Antalya
05.05.2020
A
ÇEVRE , GÜNCEL , YAŞAM , TARIM
Felakete sürükleniyoruz
Felakete sürükleniyoruz

Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Derya Ünver, coronavirüs günlerinde dahi doğa tahribatının acımazca devam ettiğini söyledi. Salda Gölü’nden sonra Beyşehir Gölü’nün de turizme açılması için çalışma başlatıldığını belirten Ünver, “Felakete sürükleniyoruz. Çevre tahribatına ‘dur’’ demezsek, çevre insanoğluna ‘dur’ diyecek” uyarısında bulundu

Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Derya Ünver, coronavirüs salgını günlerinde yaşanan çevre tahribatına değindi. Covid-19 pandemisi ile insanların evinde kaldığını ve bu sayede doğanın yeniden kendini bulduğunu belirten Ünver, “Bir taraftan coronavirüs vaka sayılarını incelerken diğer taraftan boğazda yüzen yunusları, yaban hayvanlarının şehre inmesi, hava kirliliğin azalması gibi çevresel olayları da konuşmaya başladık. İnsanoğlunun yaptığı çevre tahribatları, kirlilikler, diğer canlıların yaşamlarını hiçe sayması salgın hastalıkları ve iklim felaketlerini de beraberinde getirdiğini yaşayarak öğrendik” dedi. İnsanoğlunun  kentleşme, madencilik, yeni tarım alanları, yeni yollar gibi faaliyetler nedeniyle ormanlara ve ekosisteme zarar verdiğini belirten Ünver, “Ormansızlaşma ve ekosistem tahribatı ise iklim değişikliğini tetikliyor. İklim değişikliği; sıcak havalar, sel ve taşkınlar, yangınlar, hortumlar gibi afetlerle can ve mal kaybına sebep oluyor. Her geçen gün temiz su ve gıdaya ulaşmanın daha zor olacağını biliyoruz.  Dünya Sağlık Örgütü iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanabilecek su ve gıda kriziyle bağlantılı olarak 2030-2050 yılları arasında yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcaklık stresi nedeniyle her yıl 250 bin erken ölüm beklerken doğal kaynaklarımızı çok dikkatli kullanmalıyız” dedi.

YANLIŞ SU YÖNETİMİ

Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurgulayan Ünver, “Yeraltı sularının tarımda yanlış kullanılması, su kaynaklarının çevresinin etkileri değerlendirilmeden imara açılması, akarsular üzerine yapılan baraj ve göletler, insan eliyle kurutulan göller ve havza yönetiminin yeterli düzeyde yapılamaması su kaynaklarımız üzerindeki stresi artırmaktadır” dedi.

SALDA GÖLÜ ÖRNEĞİ

Yakın tarihteki doğa tahribatlarını hatırlatan Ünver, “Salda Gölünde Millet Bahçesi yapımı işi TOKİ tarafından henüz ÇED süreci sonuçlanmadan ihale edildi. Pandemi nedeniyle bölgeye girişlerin engellendiği süreçte iş makineleri ile huntit mineralleri yol yapımı için başka bir alana taşınarak tahrip edilmiştir. Tahribatın ekosisteme verdiği zararları ve bizlere nasıl bir olumsuz etki ile döneceğini henüz bilmiyoruz. Salda Gölü, 20’si endemik 301 sucul ve karasal bitki türüne, 114 omurgalı canlı ve 69 kuş türüne ev sahipliği yaptığı kapalı bir tatlı su ekosistemidir. Millet Bahçesi Projesi iptal edilmez ve göle girilmeye devam edilir, yakın çevrede zehirli tarım ilaçları kullanılmasının önüne geçilmez, gölü besleyen akarsuların önüne yapılan bütün göletlerin kapakları açılmazsa tüm bu ekosistemi elbirliği ile yok ederiz” diye konuştu.

BEYŞEHİR GÖLÜ DE TEHLİKEDE

Diğer göllerden de örnekler veren Çevre Mühendisleri Odası Şube Başkanı Derya Ünver, “Ramsar alanı kapsamında olan Burdur Gölünün seviyesi her geçen gün daha çok çekilmektedir. Gölü besleyen yeraltı sularının halk tarafından bilinçsizce kullanımı ve derelerin üzerine baraj ve göletler, çekilmenin en önemli sebepleridir. Benzer şekilde Beyşehir Gölüne marina, plaj ve kamp alanları yapılarak cazibe merkezi haline getirileceğini öğrendik. Beyşehir gölü Türkiye’nin en büyük tatlı su gölüdür; yeraltından Eğirdir Gölüne bağlıdır ve düdenlerle de Antalya’nın önemli içme suyu kaynağı Manavgat Çayını beslemektedir. Yani Konya’da yaptığımız tahribat Isparta ve Antalya’yı etkilemektedir. Görüyoruz ki ekosisteme etki edecek her davranış sadece kendi bölgesini değil çok geniş alanları etkilemektedir. Bu sebeple artık faaliyetlerimizin çevreye etkisini entegre düşünmek zorundayız.  Yapılacak bir marina, bir millet bahçesi sadece marina ve millet bahçesi demek değildir. Bölgede taşıma kapasitesisin üzerinde oluşacak insan yükü demektir, insanla birlikte oluşacak atıklar ve kirlilik te demektir. Göllerin kuruması sadece bölgede yaşayan hayvan ve bitkileri olumsuz etkilemeyecektir.  Biz insanlara da büyük zararlar verecektir. Örneğin göllerin kuruyan alanlarından oluşan tozlar insanlarda solunum yolu hastalıklarına sebep olacaktır. Göçmen kuşlarının gelmemesi zararlı böceklerin artmasına yol açacak, tarımda daha fazla pestisit kullanılacak ve insan sağlığına zarar verecektir” şeklinde konuştu.

 

GELECEKTE EN ÖNEMLİ DEĞER TEMİZ HAVA VE TEMİZ SU

“Bireylerden başlayarak tüm otoriteler bu bilinçle hareket etmelidir. Çevreyi korumayan, temiz enerji kaynaklarına yönelmeyen, ekonomik faaliyetlerini çevre faktörünü göz ardı ederek oluşturan ulusları gelecekte susuzluk, açlık ve iklim felaketleri beklemektedir” diyen Ünver, sözlerini şöyle tamamladı: “Ülkemizde de vatandaşımızın yapılan her türlü çevre tahribatına tahammülünün kalmadığını görmekteyiz. Devlet politikalarında ve yerel yönetim çalışmalarında vatandaşın hassasiyeti göz ardı edilmemelidir. Yerel yönetimlerce imara açılması planlanan bölgelerin çevresel riskleri doğru değerlendirilmelidir. Kaynak tüketiminin fazla olduğu binalardan başlanarak “Yeşil Bina” sertifikasyonlarına geçilmelidir. Atık yönetimindeki aksaklıklar giderilmeli ve ruhsat aşamasında atık ünitelerinin bulunması kriter haline getirilmelidir. Trafik önemli bir hava kirlilik parametresidir. Yerelde hava kirliliğini önlemek için toplu taşıma özendirilmelidir. Yerel yönetimler toplu taşımada hijyen kriterlerini sağlayarak topluma güven vermelidir. Ormanlarımız, sulak alanlarımız, denizlerimiz, akarsularımız, göllerimiz; tabiat varlıklarımız milli servetimizdir ve korumak zorundayız” Engin KORKMAZ

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: