Antalya
10.09.2020
A

SALDA GÖLÜ’NDE MESELE CÜZDAN OLUNCA  

Ağustos ayının son günlerinde Burdur Valiliği “Salda Gölü’nü Koruma ve Kullanım İlkeleri Konulu” bir toplantı düzenledi. Toplantıda, Salda Gölünü gelecek kuşaklara en iyi şekilde miras bırakmak amacıyla görüş alış verişinde bulunulduğu duyuruldu.

Kuşkusuz bu tür toplantılar yararlıdır, gereklidir. Yalnızca Yeşilova ve Burdur’u değil, ülkenin sınırlarını aşan bir dünya değeri söz konusu olduğuna göre toplantının göstermelik ve yüzeysel olmaması gerektiği beklenir.

Burdur Valiliğinin sitesinde bu toplantı ile ilgili önceliğin “…Salda Gölü ve çevresinin doğal güzelliğinin korunması ve sonrasında koruma kullanım dengesi içerisinde bölge halkına, Yeşilova İlçemiz ve İlimiz Turizmine katkı sağlanması için çalışmalar yürütülmesi” olduğu açıklanmış.  

Öyle anlaşılmaktadır ki Burdur’un yeni Valisi de, Salda gölü ve çevresinin doğal sit alanı ve  sulak alan olarak sahip olduğu biyolojik çeşitliliği, jeolojik ve kimyasal özellikleri bakımından barındırdığı endemik ve nesli tehlike altındaki türlerin barınma, beslenme ve üremeyi sağlayan önemli doğa ve önemli kuş alanı kriterlerine sahip olduğu, Mars gezegeninin yüzey özelliklerini taşıdığını, mevcut düzenlemeler nedeniyle gölün özelliklerini yitirmeye başladığını, suyunun çekildiğini, canlı ve cansız türlerinin yok olma  tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyan bilimsel tespitleri kendi ilgi alanı içine almak istemiyor.  

Millet Bahçesi, projesi, ihalesi, devam eden davaları, kılıfına uydurulan usulsüzlükleri, yasa dışı işlemleri, örtbas edilen doğa kıyımları, utanmazca sürdürülen resmi kaçak yapılaşmaları ile bütün bunların üstüne tüy dikercesine, bu alanda daha neler yapabiliriz üzerine toplantı düzenlemek, en hafif deyimi ile “ el insaf minel vicdan”  demekten başka bir söz akla getirmiyor.

Önceki Vali zamanında, canlı niteliğindeki biyomineralizasyonla oluşan beyaz kumullar, iş makineleriyle kamyonlara yüklenerek taşınmış, toplumda infial yaratmıştı.  

Bu duruma milyonlarca canlıyı ezerek yok ettiniz diye feryat eden; değil göle girmek, kıyısına ayak bile basmayın demekten dilindeki tüy biten bilim insanları, Salda Gölünün  iki milyar yıl önce oluşan ve oksijen üreten tek hücreli siyanobakterilerinin dünyada yaşadığı ender yerlerden biri olduğu ve bu nedenle burasının kesin korunması gereken hashas alanlardan olduğu başka nasıl ifade edebilirler acaba ?

Çok değil daha birkaç ay önce Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Prof.Dr. Celal Şengör  bir televizyon programında Salda Gölünde olup bitenlere yönelik  “tabiatla böyle edepsizce ve şuursuzca işlere girerseniz çok kötü cevabını alırsınız” demiş, kuruyan göller, sular altında kalan havaalanlarının örneklerini vermişlerdi.  

Salda Gölünü Koruma Derneği ise, Salda Köyünün kanalizasyonun göle boşalmasını durdurun, yalnızca seyir terasları yapılsın, alış veriş, konaklama ve dinlenme yapıları göle yakın köylerde oluşturulsun, beyaz kumullara ve göle zarar verici düzenlemelere, sahilde yer alan millet bahçesi projesine ve yapılaşmalarına son verilsin uyarılarını yapmaya devam ediyor.

Bütün bu uyarılara rağmen halihazır öngörülen yapılaşmaları ve organizasyonları nasıl daha etkin hale getiririz hesapları içinde olmak, sonuçta ziyaretçilerin beyaz kumullarla ve gölle temasını, çamur ve göl banyosu dahil bu alanda daha fazla temerküz etmelerini (toplanmalarını) sağlamaktan başka bir işe yaramayacaktır.

İlla ki “cüzdan “ diyen “resmi otorite”, hiç kuşku duyulmamalıdır ki yalnızca “otoritesine ” güvenerek hareket etmektedir. Resmiyetinin toplum nezdinde zerre kadar saygınlığı kalmamıştır.  Bilimle ortak akıl ile de işine geldiğine göre ilişkilenmektedir. Siyasi iradenin tek adam buyurganlığı altında kendi bildiğini okuma pratikleri, yukarıdan aşağıya yer alan bütün aktörleri bu çarkın her an değiştirilebilir sıradan birer dişlisi haline getirmiştir.  

O nedenle Salda Gölünü veya korunması gereken bütün tarihi, kültürel ve doğal değerlerimizi kendi istikballeri için doldur boşalt para kazanılacak, turnikeler oluşturulup para sayılacak mekanlar haline getirmeye konuşlanan siyasi iradenin hükümranlığı sona erdirilmedikçe, ortak alanlarımıza ve kamusal çıkarlarımıza sahip çıkmak mümkün olamayacaktır.  

Paylaş
ETİKETLER:
Yok