Antalya
08.01.2020
A

Birkaç gün önce hayata gözlerini yuman Sezen Yalçıner’le hiçbir tanışıklığım yoktu. Buna karşın adı ne zaman gündeme gelse yüzümde bir tebessüm oluşur, çocukluk yıllarına doğru tatlı bir yolculuğa çıkardım. Ona karşı beslediğim duyguların bir benzerini, muhtemelen yalnızca Ülkü Tamer ve Yalvaç Ural’a karşı hissediyorum.

Çizgi Romanlar ve Çocukluğum

“Çocukluğunu 70’lerin ikinci yarısında 80 ortalarına kadar olan zaman diliminde yaşayanların önemli bir kesimi, Yalçıner’e bir şeyler borçludur” desem, sanırım yanlış olmaz. Neden mi? Gelin hayatın tanıklığında, bunun nedenini açıklamaya çalışayım:

Dönemin koşulları çizgi romanı zararlı bir alışkanlık olarak kodlasa da, 70’li yıllarda onun bastığı kitaplarla tanışan kuşaklar, şimdikinin aksine, bırakın şiddete eğilimli olmayı veya genel okuma alışkanlığından uzak durmayı, gerçek birer kitap kurduydular. Milliyet Çocuk Dergisi ve Cem Yayınları Çocuk Dizisi’yle başladığım okuma alışkanlıklarını bugüne kadar sürdürmemde en önemli etkenlerden biri de Tay Yayınları etiketi taşıyan çizgi romanlardı.

Kahramanlar Arasında

Yaz tatiline girdiğim gün, yalnızca rutin okul günlerinin dışına çıkmanın verdiği mutluluk değildi yaşadığım. Bir kısmı tavan arasına ya da bilmediğim bir yere taşınan kitaplarıma yeniden kavuşur ve eksik serileri tamamlamaya başlardım. Beni kimi zaman Vahşi Batı’nın ıssız çöllerine, kimi zaman uzayın derinliklerine ve bilinmeyen bir dünyanın bir köşesine yollayan o eşsiz kahramanlar arasında kimler yoktu ki? Söze, ülkemizde belki de en çok sevilen çizgi romanlardan olan Zagor’la başlayayım. Darkwood Ormanı’nın koruyucusu, iyilerin dostu, kötülerin amansız düşmanı olan Baltalı İlah, yanına aldığı Sevimli Fıçı Çiko ile serüvenden serüvene atlar, bana unutulmaz anlar yaşatırdı. Mister No’nun külüstür pırpırı sayesinde, şimdilerde vahşi kapitalizmin dişlileri arasında talan edilmeye yüz tutan Amazon ile çocuk yaşlarda tanıştım. Çevre dostu ve yerli kabileleri “uygar beyaz adamdan” korumaya meyilli Jerry Drake, kendi bacağından asılan koyunların dünyasına prim vermeyerek bizlere bambaşka dünyaların kapısını aralıyordu.

Zararlı Değil Rehber!

Sonraki yıllarda tanıştığım iki adam için de benzer şeyleri söyleyebilirim: Ata Nirun’un Bilinmeyen Dergisi’yle eşzamanlı olarak yaşamıma giren Atlantis (Martin Mystere), Bermuda Şeytan Üçgeni’nin gizemlerini, Mısır Piramitleri’yle ilgili sırları, UFO’ları, Atlantis ve Mu Kıtalarının neden yeryüzünden silindiğini, insanı hayrete düşürecek tezler eşliğinde konu alıyordu. Peki, ya Alaska namlı Ken Parker? Şayet bir çizgi romanın insan hayatını ne denli değiştirebileceğine bir örnek açmam gerekse, yol rehberim muhakkak o Uzun Tüfek olurdu. Yerli soykırımının ve siyahîlerin köleleştirildiği bir çağın bütün hüznünü içinde taşıyan Parker, adalet, vicdan, haksızlıkla mücadele gibi pek çok onurlu davranışın tohumlarını atması nedeniyle benim için gerçekten de özeldir.

Yalçıner’e Selam ve Minnet

Halkaya eklenebilecek Gordon, Kızılmaske ya da o yılların aynı adlı, çok tanınan westerninden adapte edilen Bonanza, yalnızca içerikleriyle değil, özenli bir yayın politikası; ama en çok da kapaklarıyla bana ve kuşağıma rehber olmuştu. (Kapak demişken, alanında gerçek bir öncü olan ressam Aslan Şükür’e de buradan bir selam yollayalım.)

Günümüzde sinemanın da etkisiyle emperyalist yaklaşımın sevimli birer vitrinine dönüşen süper kahramanların tamamen uzağında, çoğunlukla yaşayan imgeler arasında gezinen, genellikle İtalyan menşeli o çocukluk yıldızlarımı bana ulaştıran Sezen Yalçıner’e veda ederken bu yüzden içim burkuluyor. Onu minnetle anıyor ve mütevazı çizgi roman koleksiyonuma her bakışta onu benzer duygularla anacağımı biliyorum. Mekânın cennet olsun güzel adam.

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok