Antalya
03.01.2020
A

Sigarayı bırakmak için o günü bekler ve “Bu son paketim, artık içmeyeceğim” deriz.

Diyete başlamak için o günü bekler ve “Bu çikolatayı da yiyeyim, nasıl olsa bir daha yemeyeceğim” deriz.

Spora başlamak için o günü bekler ve “Bu ay çok ödemem var, diğer ay spora baslayacağım” deriz.

Sınava hazırlanmak için o günü bekler ve “Bugün biraz daha gezeyim, nasıl olsa bir daha sokağa bile çıkamayacağım” deriz.

Hatta bazen, daha iyi bir insan olmak için bile o günü bekler ve “Bu zamana kadar çok kalp kırdım, bencillik ettim, artık kendime biraz çeki düzen vereceğim” deriz...

Bu liste uzar gider...

“Hele şu gün geçsin; sonra her şey bambaşka olacak” dediğimiz fakat o gün geldiğinde yine hiçbir şey yapmadığımız kaç günü geride bıraktık kim bilir! İnsanoğlu en çok ve en çabuk kendine bahane buluyor! Çünkü kolaydır kendimizi kandırmak... Vicdanımız dışında! Bir tek o bilir gerçeği ve aslında mazeret gibi gösterdiğimiz şeylerin bahaneden başka bir şey olmadığını.

Farkında mısınız?

Ne çok şey var ertelediğimiz... Ve hepsi de çok güzel... Olumsuz olanı, yaramaz olanı ve zararlı olanı çok çabuk benimseyen ve ilk fırsatta hayata geçiren biz; güzel olan ne varsa erteliyoruz... Hep, o hiçbir zaman gelmeyecek olan günü bekliyor ve o güne bel bağlıyoruz. Oysa “gelecek de bir gün gelecek” diye beklediğimiz anlar birer birer mazi oluyor ve hiç farkında değiliz. “Zaman su misali” derler ya hani ve eklerler: “Zamanla yarışılmaz” diye; gerçekten doğru! Zamanla alışılıyor her şeye belki ama dört nala koşan zamanın hızına yetişilmiyor! O yüzden bırakmalı akışa kendimizi ve hayalini kurduğumuz ne varsa, hepsini hayata geçirmek için ilk adımı atmalı! O yüzden bırakmalı özgürlüğün kollarına kendimizi ve başkalarının hayatlarıyla kendi hayatımızı kıyaslamaktan bir an önce kaçmalı! Çünkü başkalarının hayatlarıyla yaşamak en büyük esarettir! Her insan, kendi hayatını özgürce yaşayacak kadar cesur olmayı öğrenmeli ve bu uğurda sahip olacağı tüm yara izlerini en baştan kabullenmeli! İnsan, başkalarını değil ilk olarak kendini yenmeli! İşte en büyük zafer budur! Ve özgürlüğün başladığı en büyük adım da...

İlk kitabım olan “Biraz Gece Biraz Hece”de şöyle bir dörtlüğüm vardı:

“Başkasıyla yarış bir gün biter

Ya sen onu bırakırsın ya o seni

Oysa kendinle yarış hiç bitmez

Ne sen onu bırakırsın ne o seni”

İşte hayat da tıpkı böyledir; en büyük yarış, insanın iç dünyasında kendisine karşı verdiği mücadeledir. Uzun bir maraton... Belki ömür boyu sürecek kadar... Fakat bir o kadar da insanı ehlileştiren...

Var mısınız?

Gelin 2020’nin bu ilk günlerinde; belki geç kalmış -ki hiçbir zaman hiçbir şeye geç kalmış sayılmaz insan- veya belki çoktan farkındalığa ermiş olsak da yepyeni bir sayfa açalım kendimize! Her şeyden önce kendimizi yeniden gülümseyerek karşılayalım aynada ve bize mutluluk veren herkesi ve her şeyi kucaklayarak başlayalım güne: Annemizi, babamızı, çoğumuzu, eşimizi, sevgilimizi, arkadaşımızı, kedimizi, köpeğimizi, saksıdaki çiçeğimizi ve hayatımıza değer katan daha birçok güzelliği...

Çoğu zaman farkında değildir insan, sahip olduğu güzelliklerin. Gelin bu yıl farkında olalım hepsinin! Gözümüzü, başkalarının hayatlarından çekip kendi dünyamıza çevirelim. İnanın mutlu olacak o kadar çok şey var ki her birimizin hayatında... Sadece görelim veya görmeyi öğrenelim! Her yeni gün, yeni bir umuttur insana. Yepyeni bir sayfadır, yepyeni cümleler yazabilmek için. Gelin bu yıl tertemiz sayfalarımıza, tertemiz niyetlerimizle, yepyeni cümleler yazalım! Ben kalemi elime aldım bile çoktan 😊

Şimdi sıra sizde!

En güzel cümleler sizin olsun bu yıl!

“Yedi Renkli Kalem” isimli köşemde yeni yılın ilk yazısını harika bir slogan ile noktalıyorum:

“Kaderini Sev! Belki Seninki En İyisidir!”

Sevgilerimle...

Fatih Haktan Coşkun

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok