Antalya
09.03.2020
A

Gazetecilerin gerçekleri söylemesi bir sorumluluk ve görevdir. Aksine yalan haber üretmek, gerçeklerin üzerini örtbas etmek ise halkın doğru haber alma hakkına müdahaledir.  Türkiye’nin bu konuda sicili oldukça bozuk. Basın üzerinde hükümetin kontrolü öyle bir hal aldı ki durum tek kelimeyle ibretlik.   Basına yönelik müdahalelerin gerekçeleri farklılaşmakla birlikte niyet hemen hemen hep aynı. İktidar söylenmesini istemediği, duyulmasından çekindiği her gerçeği bir güvenlik ya da hakaret içinde değerlendirip hedef gösteriyor.

 

Örneğin bir yolsuzluğun haber yapılması bir bakıyorsunuz ülke çıkarlarını tehdit olarak tanımlanmış. İç ya da dış politikaya dair bir kararın sorgulanması ise suç. Hele bir de bu icraatların arka planında saklı bir gerçeği es kaza halka söylerseniz yapılan şey düpedüz hainlik sayılıyor. Herhangi bir adaletsizliği, eşitsizliği baskı ya da haksızlığı sorgulamak ne mümkün.

 

Basına dönük bu baskı ve müdahaleler sadece cezai yaptırımlarla da yürümüyor. Türkiye’de medya, tekelleşmenin en fazla yaşandığı sektörlerden biri. Hükümet medyanın yüzde 95’ini kontrol ediyor.  Bu zaten halkın haber alma kaynaklarının tamamının hükümetin elinde olduğunu gösteriyor. Adına yandaş basın da denen bu tekelci güç, iktidara hizmetlerinin karşılığında devletten birçok destek alıyor. Yandaş basın, aldığı desteğin karşılığını fazlasıyla sunuyor.

 

Sadece hükümetin yaptıklarını değil, toplumsal konularda halkın öğrenmesinden çekinilen konularda da bu yandaş basın giriyor devreye. Yetmiyor gerçekleri halka anlatmakta ısrarcı olanlara karşı yürütülen linç girişiminde yandaş basın bir fiil görev üstleniyor. Bu durum halkın haberlere güvenmesinin gittikçe azalmasına neden oluyor.  Türkiye, halkın haberlere güvensizlik oranında dünya ikinci durumunda. Bir üniversitenin yaptığı araştırmaya göre her 5 kişiden 3’ü Türkiye’de basının özgür olmadığına inanıyor. Türkiye dünya basın özgürlüğü endeksinde ise 2002’de 99’uncu iken 2018’de 157. sıraya geriledi. Bu tablo karşısında kimin çıkarına olduğuna bakmaksızın halkın doğru haber almasına sağlamak gerekiyor. Halka yalan söylemek, gerçekleri çarpıtmak suçtur. Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç bu suçu işlemeyen, namuslu gazetecilerdendir. Ve onların derhal serbest bırakılması gerekir.

 

Yazımı Barış Terkoğlu’nun Silivri'den gönderdiği mesajla bitiriyorum: “Görüntüde bir haber nedeniyle tutuklanmış olabilirim. Ancak hem politik bakışım hem gazetecilik tecrübem bu davanın basit bir haber tartışması olmadığını gösteriyor. Bu tutuklama daha öncekilerde olduğu gibi bağıra bağıra geldi, haber sadece bahane yapıldı. Bizim susmamızı, yazmamamızı istiyorlar. Bunu hiçbir zaman başaramayacaklarını göstereceğiz. Her şerde bir hayır vardır derler ya bu tutuklamalarla Türkiye iktidarı içindeki çete oluşumlarını çok daha iyi görme şansına sahip oldu. Benim tutuklanmamın, uğradığım haksızlığın yaşadığımız hukuksuzluğu ülkemizin istikbaline kastedilmesi kadar önemli olduğunu düşünmüyorum. Asıl mesele bu çetevari oluşumlar Türkiye'de Cumhuriyetin başta hukuk olmak üzere biriktirdiği her şeye kast ediyor. Ben asıl bunun konuşulmasını istiyorum. Biliyorum, yanımızda çok kişi var. Onların yüreği benimle, benimki de onlarla.”

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok