Antalya
24.05.2020
A

İnsanın bütün yolculukları kendine, bütün koşuşturması, telaşları, seçimleri, sevgilileri, arkadaşları, eşi, varoluşsal sancıları her biri kendine giden yolda bir sapak. Bu yolda karşılaştığı duyguları, beklentileri, suya düşen hayalleri, umutları,  sevdiği ve sevmediği şeyleri keşfettiği bütün süreçleriyse kendini tanımak için, ruhuna koyduğu mihenk taşları.

Sahi ben/sen ne severim?

Hayatımızda uzunca bir süre bunların farkında bile olamıyoruz aslında. Çünkü yetişkinliğe erişmek için uzunca bir süre büyüme gelişmeyle geçiyor, aile, okul, sosyal çevre vb şekillendiriyor bizi. Çevrenin  etkisiyle yapıyoruz bu dönemdeki  seçimlerimizi ya da tam tersi onlara olan isyanımızla. İsteklerimizin, ihtiyaçlarımızın hatta bazen duygularımızın bile farkında olmadığımız zamanlar var hayatımızda çokça. Toplum tarafından kabul görmek, takdir edilmek, sevilmek için büründüğümüz roller de tabi. Mesela o gün istemediğimiz halde, arkadaşlarımıza ayıp olmasın diye gittiğimiz davetler, özel günlerde yapılan mecburi akraba ziyaretleri.

Tüm bunların yanı sıra toplumsal öğretilerle şekil alan bir benlik oluşturuyoruz kısacık ömrümüzde. Çoğu zaman bakmıyoruz bile kendimize “ben ne severim, bunu gerçekten istiyor muyum, bu adam ya da kadınla ilişkide olmak bana mutluluk verir mi?” diye. Kendimizi keşfetmeye, anlamaya başladığımız zaman önce sarsılmaya başlıyoruz, ben aslında bunu sevmiyorumlar ya da ben neyi severimler dolaşmaya başlıyor zihnimizde ve ilk kez o zaman bakıyoruz kendimize.

Mükemmel biçimde kusurluyuz.

Bunca zaman kendimizden başka herkes olmamızı isteyen bir toplumla yüzleşiyoruz ardından. Bu toplum, bizden güzel, başarılı, iyi bir işe sahip, insan ilişkileri harika olan ve süper ebeveynler olmamızı bekliyor her zaman. Kabul görmenin ön koşulu, en yakınımızdan en uzak çevremize kadar  mükemmel biri olmamız sanırım. Unuttuğumuz şeyse “mükemmel bir biçimde kusurluyuz aslında”. Kendin olmak tüm kusurlarınla hayatta var olabilmek; mutluluklarına, yaslarına, yaralarına seçimlerine sahip çıkarak, bugün sevdiğin şeylerin yarın değişeceğini bilerek üstelik. Kendimiz olabilmek için verdiğimiz tüm savaşlar, yaşadığımız aşklar, okuduğumuz kitaplar, gittiğimiz yollar, bütün o karşılaşmalar, aldığımız tüm kararlar ve vazgeçtiğimiz tüm insanlar bizi biz yapan şeyler.

Tercihlerimizle, kusurlarımızla ve sevdiklerimizle değerliyiz.

Her birimiz bambaşka güzelliklerle dünyaya geldik, farklılıklarımızla, heyecan ve sevinçlerimizle. Düşünsenize aynı ailede büyüdüğümüz kardeşimizle bile ortak zevklerimiz yok. Kendi otantik benliğimizle var olabildiğimiz kadar mutluyuz bu hayatta. Başkalarından önce kendimizi fark ettiğimiz, kendimizi sevdiğimiz ve kendimize şefkat verebildiğimiz ölçüde üstelik. Kendimizi keşfettiğimizde ve başkaları kadar kendimizi önemsediğimizde yolculuğumuz çok daha keyifli bir hal alacak.

Çünkü insanın tüm yolculukları kendine, tüm derdi kendiyle, o yüzden bütün bu hoyratlığı. Ah bir fark etsek bunu, ne güzel ne anlamlı olacak hayat. Kendimize sarılsak önce, görmezden gelmesek duygularımızı, tercihlerimize sahip çıksak, belki o zaman bu kadar çok eleştirmeyiz de başkalarını, saygı duyarız her birimizin kendilik hallerine. Dileğim bir gün herkesin yolunun kendisiyle kesişmesi…

Paylaş
ETİKETLER:
Yok