Antalya
16.01.2020
A

 

Çevre ve ekoloji açısından 2019 yılı hiç de iyi geçmedi.

3. Havalimanı Nisan ayında ulaşıma açıldı. Havalimanının yeri, kuşların göç yolları üzerindeydi. Hakim kuzey rüzgarları nedeniyle kaza riskinin yüksek olduğu alana, yılın rüzgarlı olan belli günlerinde inişin imkansız olacağı uzmanlar tarafından söylenmişti, dinleyen olmadı. Geçen hafta bu havalimanında bir çok sefer fırtına yüzünden iptal oldu. Kuzey ormanlarının ortasında ve su havzalarına zarar vermesi muhtemel bir konuma yapıldı proje.  Metrosu olan Atatürk havalimanını kapatıp, metrosu hatta yolu olmayan, yol için binlerce ağacın kesildiği 3. Havalimanını bu konuma yapmanın başka amaçları olduğu kesin…  

Türkiye’nin en güney ve en kuzey uçlarına, Mersin ve Sinop’a nükleer santral yapma projeleri devam ediyor. Akkuyu’da mart  ayında santral temelinde “çatlak” oluştuğu iddiaları gündeme gelmiş, ama bu iddialara Hükümet, doyurucu bir yanıt vermedi.  Kaldı ki Türkiye’nin 2019 yılı itibarıyla üretimde bir enerji açığı yok.

 

Yaz aylarında Ilısu Barajı için su tutulmaya başlandı ve tarihi yaklaşık 10 bin yıla varan  antik kent Hasankeyf artık sular altında…

 

2019 yılında Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Salda Gölüne  “Özel Çevre Koruma Alanı” statüsü verdiler. Sonra  “Millet Bahçesi” ilan ettiler. Devamında  alana planla yapılaşma getirdiler… SİT alanı olan bölgede yapılacak işlerin ihalesini ise TOKİ’ye verdiler.

 

Antalya’da Menderes Türel’in vizyon projesi Boğaçay’ını denizle birleştirme fikri yarım kaldı. Buna rağmen, çoktan su tutmaya başlayan nehir ağzı nedeniyle Konyaaltı Sahili erozyona uğradı, Boğaçay yosunlandı. Yeni seçilen Belediye, en az zararla projeyi nasıl geri çevireceğini hesaplıyor.

 

Parça parça korumadan çıkarılan orman alanları, derecesi düşürülerek imara açılan Sit alanları ve  meralar, üstünde  termik santral jeotermal santral yapılmak için korumadan çıkarılan  tarım toprakları, maden ocaklarına açılan su havzaları, mermer için dilim dilim kesilen dağlar ve yok edilen bir tarım….

 

Son günlerde konuşulan ise, Türkiye’nin en önemli alanlarından  Marmara Denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayacak yeni bir kanal.  Bu proje  yapılırsa, kesinkes Türkiye’yi ekonomik ve ekolojik olarak öldürecektir. Kanal İstanbul, Türkiye’nin maddi tüm kaynaklarını birkaç şirketin üzerine geçirmek için yapılan çok tehlikeli bir hamledir. Tıpkı 3.havalimanı gibi, bu proje üzerine iktidarın ürettiği argümanların çoğu gerçek dışıdır. En son, İletişim Başkanlığı’nın hazırladığı bir tanıtım filminde Kanal İstanbul’un yılda 1 milyar dolar  gelir getireceği söylenirken, Ulaştırma Bakanı bu rakamı 5 milyar dolar olarak açıkladı. Buna göre Boğazdan şu anda geçen tüm gemilerin Kanal İstanbul’u kullanması ve her geminin de 100,000 dolar geçiş ücreti ödemesi gerekir. Oysa şu anda Boğaz’dan bir gemi ortalama 3400 dolar ödeyerek geçiyor. Gemilerin, neden daha fazla para ödeyerek, daha dar ve daha uzun bir kanaldan geçmek isteyeceği ise NASA’daki bilim insanlarının araştıracağı derin bir mevzu. Türkiye’nin bir çevre politikası olduğu yalandır.

Milyarları çalacak, doğayı öldürecek  Kanal İstanbul’un,  gerekli bir proje olduğu ise  kuyruklu yalandır.

 

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok