardımlarından dolayı Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi doktora öğrencisi ERDEM DURU'ya teşekkür ederiz

 
Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: