Antalya
03.01.2020
A

Bir yıl geride kaldığında geçmişe dönük bir bilanço çıkarılıyor ister istemez. Hoş, kaç yıldır Türkiye’nin siyasi bilançosu daima eksilerde… 

2019 yılına kuş bakışı baktığımızda açıklanan dokuz aylık ekonomik büyüme (GSYH) rakamları  eksi birbuçuk (-1,5) civarında… Ekonomi 2018 sonundan itibaren küçülme veriyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’den beri yıllık ekonomik büyüme ortalamasının %5 olduğunu bilirsek, ortadakinin çok derin bir kriz olduğu anlaşılır.  Buna paralel olarak Türkiye’nin çok ağır işsizlik tablosuyla karşılaştığı da ortada. İşsizlik %14 dolaylarında…  Daha önceki yılarda bu oran daima %10-11 civarlarındaydı. Yatırımların azalması, önümüzdeki süreçte de işsizliğin kolay kolay erimeyeceğini gösteriyor. Çalışan ücretli kesimin yarısının da asgari ücretle çalıştığını  göz önüne aldığımızda, ekonomik tabloda yoksulluğun rengi daha çarpıcı hale gelecektir. 

2018 yılındaki Türkiye’nin ilk yetkili Cumhurbaşkanı seçimi sırasında yapılan propaganda ile şu anda yaşanan gerçekler hiç örtüşmüyor. Fakat ne kadar gündem değiştirilmeye çalışırsa çalışılsın, hayatın gerçeklerinden kaçmak mümkün değil… Bunun ilk sinyalleri 30 Mart’ta yapılan Belediye seçimleri üzerinden gerçekleşti. İktidarda bulunan AKP-MHP bloku, Cumhur ittifakı olarak girdiği seçimlerde toplamda fazla bir oy kaybetmemiş gözükse de neredeyse tüm önemli Büyükşehirleri kaybetti. İstanbul’da 13 bin farkla kaybettiği seçimi, maddi çıkarlarına uygun bulmadığı için tekrarlattı. Bu sefer 800bin oy farkı gibi bir hezimetle karşılaştı.

Ardından kendisinden kopan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ekiplerinin küçük çapta muhalefeti iktidarı daha çok panikletti. Çünkü % 51 ile zar zor seçim kazanırken MHP’nin mutlak desteğine muhtaçtı ve  % 1 oy bile önemliydi.  Kendi bünyesinde kopan kadrolardan  iki ayrı parti kuruluyor oluşu, seçim dinamikleri açısından kendisine büyük zarar verme potansiyeli barındırıyordu.  Bunun önüne geçmek için iktidar, özellikle milliyetçilik etrafında propaganda örüyordu. Bu yüzden TSK, Ekim ayında Kuzey Suriye’ye yönelik “Barış Pınarı” harekâtını gerçekleştirdi. Devamında hem ABD’nin hem Rusya’nın karşı çıkmasıyla Harekât bir haftada sona erdirildi. Üstüne ABD Başkanı Trump’ın, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok ağır ithamlarda bulunduğu bir mektup yazdığı ortaya çıktı. Bugün haberlere bakarsak, ne mektup ne Barış Harekâtı gündemde kendisine yer bulabiliyor. Ama Başkanlar düzeyinde  gizli görüşmeler devam ediyor.

Son günlerin popüler konuları ise arada önümüze sürülen yerli otomobil yapma girişimi ve Kanal İstanbul projesi…  Bu iki projenin de yapılabilirliği yok, alt yapısı yok, ekonomik mantığı yok. Üstüne üstlük Kanal İstanbul projesi ekolojik bir kıyamete zemin hazırlıyor.  Ama iktidar bu projeleri gündeme getirmekle a) Gündem belirlemeye devam ediyor b) Kutuplaştırma yöntemiyle parti tabanını kendi yanında tutma becerisini devam ettiriyor c) Yapacağı kanun ve ihalelerle projeler gerçekleştirilmese bile yandaş işadamlarına kaynak aktarımına devam etmeyi sağlıyor…  Şehir hastaneleri, enerji yatırımları, Kentsel dönüşüm, yol/köprü ihaleleri, hepsi iktidarın bilinçli olarak sürdürdüğü kaynak transferi biçimleri… Ekonomi küçülüp, bütçede para kalmayınca yapılan ve yapılacak olan zamlar yoksul halkın (bu süreçte ekonomik olarak en çok zarar gören orta sınıfların)  daha çok sırtına binecek. Bu ekonomik ve siyasi tablonun hukuka ve çevreye iz düşümü elbette ki daha karanlıktır. Bunlara da başka yazılarda değineceğiz.

Hepsini alt alta koyduğumuzda ne yazık ki 2020 yılının önceki yıllardan daha zorlu geçeceğini şimdiden söyleyebiliriz….

2019 iyi bir yıl değildi, 2020 daha sert olacağa benziyor…

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok