Antalya
23.03.2020
A

 

Günlerdir dünya gündeminde  yakından takip ettiğimiz salgın maalesef artık bizim de hayatımızın bir parçası. Bu süreçte yaşanan  okullara ara verilmesi, sosyal mesafelendirme derken neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz hepbirlikte. Haberler ve sosyal medya yakın markajımızda, evlerimizden gerekli olmadıkça çıkmıyoruz.

 Evet süreç konusunda kaygılıyız da ama bireysel çözümleyebileceğimiz bir durum yok malesef.. Toplumsal birliği destekleyebiliriz evlerimizde kalarak, ailemizle oyunlar oynayabilir, filmler izleyebiliriz, düşünsenize ne zamandır şöyle evde kalıp rahat rahat okuyamadığımız o kitaplara vakit ayırabiliriz.. Ya da köylerimize dönebiliriz bir süre doğayla iç içe olup şöyle bir kendi içimize bakabiliriz. Kimimiz çocukluk anılarını yad eder, kimimiz aile bağlarını güçlendirir, yürüyüşler, keyif sohbetler, arkadaşlarla yapılan telefon  görüşmeleri de oldu mu zaman nasıl geçer anlamayız.

 

Hayat tüm duyguları yaşadığımız bir sahne adeta ve bu sahnede, bazen çok güzel anlar var, bazen de oldukça sıkıcı ve zor zamanlar.  Sanırım bu aralar bizler zor zamanlardan geçiyoruz  belirsizlik, hastalığın bulaşna riski ve özgürlüğünün kısıtlanması, bir takım kaygısal durumlar oluşturuyor. Hissettiğimiz şey o kadar gerçek ve doğal ki üstelik yalnız değiliz bu duygularda.

 Hepimiz bireysel olarak planlarımızın tutmadığını, hayatın birden ne kadar değiştiğini görmüşüzdür iyi ya da kötü... Fakat bu aralar toplumsal olarak yaşanıyor bu süreçler. Bazen birbirimize oldukça desteğiz bu toplumsal süreçlerde, bazense nefret söylemleriyle kırıcı ve inciticiyiz. Sosyal medyada yapılan yorumlar ve yargılardan bahsediyorum, konuyla ilgili uyarılarda bulunan ya da bilgi verenlere karşı. Oysa bunları görüp görmemek bizlere bağlı, hakaret söylemleri yersiz.  

Elbette ki bu süreci keyifli bir hale dönüştürmeye çalışırken  korkuyoruz, herkes gibi  ben de bu kaygıya düşüyorum ara ara. Bilgi kirliliğine maruz kalıp, fazla haberleri izlemekten kendimizi alamadığımızda hemen algı yönümüzü değiştirmeliyiz belki de.  Şu sıralar tatsız bir rüya görüyoruz ancak uyanırsak ve rahatlamış keyifli bir şekilde tekrar yatarsak atlatırız o rüyanın etkisini..

 Olumlu düşünmek ve iyi temennilerde bulunmak bize iyi gelicektir, güzel bakmanın her zaman iyi geldiği gibi.. Umarım bir an önce virüs salgınından tüm Dünya kurtulur, umarım insanlar bir takım dersler almış olur ( tüketim çılgınlığı, çevre kirliliği, iklim değişikliğine sebep olma, nefret söylemleri, ırkçılık ve daha bir sürü şey).  Çünkü bazen evrenin mesajlarını almak gerekir.

Neyse ki tüm duygular ve durumlar gibi bu süreçler de geçici. Emin olun 5 ay sonra bunları düşünmüyor, yeni gündemleri konuşuyor olacağız.

Kendi içsel çelişkilerimizin, bireysel plan bozukluklarımızın bir an önce gelmesini  temenni ediyorum ve inanıyorum pek yakında normale döneceğiz.

 Zombielerin falan geleceğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz ya da bir uzaylı saldırısı olmayacak yakınlarda.

 

 Fakat lütfen şunu unutmayalım bu dünya hepimizin. Ancak doğanın  bir parçası olduğumuzu hatırladığımızda, onu incitmeyi ve tüketmeyi bıraktığımızda bize sunduğu güzelliklerin tadını çıkarabiliriz.

Tıpkı doğadaki gibi birbirimizin farklılıklarını  kabullenip saygı duyduğumuz, birbirimizi sevdiğimiz ve kalpten bağlar kurduğumuzda toplumsal ve bireysel yaşanan  aksaklıkların üzerinden kolayca gelebiliriz.

Çünkü Dünyayı güzellik kurtaracak! Bizler sevmeyi, kabulü, saygıyı öğrenip, duygumuzu ihtiyacımızı fark ettiğimiz ve doğadan kopmadığımız  sürece belki de...

Şimdi sevgi bağlarımızı güçlendirecek şeyler yapalım, olumlu düşünelim, bireysel sorumluluklarımızı yerine getirelim, bakın göreceksiniz  kısacık sürede atlatacağız bu virüslü günleri, el ele kol kola istediğimiz kadar sarılacağız birbirimize. Şimdilik  uzaktan kucaklayalım birbirimizi, az görüp çok konuşalım.

Güneşli güzel günler diliyorum efendim,  motorları maviliklere sürdüğümüz.

Sevgiler…

Paylaş
ETİKETLER:
Yok