Antalya
10.01.2020
A

Gencecik bir fidan can verip gitti!

Ecelinden mi? Hayır! Parasızlıktan mı? Hayır! Hayasından...

Hayatından vazgeçti de vazgeçmedi hayasından!

Bir haftadır tüm ülkenin gündemi oldu üniversiteli gencin vedası. Ölüm demek istemiyorum çünkü ölüm, doğal sürecinde gerçekleştiğinde ölümdür. Sürecin yönünü değiştiren hiçbir şey ölüm değildir. Bu vedada sürecin yönünü değiştiren bir şeyler var... Kendi ülkesinde yabancı olmak gibi, kalabalıklar içinde yalnız olmak gibi, hayasızlığın ayyuka çıktığı bir dünyada halen edep ve haya ile yaşamak gibi, har vurup harman savrulan bir dönemde gerçekten ihtiyaç sahibi insanların farkında olmamak gibi...

Birilerinin birilerini hiç yüzü kızarmadan, utanmadan ve korkmadan “milyarlarca” dolandırdığı bir dünyada; alt tarafı bir öğünlük yemek fişini bulamadığı için veda etti genç fidan. Gururunu ezemediği için, bir dilim ekmek için kimseye el açamadığı için, kendini boşlukta yapayalnız hissettiği için, hayasız düzenin önünde hayasızca boyun eğmek istemediği için gitti. Geride kalan ise gazete manşetleri için iyi bir malzeme oldu sadece: “Üniversiteli Genç İntihar Etti!” İşte hepsi bu kadar! Tek bir cümle ve bir günlük haber değeri... Oysa yara çok derindeydi! Gören olmadı! Ne kendi sarabildi ne de saracak bir el bulabildi. Süzüldü sessizce boşluğa; kalbindeki nice güzellik ve umudu ardında bırakarak...

Gurur köprüsünü geçemedi ve o köprüden düştü aşağı genç fidan. Geriye sadece ismi kaldı ki ben ismini yazmak bile istemiyorum buraya! Çünkü hayatımız haksız yere ölmüş veya öldürülmüş isimlerle doldu! Bu kara isim listesi son bulmadıkça ve hatta bilakis uzayıp gittikçe sadece yeni isimler duyuyor olacağız. Her gün veda edip giden ve kısa sürede eskiyen yeni isimler... Bu liste noktalanmalı artık ve hiçbir fidan zamanından önce solmamalı!

Yaşamak varken ölüme davetiye çıkaran düzene lanet olsun! Farkında olalım dostlar; yakınımızdaki uzakların, uzağımızdaki yakınların, varla yok arasında mücadele edenlerin, gülen gözlerin arkasındaki gözyaşı ırmaklarının, kabuğun altında kanayan yaraların... Koruyup kollayalım birbirimizi ve sımsıkı sarılalım birbirimize. Hal hatır soralım ve tüm samimiyetimizle gözlerimizin içine bakarak anlayalım birbirimizi. Dinleyelim, el uzatalım, paylaşalım! Çünkü halen hayatta utanma duygusu olan gurur sahibi insanlar var! Onları kendimiz bilelim ve bir olalım! Çünkü biz, bir olduğumuz zaman üstesinden geliriz her şeyin ve biz, bir olduğumuz kadar tamız.

Hayat sınavlardan ibarettir. Kimi varlığıyla kimi yokluğuyla sınanır. Her kaybedişte vardır birçok kişinin vebali! Ve her vebal yüktür insana. Taşır ömrü boyunca farkında olmadan. İşte bu yüzden bir kez daha diyorum ki “Farkında olalım!”

Geçip giden her fidanda, kendisi tokken yanda aç yatan her komşuda, tüyü bitmemiş her yetimin payında, güzelliğimizde, sağlığımızda, varlığımızda, yokluğumuzda, kurduğumuz hayaller ve kırdığımız her kalpte... Vebalimiz var! Gelin atalım yükleri üzerimizden ve daha çok görelim aynanın ardındaki sırları! Daha çok açalım yüreklerimizi ve daha çok uzatalım ellerimizi...

İnsan; bir yemek fişinden kat kat daha değerlidir! İnsan olduğumuzu ve insanı insan yapan değerleri unutmayalım! Ve farkındalıklar... İşte hepsinin ve daha fazlasının farkında olalım! Ki erkenden gitmeyi seçmesin hiçbir fidan! Paylaşmaktan korkmayın! Bir hadis-i şerifte der ki: “Veren el, alan elden üstündür!” (Hz. Muhammed)

Saygı ve Sevgilerimle

Fatih Haktan Coşkun

Paylaş
ETİKETLER:
Yok